29 Aralık 2016 Perşembe

Yılbaşı'nda Roma ve Gezilecek yerler

Evimiz :)

Uzun zamandan beri yeni yıla yurt dışında girme hayalim vardı. Geçen sene arkadaşlarım hadi yılbaşında hep beraber Roma’ya gidelim deyince direkt atladım tabi bu teklife. Aylar öncesinden yapılan bir plan olmadığı için biletlerimizi Alitalia’dan aldık. Her hangi bir zamanda İtalya’ya gitmek isterseniz Alitalia oldukça uygun fiyatlara sahip aklınızda olsun. Bir gece önce İstanbul’da bastıran kar gözümüzü korkutsa da ertesi sabah kazasız belasız, rötarsız bindik uçağımıza.

Daha önceki Roma seyahatimde otelde kalmıştık ama bu sefer değişiklik olsun dedik ve AirBnb sitesinden Campo de Fiori meydanında iki odalı bir ev kiraladık. (Yüksek tavanlı, eski İtalyan tarzında bu evden ve sahiplerinden o kadar memnun kaldık ki hala evimiz diye bahsediyoruz ).

Yılbaşına iki üç gün kala gittiğimiz için öncesinde tekrar bir şehir turu atalım dedik.
Bu yazı vesilesi ile de tekrar Roma’yı tanıtayım sizlere.

Roma Gezilecek yerler:




Kolezyum
Roma’nın sembollerinden biri olan Kolezyum bir arenadır. Vespasianus tarafından MS 72 yılında yapımına başlandı ve MS 80 yılında Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır.
İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri seçildi.

Kolezyum’a sıra beklemeden öncelikli girmek isterseniz Roma Pass almanızı öneririm. Roma Pass çoğu yerde öncelikli giriş hakkının yanı sıra, ulaşım hizmetlerinde de kullanılıyor. Bir çok mağaza ve restoranda da indirim sağlıyor. Roma Pass’ı Kolezyum’un karşısında bulunan büfeden, havaalanından yada turist bürolarından alabilirsiniz.

İspanyol Merdivenleri
Roma’nın en çok turist çeken yerlerinden biri de burası. Şu anda restorasyon altında olduğu için etrafı kapalı. Geçen gidişimde gördüğüm için benim için pek de fark etmedi ama abartıldığı gibi bir yer de değil. Açık olduğu zamanlar o kadar kalabalık ki göremiyorsunuz zaten mimarisini. Merdivenler 1725 yılında açılmış. En önemli özelliği kelebek biçimli tasarlanması. o dönemde İspanya büyükelçisi bu meydanda yaşadığı için meydan ve merdivenler bu ismi almış.
Merdivenlerin hemen karşısında bulunan Fontana della Barcaccia (Yani Gemi çeşmesi) çok daha ilgi çekici benim için. Gemi çeşmesi Barok tarzında yapılmış bir tatlı su çeşmesidir. Çeşmenin ismi yarı batmış gemi şeklinden ve bazı kısımlarından su fışkırtmasından almaktadır. Çeşme 1627 yılında Pietro Bernini ve oğlu Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılmıştır.

Ünlü markaların mağazaları da ispanyol merdivenlerinin karşısında bulunan Via Condotti caddesindedir.
Giderseniz dikkatli olun Trevi çeşmesi ve merdivenler en çok yankesicilik olaylarının yaşandığı yerlerden.


Fontana di Trevi
Yada bizde bilinen adıyla “Aşk Çeşmesi”. Bir önceki gidişimde para atmıştım buraya dileklerim olmadı ama tekrar Roma’ya gitme fırsatım oldu. İkinci gidişimde tekrar attım (hatta blogda çekiliş yapıp 3 kişi için daha attım). Bir daha Roma’ya gitmem derken hiç ummadığım bir sebeple bu bahar tekrar Roma yolları gözüktü bana. Anladım ki para atmak sadece gidiş-gelişe yarıyor. Dilekler tutmadığına gore.

Roma'da Poli Sarayı'nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı su yolunun bu noktada toplanmasının isminin nedeni olduğu iddiası da vardır.

Trevi Çeşmesi'nın tarihi, İmparator Augustus döneminde başlar. Tarih, su arayan askerlere su kaynağının yerini gösteren bir kızın efsanesine dayanmaktadır. İmparator Augustus'nun damadı Agrippa, akan suyu Vergine su kemeri ile Pantheon'a kadar ulaştırmıştır. 8. yüzyılda, 12. yüzyılda V. Niccolo tarafından ve 15. yüzyılın ortasında 4. Paolo tarafından restore edilmiştir.

Ben 2015 yılında gittiğimde büyük bir restorasyon geçiriyordu çeşme. İkinci gidişimde ise restorasyon bitmişti ve gerçekten muhteşem görünüyordu.

Roma Forumu ve Palatine Tepesi
Roma Forumu hemen Kolezyum'un yanında yer alıyor. En önemli antik yapılar bu bölgede yapılmış. Binaların bir kısmı idare binası, hapishane vs. olarak kullanılsa da birçok mabet de bu bölgede yer alıyor. Antik romalılar tarafından "Forum Magnum" yada sadece "Forum" olarak adlandırılan bölge döneminde toplumsal olayların tartışıldığı, konuşulduğu önemli bir yapıymış.


Campo de Fiori
Bu meydan gece gündüz demeden en kalabalık ve hareketli meydanlardan biri. Gündüzleri kurulan pazarda yiyecek maddelerinden, giyim eşyasına kadar bir çok şey satılıyor. Geceleri ise meydanda bulunan kafe ve barların etkisiyle cıvıl cıvıl oluyor.
Eskiden halka açık idamların yapıldığı günümüzde ise Roma'nın en ünlü ve hareketli meydanlarından biri olan Campo de Fiori'nin adı "çiçek tarlası" anlamına gelir.
Meydanın ortasında heykeli bulunan astronom ve filozof Giordano Bruno bu meydanda düşünceleri sebebiyle engizisyon kararı ile yakılmıştır. Yakılmadan önce "Tanrı, iradesini hakim kılmak için Yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar" demiştir.
Sokaktaki günlük yaşamı görmek isteyenler için pazar günü hariç her gün kurulan pazar iyi bir seçenektir. Ayrıca birçok sokak sanatçısı da bu meydanda gösteri yapar.


Navona Meydanı
Navona Meydanı (Piazza Navona) Roma'nın en hareketli, en güzel meydanlarından biridir. İmparator Domitian zamanında stadyum olarak kullanılan elips şekilli meydan 30.000 seyirci kapasiteliymiş. Papa X. İnnocent (1644 - 1655) döneminde Papa'nın emriyle yeniden yapılandırılarak meydan haline getirilmiş. Barok tarzında yapılan meydanda bulunan çeşmeler arasında en ünlüsü Bernini tarafından yapılan "4 Nehir Çeşmesi"dir (Fontana dei Quattro Fuimi). Bu çeşmenin adı 4 kıtada bulunan 4 ana nehrin adından gelir. Bunlar; Nil, Ganj, Tuna ve Plata'dır. Çeşmenin ortasında bulunan sütun ise Roma döneminden kalmadır. Üstünde ise İmparator Vespasianu, Titus ve Domitian'ın isimleri yazar. Çeşme Papa için yapılmıştır. Diğer iki çeşme ise Giacomo della Porta tarafından yapılan "Fontana del Moro" ve yine aynı sanatçı tarafından yapılan "Neptün Çeşmesi"dir. Meydanda bulunan çoğu bina 16. ve 17. yüzyıldan kalmadır. 
Günümüzde Roma'nın en hareketli meydanlarından biri olan Navona hem gece hem de gündüz çok kalabalık ve eğlencelidir. Sokak sanatçılarının gösteri yaptığı meydanda özel günlerde de panayırlar kurulur...



Castel San’Angelo
Burası Roma'nın en eski ve tarihi yapılarından biridir. İkinci Yüzyılda imparator Hadrian ve ailesi için mozole olarak yapılmıştır. Sonraki yıllarda ise Papa'nın konutu ve hapishane olarak kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan burada hapis yatan mahkumlar arasındadır. Kalenin içinde Vatikan'a giden gizli bir yol bulunmAktadır. Kalenin en üst katı en iyi Roma manzarasına sahip mekanlardan biridir. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.


Altare Della Patria / Vittorio Emanuele II Abidesi
İtalyanların beyaz pasta diye dalga geçtikleri bu abide 1911 - 1925 yılları arasında inşa edilerek Birleşik İtalya Krallığının ilk kralı Victor Emanuel adına yapılmış. Beyaz mermerden yapılan abide 135 metre eninde ve 70 metre yüksekliğinde. Yapının alt kısmında da İtalya Birleşme müzesi bulunuyor. Anıtın üst tarafında da girişi paralı olan bir seyir terası var. 




Vatikan
Vatikan’a gidecekler için bir bilgi vermek isterim. O kadar uzun kuyruklar oluyor ki (birde aralara kaynamaya çalışanlar) bu yüzden sabah erken saatlerde orada olmanızı öneririm. Son yıllarda yaşanan terror olaylarından dolayı da güvenlik had safhada. Ayakkabılarınızı bile çıkartmak zorunda kalabilirsiniz kontrolde bu yüzden kolay giyip çıkarılabilen şeyler giymenizi tavsiye ederim. Kış aylarında giyim yönünden bir sorun yaşamasanız da yaz aylarında gittiğinizde kollarınız yada bacaklarınız çok açıksa sorun yaşayabilirsiniz.

Aziz Petrus Meydanı
Vatikan devleti ve şehrinde yer alan, aynı zamanda devletin en ünlü meydanıdır. Aziz Petrus Meydanı her yıl binlerce Katolik'in ibadet için geldikleri Aziz Petrus Bazilikası'nın önünde geniş bir alan üzerinde yer alır. Alan dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmıştır. Meydanda iki adet  çeşme yer alır. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer çeşme ise Domenico Fontana’nın eseridir.
Orta kısımda ise Papa V. Sixtus tarafından diktirilen 25,5 metre yüksekliğinde bir Mısır dikili taşı bulunmaktadır. Bu dikili taş Mısır dönemi içerisinde bilinmeyen bir firavun tarafından yaptırılmış ve Roma'ya Mısır'dan getirilerek diktirilmiştir. Dikili taşın üzerinde bir Çapraz Hac yer almaktadır.
Papa her noelde meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten dinleyicilerine seslenerek mesajlarını okumaktadır.






Aziz Petrus Bazilikası
Aziz Petrus Bazilikası veya San Pietro Bazilikası Roma'daki en büyük 4 bazilikadan  ikincisidir. Vatikan'daki en göze çarpan binadır. Kubbesi ile Roma'nın siluetindeki en önemli parçalardan biridir. Hıristiyanlığın en büyük kilisesidir. 23.000 arazi üzerine kuruludur. 60.000 kişilik kapasitesi vardır.

Sistina Şapeli
Buraya girmeden once ise en büyük tavsiyem giriş biletlerinizi önceden internetten alın. Yoksa kuyruk beklenecek bir uzunlukta değil. Kuyrukta karaborsa bilet satanlardan da 5-6 euro fazla verip alabilirsiniz isterseniz tabi.

Vatikan'da, Papa'nın resmi ikametgâhı Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapeldir. Esasen Cappella Magna olarak bilinen şapel, adını onu 1477 – 1480 yılları arasında restore eden Papa IV. Sixtus'tan aldı. O zamandan bu yana şapel hem dini hem sivil papalık etkinliklerine ev sahipliği yapan bir yer oldu. Günümüzde papalık seçimlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Sistina Şapeli'nin şöhreti büyük oranda iç mekânını süsleyen fresklerden gelmektedir. Bunlar arasında en önemlileri Michelangelo tarafından yapılan Sistina Şapeli tavanı ve Son Hüküm'dür.


Pantheon
Pantheon yunanca tüm tanrıların tapınağı demekmiş. İmparator Hadrianus tarafından 118 - 125 tarihleri arasında inşa ettirilmiş. Pantheon Romada bulunan en eski beton kubbeli ve sağlam kalan binaymış. 43 metrelik çapı bulunan kubbenin o zamanın teknolojisi ile betondan yapılması hala araştırılıyormuş. Söylenenlere göre Pantheon'un o meşhur kubbesinde bulunan delikten sadece ışık giriyormuş ve nasıl bir hesaplama yapılmışsa yağmur, kar vs. girmiyormuş...
Açıkçası Pantheon'un hem ürkütücü hem de büyüleyici bir havası var. Bu kadar iyi korunmuş olması da bu etkileri arttırıyor...


Roma’da yılbaşı
Her yer ışıl ışıl, dev çam ağaçlarıyla süslü (özellikle kolezyum, vatikan ve Emanuel anıtının önündekiler harikaydı) ama yılbaşı gecesi bir aksiyon yok açıkçası. Ağırlıklı olarak katolik olan İtalyanlar sanırım Noel’e daha çok önem veriyor. Vatikan çevresi Hz.İsa’nın doğumunu anlatan çok güzel süslemelerle çevriliydi ama başka bir hareket yoktu. Bu arada özellikle vatikan çevresinde sokakta yatan o kadar çok insan var ki inanamadım. Sanırım çoğunluğu Suriyeli mültecilerdi. Daha Önceki gidişimde hiç böyle bir şey görmemiştim.Kolezyum yakınında onların ünlü pop şarkıcılarından birinin konseri vardı ama bir şey olur, bomba vs. patlar korkusundan o kalabalığa girmeye cesaret edemedik.
Kolezyum çevresi çok kalabıktı. Bizde yeni yıla orada girdik ama hem aşırı kalabalık hem de insanların attıkları maytap ve torpiller ister istemez huzursuz etti bizi. Yılbaşı gecesi özellikle 12’den sonar sokaklar daha canlandı. Campo de Fiori, Navona gibi meydanlarda bulunan kafe ve restoranlar keyifli hale geldi. Yine de başka bir ülkede yılbaşı deneyimi yaşamak kesinlikle keyifli oldu bizim için. Belki başka ülke yada şehirler daha hareketlidir denemek lazım :)





Roma’da yemek önerileri
Trastevere tarafında Fish Market güzel bir balık restoranıdır.
Navona meydanı tarafında L'Arcano restoran ve Fatto in Casa (yılbaşı yemeğimizi burada yedik) da da italyan mutfağının güzel örneklerini tadabilirsiniz. Campo de Fiori’de bulunan bütün cafelerde benim hoşuma gitti açıkçası
Da Bafetto süper bir pizacıdır.
İspanyol merdivenlerine giderseniz yanında bulunan 1893 yılında açılan Babington Tea House’da yada Via Condotti de bulunan 1760 yılında açılan Roma’nın en eski kafesi olan Caffe Greco’da bir şeyler içip, yemeniz. Açıkçası Greco’nun daha güzel bir havası var. Ama yer için uzun sure bekliyorsunuz. Biraz (!) da pahalı doğruyu söylemek gerekirse.
İspanyol merdivenlerinin orada Pompi de harika tiramisular yiyebilirsiniz.
Yine İspanyol Merdivenlerinin orada bulunan Ditta Guerra makarnacısı çok turistik ve kalabalık olmasına rağmen bence her hangi bir yerde yiyeceğiniz bir makarnadan farklı değil.

 Yılbaşı gecesi Roma ve diğer videolarımı izlemek isterseniz tıklayın




26 Aralık 2016 Pazartesi

Duatepe Anıtı - Polatlı




Duatepe: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın 10 Eylül 1921'de başlayan Türk genel karşı taarruzunda, düşmandan geri alınan ilk tepedir.
Dua Tepe'de Ekim 1999 tarihinde çalışmalara başlanıp; 20.000 ağaç ile ağaçlandırılması ve anıt tamamlanarak 12 Eylül 2000 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete açılmıştır.
Dua Tepe'deki Anıt, otopark, bağlantı yolu, yürüme yolu, tören alanı ve anıt olmak üzere beş ana bölümden meydana gelmiştir. Anıt duvarlarında, Dua Tepe' deki seksenbir şehidin pirinç harflerle yazılmış bilgileri bulunmaktadır. Anıtın ve heykellerin yaratıcısı Devlet Sanatçısı heykeltraş Metin Yurdanur' dur. Anıt simgesel olarak, Anadolu halkının Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yüzyılların geriye çekilişini tersine çevirerek Dua Tepe' de coşkun bir ırmak gibi zaferlere ve uygarlığa koşmasını anlatır. Mustafa Kemal' in şahlanan atının üzerindeki figürü Türk Milletinin önderi olmaktan duyduğu gurur ve mutluluğu ifade etmektedir. Geri plandaki Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın heykelleri emir komuta birliğini, Halide Edip Adıvar’ın heykeli ise Türk Kadınının Kurtuluş Savaşına olan katkısını anlatmaktadır. Atatürk ve yaverinin dürbünle ovayı izledikleri hali ise birazdan kazanılacak olan zaferi ve ardından gelecek bağımsızlığı umutla bekleyen Türk Ulusunu ifade eder eder.



Dua Tepe, Mustafa Kemal Paşa’nın Gazi Tepe’de attan düşmesi sonucu kaburga kemiklerinin kırılmasına rağmen görevini ısrarla sürdürdüğü ve bu nedenle Türk’ün azim ve kararlılığının simgesi olmuş bir arazi kesimidir. Anıtta bulunan iki bayraktan biri 38 nci alayın sancağını, diğeri ise Türk Bayrağını ifade etmektedir. 


Kaynak: http://www.bilinmeyenler.org/genel-tarih/duatepe-sehitlik-aniti-polatli.html

Amatör Gezgin'in Notları:

Anıtın çevre düzenlemesi gerçekten de çok başarılı. Tepe tam anlamıyla tüm çevreye hakim ve insan o manzarayı gördükten sonra ister istemez kafasında savaşın o zamanki durumunu, tepenin önemini ve verilen canları düşünüyor. Üzüldüğüm nokta ise 19 mayıs gibi önemli günlerden birinde burada hiçbir törenin yapılmaması ve anıt görevlisinin verdiği rakamlara göre çok az ziyaretçinin gelmesiydi anıta.
Stratejik önemini de göz önüne alarak 5377 askerimizin burayı almak için canını verdiğini görünce insan bu topraklarda yaşamanın, bu vatana sahip olmanın önemini daha da anlıyor....

19 Aralık 2016 Pazartesi

Tur mu? Tek başına seyahat mi?


Hollanda / Kasteel de Haar

Bazen sorular geliyor bloguma. “Turla gezmeyi mi, tek başına olmayı mı önerirsiniz?” yada “Hangi tur firmasını önerirsiniz?” diye.

Öncelikle şunu söylemem gerekir. Bir isim vermem doğru olmaz ama sektöründe en çok bilinen, güvenilen, hakkında şikayeti az olan hangi firma yada firmalarsa onları öneririm. Peki tur mu, bireysel gezi mi? Derseniz ne olur? Benim kişisel tercihim bireysel gezmektir ama bu herkes için farklılık gösterebilir.

Turla seyahat etmenin artıları:

- Tur şirketi aracılığı ile Vize almak çok daha kolay olabilir.
- İşini iyi bilen bir rehbere denk gelirseniz gittiğiniz yer hakkında enteresan bilgiler öğrenebilirsiniz.
- Özellikle ilk defa yurt dışına gidecekseniz (hatta ilk defa uçağa binecekseniz) çekiniyorsanız Rehberiniz size her konuda yardımcı olacaktır. Yabancı dil bilmenize de gerek kalmaz.
- Gittiğim ülkede yada şehirde nerede kalmalıyım, nereleri gezmeliyim diye plan program yapmak zorunda kalmazsınız. Turda gideceğiniz her yer, kalacağınız her otel bellidir ve rehber tarafından gezdiğiniz yerler hakkında bilgilendirilirsiniz.
- Çocuklu aileler ve belli bir yaşın üstündekiler için turla gitmek çoğunlukla daha rahat olur.
- Alışverişi nereden yapmalıyım, istediğim gibi bir yemeği nereden yerim diye düşünmek zorunda kalmazsınız. Rehberiniz burada da devreye girecektir.

Turla seyahat etmenin eksileri:

- İstediğin her yeri gezmekte özgür olamayabilirsin 15 – 20 kişi ile grup halinde dolaşmak zorunda olduğundan kaçırdığın noktalar olabilir. Serbest zaman kısıtlı olduğu için de yeterince göremeyebilirsin istediğin yerleri.
- Katılım zorunlu olmasada Ekstra turlar eklenince tahmin ettiğinden çok daha fazla para harcayabilirsin.
- Serbest zaman bitiminde kaybolan yada geç kalanları bekleyerek zaman kaybedebilirsin. Bu gibi durumlar gezi programını dahi sekteye uğratacak hale gelebilir.
- Tur rehberiniz suratsız, aksi, yada az bilgili çıkabilir.
- Aynı şekilde grubun diğer üyeleri arasından da aksi, kavgacı yada uyumsuz birileri çıkabilir ve tatiliniz zehir olabilir.
- Konaklayacağınız otelleri kendiniz seçemeyeceğiniz için beğenmeyebilirsiniz.
- Görmeyi çok istediğiniz bir yeri “Panoramik şehir turu” adı altında otobüsten göz ucuyla görmek durumunda kalabilirsiniz.

Başta da dediğim gibi benim kişisel tercihim kendi başıma gezmek, seyahat etmek. Bunun sebeplerinden biri de hayatımda ilk son olan tur maceramdır. Görmek istediğim neredeyse hiç bir yeri doğru dürüst göremediğimden, gruptaki insanların değişik huy ve hareketleri, otel seçimleri yüzünden bir daha bu işe kalkışmadım. Bu gittiğim yerlere de daha sonra tekrar gittim detaylı gezmek için.

Yani ben tur olayına sıcak bakmayan gruptanım. Plan, program severim ama vakit sorunu olmadan gönlünce gezmek, beğendiğin yerde bir gün daha fazla kalmak yada hiç bilmediğin bir yerden geçerken “Aaa burası da güzelmiş, hadi burada da kalalım” gibi konular benim tura olan ilgimi azaltıyor. Sizin de aklınıza gelen farklı artı ya da eksi yönler varsa paylaşırsanız sevinirim.

Neyse aslında önemli olan turla gitmek, tek başına gitmek yada arkadaş grubuyla gitmek değildir. Önemli olan bir yerden başlama, adım atmaktır keşfetmek için.

10 Aralık 2016 Cumartesi

Mainz / Gutenberg Müzesi

Gutenberg İncili

Ren nehri kıyısında yer alan Mainz Rheinland-Pfalz eyâletinin başkenti ve eyâletteki en büyük kenttir. Mainz aynı zamanda Avrupa'nın belli başlı deniz, demir, hava ve karayollarının kesiştiği bir noktadır.

Matbaayı icat eden ünlü mucit Johannes Gutenberg’in doğduğu kent olma özelliğine de sahip olan Mainz, bir festivaller ve eğlenceler merkezidir de ayrıca. Kentin merkezinde ve kenar mahallerinde büyüklü küçüklü ellinin üzerinde festival, şenlik ve kutlamalar düzenlenir. Kentteki Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nde yaklaşık 35.000 öğrenci öğrenim görmektedir.

II. Dünya Savaşı sırasında yapılan bombardımanlar sonucu çok büyük yıkıma uğramış, kent merkezinin neredeyse tümü yerle bir edilmiş olsa da, savaştan hemen sonra başlatılan restore çalışmaları sonucu, kent adeta yeniden yapılandırılmıştır.




Johannes Gutenberg kimdir?
Johannes Gutenberg 1447 yılında hareketli parçalar ile yazı baskısını Avrupa'da başlatan, kuyumcu, matbaacı ve yayıncıdır. Gutenberg'in buluşu modern dönemin en önemli olayı ve matbaa devriminin başlangıcı, kendisi de modern matbaacılığın babası kabul edilir.
Büyük mucit Johann Gutenberg iletişim tarihinin en önemli gelişmelerinden biri sayılan tipo baskı yöntemini 1438'de Avrupa'ya getirerek uygulamalarını yaygınlaştırmıştır. Bu yöntem, önceleri tahtadan daha sonraları bir kurşun alaşımından yapılan dökme harflerin, baskıdan sonra başka bir yazıda kullanılmak üzere saklandığı bir basım yöntemidir.
Yaptığı çalışmalar ve basım deneyleri için para bulmak zorunda olan Gutenberg 1450'de, Mainzlı bir zengin olan Jochann Faust'la ortaklık kurdu. 1455'te bastıkları ilk kitap Latince bir kutsal kitaptı. Gutenberg Kutsal Kitabı denen bu yapıt Kırk İki Satırlı Kutsal Kitap ya da Mazarin Kutsal Kitabı olarak da bilinir.

Gutenberg İncili
Sabit olmayan harflerle basılan ilk kitaptır. Mazarin İncili olarak da adlandırılır. Bir kolonunda 42 satır bulunmasından dolayı 42 satırlık incil de denir. 1990 yılında dünya kütüphanelerinde 45 tane olduğu tespit edilmiştir. Dünyanın en nadir ve pahalı kitaplarından biridir.

Gutenberg Müzesi
Dünyanın en eski baskı müzelerinden biridir. Koleksiyonlar, baskı malzemeleri ve birçok kültürden basılı materyallerin örneklerini içerir. Bu tarihten daha once küçük bir alanda hizmet verse de 1927 yılında büyük bir binaya taşınarak müze haline geldi. İkinci dünya savaşında ağır bir bombardımana maruz kalsa da içeriklerin güvenli bir yere saklanmasıyla 1962 yılında tekrar hizmete açıldı.

Günümüzde Müze bir çok değerli esere ev sahipliği yapıyor. Eski baskı makineleri, el yazması kitaplar, özellikle uzak doğu tıbbını ve bilimini içeren el yazması ve baskı kitaplar sergileniyor. Müzenin en değerli kitapları ise kurşun geçirmez camlar arkasında büyük bir kasa – oda’nın içinde sergileniyor…
Müzeyi detaylı incelemek isterseniz tıklayın 

8 Aralık 2016 Perşembe

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-gorsel

haydar-colakoglu

haydar-colakoglu-teb

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Köln: Kolonya'nın anavatanı...


Köln, Almanya'nın dördüncü, Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti´nin en büyük şehridir.

Tarihi
Köln M.Ö. 50 yılında Roma İmparatoru Claudius tarafından, Aşağı Ren Bölgesi'ni Cermen Kabileleri'nin saldırılarından korumak için bir koloni şeklinde kurulmuştur. İmparator Claudius kente eşi İmparatoriçe Agrippina'nın adını vermiş, böylece koloni M.S. 425 yılına dek Colonia Claudia Ara Agrippinensium (kısaca CCAA) olarak anılmıştır. Daha sonra buraya Latince Koloni anlamını taşıyan Colonia denmiştir. Bugün dünyanın birçok dilinde Köln farklı farklı telaffuz edilmektedir. 
Şehir, Orta Çağ'da hızla büyüyerek Avrupa'nın en büyük merkezlerinden biri haline geldi. 12. yüzyıldan itibaren Köln, Hırıstiyan Alemi'nde; Kudüs, İstanbul ve Roma'nın ardından kutsal şehir olarak ilan edildi. Sancta Colonia (Kutsal Köln) olarak da anılan şehirde 1248 yılında Köln Katedrali'nin temeli atıldı. Yapımı tam 632 yıl süren bu gotik tarzdaki katedral Kuzey Avrupa´nın en büyük ibadethanesidir. 1794 yılından itibaren Fransız egemenliğine giren şehrin sakinleri Napolyon´a sadık kalacaklarını ilan etmişlerdi. Daha sonra Prusya egemenliğine giren Köln´de büyümeye engel olan şehir duvarları yıkıldı ve hızla büyümeye başladı.
I. Dünya Savaşı´nda pek zarar görmeyen şehir, II. Dünya Savaşı´nda büyük yıkıntıya uğradı. Savaş sırasında, Köln bombalanması sırasında, batılı müttefikler tarafından 262 hava saldırısına uğradı, ve yaklaşık 20.000 sivil hayatını kaybetti. Köln, 1942'nin 31 Mayıs gecesi "Millenium Operasyonu" sırasında Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından 1000 bomba atılarak hedef oldu. 1046 ağır bombardıman patlayıcı 1.455 ton bombayla hedeflerine saldırdı. Bu baskın, yaklaşık 75 dakika sürdü ve 486 sivilin ölümüne ve 59.000 kişinin evsiz kalmasına sebep oldu. Savaşın sonunda, Köln nüfusu yüzde 95 oranında azalmıştı. 
Savaşın sonunda, Köln de savaş öncesi yaşayan 11.000 Yahudi nüfusu tehcir edilmişti ya da Naziler tarafından öldürülmüştü. Kentte bulunan altı sinagog yıkıldı. 
1945´te savaş sona erdiğinde Köln´ün % 90´ı yıkılmış haldeydi. Savaş öncesi 800 bin olan nüfus, 104 bine düştü. Savaşın ardından özellikle İngiltere ve ABD kaynaklı yardımlarla hızla yaralarını sarmaya başlayan şehir, tekrar hızla büyümeye başladı. Yurt dışından gelen işçilerle şehir ekonomisi ve sanayisi büyük canlanma gösterdi.



Köln Katedrali
Benim gördüğüm en etkileyici katedrallerdan (ve ürkütücü) olan Köln katedrali Katolik mezhebi için açılmış bir ibadethanedir. 1248 yılında inşasına başlanan katedralin yapımı 632 yıl sürmüş ve 1880 yılında hizmete açılmıştır. Almanyanın ikinci, Dünya´nın ise üçüncü büyük kilisesi olan Katedral ülkenin en çok turist çeken yapısıdır.
İnşaatın yapımı fikri daha 7. yüzyılda ortaya atılmış, daha o zamandan iki kulenin uzunluğunun 157 metre olacağına karar verilerek planı buna göre çizilmiştir. Ancak yapının temeli 1248 yılında atılabilmiştir. Kilisenin gotik stilde olması ve yüksekliğinin o zamanki tüm kiliseleri aşması şart koşulmuştur. 1265 yılından önce kubbenin altındaki ibadet salonu yapılmaya başlanmış ve bitimine kadar bir duvarla korunmuştur. 1306 yılında güney kulenin yapılmasına başlanmış, 1388 yılından itibaren, uzun salonun yan bölümleri kullanılabilir hale gelmiştir. Bu tarih aynı zamanda Köln Üniversitesi'nin de kuruluş tarihidir. İnşaat yavaşlayarak sürerken çalışmalar, 1560 senesinde parasızlık yüzünden durdurulmuştur. Ancak 1842 yılında Prusyalı Kral, temel taşı koyup çalışmaların yeniden başlamasını sağlamış ve son taş 1880 yılında güney kulenin tepesine yerleştirilerek nihayet kilise tamamlanabilmiştir.
Köln merkezinde yer alan ve şehrin her tarafından gözüken bu yapı, yüzyıllar boyunca maddi sıkıntılardan dolayı ve eldeki diğer imkânsızlıklardan ötürü "bitirilemeyen inşaat "diye isim yapmıştır. Çift kuleli katedralin uzunluğu 157 m´dir. II. Dünya Savaşında toplam 14 bombanın hedefi olan Katedral, Köln Merkez Garı'nın hemen yanı başında bulunmaktadır. II. Dünya savaşında şehire göre daha az bombalanmasının sebebi ise uçaklara bir çeşit yön buldurma aracı olmasıdır. Düşman uçakları katedrali baz alarak bombalama yapmışlardır.
Eyfel Kulesi yapılmadan önce Avrupa'nın en yüksek kulesine sahip olan katedrali gezmek ücretsiz. Ama neredeyse tüm Avrupa katedrallerinde olduğu gibi "Hazineler" bölümü ile 509 basamaklı kuleye çıkmak ücretli. Nefis bir Köln manzarasına sahip kuleye çıkmak da yürek daha doğrusu güç kuvvet ister tabi.

Kolonyanın (Köln suyu / Kölnisch Wasser) tarihi:
Bir çoğumuzun severek kullandığı, gelen misafire ilk olarak ikram edilen kolonya ise adından da anlaşılacağı üzere bu şehirden çıkma.
Kolonyayı ilk defa kimin yaptığı kesin olarak bilinmemektedir. Eski verilere göre ilk defa 1690'da Almanya'nın Köln şehrinde yaşayan Jean Paul Feminis adlı bir seyyar satıcı yapmıştır. Bu şahıs kolonyayı yaptığı reçeteyi Giovanni Antonio Farina adlı birisine bırakmış, o da yeğeni Giovanni Maria Farina'ya vermiştir. Giovanni Maria kolonya yapımı üzerinde çalışmış ve "hoş lavanta suyu" adıyla ilk kolonyayı yapmıştır. Bundan sonra kolonya yapımı işi Köln (Kolonya) şehrinde gelişmiştir. XIX. yüzyıl başlarında kolonya yapımı Fransa'ya geçmiş ve "Eau de Cologna (Kolonya suyu)" adı ile üretilmiştir. Bundan sonra da bu hoş kokulu sıvıyı dünya kolonya olarak tanımıştır.

Kişisel olarak Farina'nın kolonyasını sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim. Biraz ağır bir kokusu var. Benim tercihim 4711 Kölnisch Wasser. Rahmetli Anneannem ve onun annesi çocukluğumda bu markayı kullandığı için de seviyor olabilirim ama kokusu çok daha hafif ve taze. 
Yolunuz o taraflara düşerse, almak isterseniz hem Farina hem de 4711 Köln katedralinin karşısında büyük mağazalara sahip.
Köln sokak sanatçılarıyla da ünlü bir şehir gösterilerini izlemek isterseniz YouTube kanalıma bakabilirsiniz.
Köln Katedrali önünde sokak piyanisti için tıklayınız
Ren nehri kıyısındaki sokak sanatçıları için tıklayınız

24 Kasım 2016 Perşembe

Kısa bir Brüksel yazısı...


Grand Place


Brüksel Belçika'nın başkenti ve Avrupa Birliği'nin de başkenti olması bakımından Avrupa'da bulunan en önemli şehirlerden birisi. Avrupa Parlamentosunun yanı sıra NATO'nun merkez karargahı da bu şehirde bulunuyor. Bataklık bölgesinin kurutulması sonucu o bölgeye kurulduğu için adı bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına gelir. Ana dil Fransızca olsa da nüfusun bir kısmıda Felemenkçe konuşur. Türklerin de yoğun olarak yaşadığı Brüksel'de nüfusun yaklaşık %25'i yabancı kökenlidir.
Bütün bunların dışında Brüksel; Tenten'in (Tintin), çikolatanın, biranın ve waffle'ın da başkentidir. Çok az kalsam da burada gelin gördüğüm kadarıyla anlatayım sizlere...
Gezilecek/görülecek yerlerden bazıları


Atomium

Manneken Pis
Brüksel denince çoğunluğun aklına Manneken Pis yani "işeyen çocuk heykeli" gelir. Bense hiç de ilgimi çekmeyen bu heykelin neden bu kadar abartıldığını anlamıyorum doğrusu. Manneken Pis Rivayete göre bir savasta fitili yanan-patlamak uzere olan bir bombayi, bombaya iseyip sondurerek ordunun savasi kazanmasini saglayan, bu yuzden de kahraman olan bir cocugun heykeli. Baştan söyleyeyim büyük beklentiler beslemeyin bu heykeli görmek için çünkü küçücük (bronzdan yapılmış ve 61 cm.). Bu muymuş diyebilirsiniz. Brükselliler ise o kadar önemsiyor ki heykeli simgeleri haline getirmişler. O gün ne önemli gün varsa ona göre giydiriyorlar hatta. (Noel'de Noel baba, polis,itfaiyeci gibi​). Söylenenlere göre bu minik çocuğun 700'e yakın kıyafeti varmış (Grand Place'da bulunan müzede bu kıyafetleri görebilirsiniz). Heykel devamlı çalındığı için de replikaları yapılıyormuş. Şimdiki 6. kopyasıymış...
Grand Place​
Burası Brüksel'in en ünlü meydanı. Gotik ve Barok mimarisinin en güzel örneklerini göreceğiniz bu meydanda en önemli binalar 96 metrelik kulesiyle dikkat çeken Hotel de Ville, kral evi olarak bilinen Maison du Roi, Le Renard lonca evi. Ağustos ayında 5 günlük bir sergide düzenlenen “Tapis de Fleurs” çiçek halısı burada görebileceğiniz en önemli yerlerden. Meydan çevresinde birçok kafe, restoran ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor. Ünlü Manneken Pis heykeli de bu meydanın yakınında.
Tenten Mağazası
Burayı ayrıca yazmak istedim çünkü sevdiğim bir çizgi roman karakteridir. Bu mağaza da Grand Place'de bulunuyor. Bu küçük mağazada T-shirt'den çantaya, Türkçe dahil olmak üzere bir çok dilde yazılmış kitapları bulabilirsiniz. Tek sorun çalışan personel inanılmaz suratsız ve aksi. Bir de biraz pahalı...

Mini Europe

Mİni Europe'da THY uçağı

Berlin duvarının parçası ve bendeniz
Atomium
Atomium 1958 Expo Fuarı için yapılmış Brüksel yakınlarında bir yapı. 102 mt yüksekliğinde olan yapı 18 mt çapında 9 kürenin birleşiminden oluşuyor. Demirin kristal yapısının 165 milyar kez büyütülmesinden esinlenilen yapı 6 ay boyunca durması beklenirken günümüzde modern Brüksel mimarisinin sembolü haline gelmiş. Kuleler 12 boru ile birbirine bağlanıyor ve yürüyen merdivenlerle birbirine geçişi sağlanıyor. Hatta bu merdivenlerin bazıları o kadar dik bir açıya ki ses ve ışık efektleri ile insanın midesi bulanıyor.
En üstte bulunan küreden ise harika bir Brüksel manzarası izleyebiliyorsunuz. 
Mini Europe
Mini Europe dünyaca ünlü bir minyatür park. 1:25 ölçüsünde küçültülen yaklaşık 350 minyatürün bulunduğu parkta dünyanın neredeyse her ülkesinden simge haline gelmiş yapılar vs. sergilenmektedir. Eyfel Kulesi, Big Ben, Tac Mahal gibi yapıların bulunduğu park 1989 yılında Belçika hükumetinin desteği ile Prens Philip tarafından açılmıştır.
Brüksel'de yemek 
Brüksel deyince akla ilk olarak çikolata, midye, bira ve patates kızartması geliyor. Çikolata konusunda benim favorim Leonidas ama o kadar çok dükkan ve seçenek var ki insanın başı dönüyor. La Cure Gourmande mağazası ise çeşit çeşit kurabiyeleri ile göz döndürüyor. 
Brüksel’de o kadar fazla bira çeşidi varki, bundan dolayı Guinness Rekorlar Kitabına giren bir mekan bulunuyor, Delirium Café. 2004 çeşit bira ile 2004 yılında rekor kırmış ve her bira kendi özel bardağında ve bardak altlığında servis ediliyor. Bira sevenlere önerilir.
Midye konusunda ise herkesin önerisi Chez Leon ama gözünüze kestirdiğiniz iyi görünümlü bir yerde de yiyebilirsiniz bence...