Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2018 Perşembe

Mudanya ve Mudanya Mütareke Evi Müzesi


Mudanya çok sevimli ve tarihimizde önemli bir yeri olan şirin bir sahil kasabası. Özellikle havaların ısınmaya başladığı bu günlerde hafta sonu yeni bir yer görmek isteyenler için  Trilye ve Cumalıkızık'a yakınlığıyla ideal yerlerden biri. (Trilye 11 km. Cumalıkızık ise 41 km. Bursa'ya uzaklığı ise sadece 29 km). Öğrencilik yıllarımızda tarih derslerinde öğrendiğimiz "Mudanya Mütarekesi" ve imzalandığı ev burayı önemli bir tarihi yer haline getiriyor.



Mudanya'nın tarihi
Yapılan araştırmalara gore Mudanya’nın tarihi milattan önce 7. yüzyıla dayanıyor. İlk adının Myrleia olduğu bilinen Mudanya, 12 İyon şehir devletinden olan, Kolofonlular tarafından kurulmuş.
Myrleia, İ.Ö. 3. yüzyıl başlarında Bithynia Kralı Prusias ile Makedonya Kralı Philippos ile birlikte ele geçirilerek yakıp, yıkılmış. Myrleia’nın yerine yeni bir kent kurulmuş ve Pilippos’un kızı olan Apame’nin adıyla “Apameia” olarak adlandırılmış. Roma İmparatorluğu’nun da Anadolu’daki ilk Roma kolonisi Apameia olmuş. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında (1204) Haçlılar Marmara kıyılarına ve o arada Mudanya dolaylarına da egemen olup, kesin olarak bilinmeyen bir nedenle kenti “Montaneia” diye adlandırdılar. Bu adın Latincede “dağ” anlamına gelen “mons”dan türetildiği, dolayısıyla dağlık yöre, dağ ülkesi demek olduğu öne sürüldü. Bu dönemde Mudanya’ya verilen bir başka ad veya “Montaneia” adının daha değişik bir söylenişi de “Moutagnac” olmuştur. Kentin çağdaş adının bu son dönemlerden türeyerek Mudanya olduğu düşünülüyor.


Osmanlı Dönemi ve yakın tarih
Mudanya, 1321 yılında Orhangazi tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katıldı. Bir süre önemini yitirerek, Bursa’nın iskelesi olma konumunu Kurşunlu’ya kaptırmışsa da daha sonra yeniden önem kazandı. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren Bursa ve çevresinde gelişen ham ipek üretiminin ihraç iskelesi olarak Mudanya, daha da ilgi topladı. Bu gelişme sürecinde 1873-1874’lerde Mudanya- Bursa arasında demiryolu ulaşımının sağlanmasında zorunluluğu doğru bir amaçla hazırlanan bir dar hat projesinin uygulanması işi, bir Fransız şirketine verildi. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Mudanya özellikle dünyaca ünlü zeytini, zeytinyağının yanı sıra bir ticaret limanı olarak önem kazandı. 1920 yılında Mudanya İngilizler tarafından işgal edildi. İngilizler bir süre sonra, yerlerini Yunanlılara bıraktılar. Kent düşman işgali altında iki yıldan uzun süre kaldıktan sonra 12 Eylül 1922 günü Halit Paşa komutasındaki Kocaeli Grubu Birlikleri tarafından kurtarıldı. Mudanya yakın tarihimizde 3-11 Ekim 1922 günleri arasında yapılan Mudanya Mütarekesi nedeniyle önemli bir yer tutuyor.


Mudanya Mütareke Evi

Mudanya Mütarekesi (Mudanya Ateşkes Antlaşması 11 Ekim 1922)
Mudanya Mütarekesi, Kurtuluş Savaşı'nın akeri safhasını bitiren antlaşmadır. 
Büyük taaruzdan sonra telaşa düşen İngilizlerin isteği üzerine Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı (11 Ekim 1922). Görüşmelere İngiltere, Fransa, İtalya ve Türkiye katılmış, Yunan temsilcileri görüşmelere katılmamıştır.
Konferansa TBMM adına İsmet Paşa katılmıştır. Mudanya Ateşkesi ile Kurtuluş savaşının askeri safhası sona ermiş, politik safhası başlamıştır. Doğu Trakya ve İstanbul savaş yapılmadan kurtarılmıştır. Meriç Nehri Yunanistan ile aramızda sınır olarak kabul edilmiştir. İstanbul’un TBMM’ye devredilmesiyle Osmanlı Devleti hukuken sona ermiştir.
Anadolu projesinde başarılı olamaması üzerine İngiltere de Lloyd George hükümeti düşmüştür. Yunanlıların Megalo idea (Büyük Yunanistan) düşüncesi tarihe gömülmüştür. Mondros Ateşkes Antlaşması geçerli bir belge olmaktan çıkmıştır.    



Mudanya Mütarekesi Evi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin siyasi alanda kazandığı ilk başarısının göstergesi olan Mudanya Mütarekesi bu evde imzalanmıştır.
Mudanya merkezinde bulunan ev 19,yy’da yapılmıştır. Rus asıllı Aleksandr Ganyanof'a ait olan ev, daha sonra Mudanyalı iş adamı Hayri İpar tarafından satın alınarak onarılmış ve 1937 yılında Mudanya Belediyesi'ne bağlı müze olarak açılmıştır. 1959 yılında ise Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne devredilmiştir.

Bodrum ve çatı katının dışında iki katlı olan ahşap evin birinci katında Mütareke'nin imzalandığı salon ve İsmet Paşa'nın çalışma odası, üst katta, İsmet Paşa ve yaverlerinin yatak odaları yer almaktadır. Mütareke döneminin eşyalarının korunduğu bu evde ayrıca o döneme ait fotoğraflar ve belgeler sergilenmektedir.

Uzun süre yenileme çalışmaları nedeniyle kapalı olan Mudanya Mütareke Evi Müzesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğiyle restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulmuştur. Müze Evi, Mudanya Mütarekesi’nin 92. yıldönümü kutlamaları haftasında 10 Ekim 2014 tarihinde yeni yüzüyle tekrar ziyarete açılmıştır.




Mudanya'da başka neler yapılır?
Mudanya’nın en güzel yerlerinden birisi de Halitpaşa Mahallesi. Rum mahallesi ya da Girit Mahallesi olarak da geçiyor. Mütareke Evi de bu mahallede. Mahalle İtalyan mühendis Piçiretu tarafından planlanmış. Lozan sonrası mübadele zamanı Rumlar buradan göçünce, yerine Girit’ten gelen Türkler yerleşmiş. Eski konakları ve evleriyle görülmeye değer güzellikte bir yer.




Bunun dışında sahilde bulunan cafe ve restoranlarda denizin keyfini çıkarabilir, deniz ürünleri seviyorsanız güzel bir yemek yiyebilirsiniz. Mudanya Kent Müzesi olan Tahir Paşa Konağını da rum mahallesinde ziyaret edebilirsiniz...



22 Ağustos 2016 Pazartesi

Bursa Kitapevi Otel



Kendi anlatımlarıyla otelin tarihi:
Kitap evi Otel şehir merkezinde, Saltanat Kapı yanında uzanan şehir surlarının en büyük burcunun üzerindedir. Kurtuluş savaşı yıllarında Nuri bey ve ailesine ait olan konak ailenin genişlemesi ve modern yaşama 
geçmeleri ile kimsesiz kalıyor. Geçirdiği yangın ve yağmalara rağmen ayakta kalabilmesi, bugünkü sahibi Dilek Çelebi tarafından kitapçı yapılmak amacı ile satın alınması ile oluyor. Mimar Melda Hanoğlu ile birlikte ev sahibesi tarafından ayağa kaldırılan bina şehirde 10 yıl boyunca bir kültür merkezi olarak kullanılarak kimlik kazanıyor. Nihayet 2009 yılında şehrin ve mekanın gereksinmeleri doğrultusunda tarihi konak yoluna Kitap evi Otel ve Restaurant olarak devam etmekte.
İşte o meşhur tuvalet :)


Amatör Gezgin'in Notları:
Bursa seyahatimizde aslında benim tercihim başka bir oteldi. Eşim hem tarihi bölgeye olan yakınlığı, hem de değişik bir havası ve tarihi olduğu için burayı seçmek istedi.
Otel yukarıda da yazdığı gibi eski bir konak. Lokasyonu dolayısıyla gezilecek çoğu yer yürüyüş mesafesinde. 11 odasıyla hizmet veren otelde biz Manolya Odada kaldık. Arka bahçeye bakan bu odada ilk fark ettiğimiz şey lavabonun odanın içinde olmasıydı. Hatta Köln'de kaldığımız Art Otel'e benzettik bu yüzden. Facebook sayfasında da bu sebepten dolayı aynadan el sallayan fotoğrafımı yayınladım. "Herkese enteresan bir otelden merhaba" diyerek. Odada kullanılan eşyalar genel havaya uymuş, eski tarz konsollar, dolaplar. Kendinizi otel odasında değil de yaşlı bir büyüğünüzün evine ziyarete gelmiş hissediyorsunuz. Buraya kadar her şey iyi ama odayla ilgili ikinci fark ettiğimiz şey canımızı sıktı. O ne mi? Tuvaletin kapısının (fotoğrafta da görebileceğiniz gibi) yarıya kadar çizgili buzlu cam yarıdan sonrada tamamen cam olmasıydı. Tamam düşünürken enteresan bir fikir olmuş olabilir ama uygulamaya geçince hiç kimse söylemedi mi bu fikrin kötü olduğunu? Kapıya perde asmışlar ama onu kapatınca da zaten çok dar olan alanda iyice bunalıyorsunuz. Velhasıl kelam pek bize göre değildi :) Hatta yeni evlilere ve sevgili aşamasındakilere bu oda verilmesin diye de espri yaptık aramızda eşimle...
Ayrıca arabanız varsa burada park sorunu yaşamanız muhtemel. Zaten çok dar olan sokaklarda park etmeniz imkansız. Resepsiyon ise biraz sıkıntılı. Aradığınızda pek kimseyi bulamıyorsunuz görevli. Bir de ahşap yapıdan kaynaklanan atılan her adımın sesini duyma sorunu var maalesef. Odalarda kullanılan banyo malzemeleri ise çeşitli olmasına rağmen daha kaliteli olabilirdi. İyi para verdiğiniz, deluxe odada kaldığınız bir otelde daha kaliteli ürünler bekliyor insan. Bu kısmen olumsuz yanlarından sonra iyi yönlere gelirsek; kahvaltısı gerçekten çok güzel, çeşitli ve lezzetli. Ulu camii, Koza Han, Kapalıçarşıya yürüyüş mesafesinde (hatta sıkı yürürüm derseniz başka birçok yere de). Bahçe çok keyifli ve çok sessiz. Tam kafa dinlenecek bir alan.
Eğer tarihi mekanları, değişik ortamları seviyorsanız Kitapevi Otel tam size göre. Benim gibi bir tipseniz pek rahat edeceğinizi söyleyemeyeceğim maalesef...

Bu yazıyı daha çok fotoğraf eşliğinde tekrar okumak isterseniz yeni siteme buyrun

18 Ağustos 2016 Perşembe

Cumalıkızık Köyü / Bursa



Tarihçe:
Köyün kuruluşu 1300'lü yıllara kadar uzanıyor. Tarihi doku çok iyi korunduğundan dolayı Osmanlı döneminden kırsal sivil mimari örnekleri günümüze kadar gelmiştir.
Uludağ etekleri ile vadiler arasında sıkışıp kalan köylere kızık adı verilmiştir. Diğer kızık köylerindeki köylülerin eskiden Cuma namazı için toplandığı yer olduğundan bu köyün Cumalıkızık adıyla anıldığı söylenir. Bir başka söylence de, Osman Bey'in köyün kurulduğu günün cuma günü olması sebebiyle bu köye "Cumalıkızık" adını vermiş olduğudur.
Köyün camisi, caminin yanındaki Zekiye Hatun Çeşmesi ve tek kubbeli hamamı Osmanlı devrinden kalmadır. Köyde, Bizans devrinden kalma bir kilise kalıntısı da bulunur. 




Amatör Gezgin'in Notları
Cumalıkızık özellikle son yıllarda adı sıkça duyulan bir yer oldu gezmeyi sevenler ve fotoğrafçılar için. Bu kadar popüler olmadan önceki halini bilemem ama şu andaki halinin pek de cazip geldiğini söyleyemeyeceğim bana. Cumalıkızık da aynen Şirince gibi fazla "turistik" olmuş maalesef.

270 haneli köyün şu anda 180 hanesi oturulabilir durumda. Biz gittiğimizde bir çok evde restorasyon çalışması vardı. Bu yüzden de zaten dar olan ara sokaklar daha da daralarak bir şantiye görünümüne girmişti. Sokakların neredeyse tamamı taş döşeli, evler ise genellikle 2-3 katlı ve avlulu. Evlerin birçoğu da cafe haline dönüştürülmüş. Köy ise belirli bir plan dahilinde yapılmamış. Bir ana caddesi yok, sokaklarda plansız bir düzende. Bunun sebebide dağın yamacına kurulan köyün eğime göre yapılması. Evlerin en önemli özelliği ise çeşitli renklerle rengarenk boyanması. Cumalıkızık 2014 yılında UNESCO Dünya mirasları listesine de dahil edilmiş.



Köyden alışveriş yapmak isteyenler tarhana, erişte, mevsimine göre ahududu ve böğürtlen, değişik reçeller alabilirler. Bu ürünlerin dışında çoğu fabrikasyon ürünler var tezgahlarda...

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hacivat ve Karagöz Müzesi







Bu arada arkadaşlarımın çoğu Bügü yada Bügüş der bana :)



Hacivat ve Karagöz Müzesi anıt ve mezarlarının da bulunduğu Çekirge semtinde. Müzede çeşitli sanatçıların yaptığı Hacivat - Karagöz gösterisinin karakterlerinin yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kuklalara ve gölge oyunu karakterlerine de yer verilmiş. Ayrıca müzede haftanın bazı günleri Hacivat ve Karagöz gösterileri yapılıyor ve açılan kurslarla bu gölge oyunu yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Karagöz Müzesi’nde iki galeri bulunuyor. 1. galeride gölge oyununun tarihçesi panolar ile anlatılırken diğer galeride geleneksel tiyatronun duayenlerinden olan Metin And’ın koleksiyonundan derlenen 61 parça orijinal Karagöz oyunu tasvirleri teşhir ediliyor...

Çiçek Izgara - Bursa




Günümüzde bir çok şehirde şubeleri bulunsa da Çiçek Izgara 1963 yılında Hasan Erdihan Hınçalan tarafından ilk olarak Bursa'da kurulmuş. Etrafımdan duyduğum kadarıyla birçok müdavimi olan (özellikle sevgili eniştem tam anlamıyla hastasıdır buranın) Çiçek Izgara'nın köfteleri hakkında pek yorum yapamasam da (etle aram yok pek...) benim için sütlü kadayıfı ve piyazı denemeye değer. Bu arada köftelerinin özelliği hiç baharak kullanılmadan yapılmasıymış...

Yeşil Türbe - Bursa










Hakkında bilgi:

1. Mehmet'in ebedi istirahatgahı olan Yeşil Türbe tam anlamıyla Bursa'nın simgesidir. I. Mehmet Çelebi türbeyi yaptırdıktan 40 gün sonra vefat etmiştir.Osmanlı mimarisinde tüm duvarlarının çini ile kaplı olduğu tek türbe Yeşil Türbe’dir. Mimarı Hacı İvaz Paşa'dır.

Yeşil Türbe’nin içerisinde Çelebi Sultan Mehmet ile oğulları Şehzade Mustafa, Mahmut ve Yusuf ile kızları Selçuk Hatun, Sitti Hatun, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatuna ait olmak üzere toplam 8 sanduka bulunmaktadır. 

Dışarıdan bakıldığında tek katlı görünen türbe, sandukaların bulunduğu salon ve bunun altında yer alan beşik tonuzlu mezar odasıyla beraber iki katlıdır. Dış duvarlar turkuaz çinilerle kaplıdır. Türbenin içi, sandukalar, mihrab, duvarlar, cümle kapısı ile cephe kaplamaları da çiniden yapılmıştır. Kıbleye bakan mihrabı bir sanat eseridir. Buradaki çiniler İznik çiniciliğinin şaheser örnekleridir. Yeşil Cami’nin mihrap yönünden, cami ile türbeyi birbirinden ayıran Yeşil Caddesi’nden merdivenle bahçe içerisindeki türbeye girilmektedir. Geniş kapısı üzerindeki sülüs yazılı kitabede “Burası Medfun Said, Şehid Sultan oğlu Sultan Mehmed Bin Beyazıd’ın türbesidir. 824 senesi Cemaziyellülâsında vefat etmiştir” yazılıdır.

Yeşil Türbe'nin adı kaplı olduğu çinilerin renginden ileri gelmektedir. Türbenin son onarımı 1945 yılında Mimar Macit Rüştü Kural tarafından yapılmıştır.

23 Haziran 2012 Cumartesi

Muradiye Külliyesi ve Muradiye Türbeleri - Bursa


Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir.



Külliye; cami, hamam, medrese, imaret ve külliyenin bahçesine daha sonraki yıllarda yapılan 12 türbeyi içerir.  Bu türbe topluluğu Semerkant’taki Şah Zinde ve İstanbul'daki Eyüp Sultan ile birlikte, Türk İslam dünyasının sayılı türbe topluluklarından birisidir. 
Kanuni’nin Konya’da öldürttüğü oğlu Şehzade Mustafa, Fatih’in Napoli’de sürgünde ölen oğlu Cem Sultan, Yavuz Sultan Selim'in boğdurttuğu kardeşi Şehzade Ahmet gibi bahtsız şehzadelerin türbelerini barındırmasından ötürü Muradiye’den , A.H. Tanpınar’ın ifadesiyle “sabrın acı meyvesi” olarak bahsedilir.





Külliyenin merkezini Muradiye Camii oluşturur. Giriş cephesi görkemli, diğer cepheleri sadedir.  Külliyedeki türbelerin en büyüğü ve en eskisi olan 2. Murad türbesi  caminin görkemli girişinin hemen karşısındadır.  1451’de Edirne’de hayatını kaybeden Sultan 2. Murat, 1443’te kaybettiği büyük oğlu Alaaddin’in yakınına gömülmek istediği için cenazesi Bursa’ya getirilmiş ve küçük oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan bu türbeye gömülmüştür. 2. Beyazid’in oğlu Alaaddin, kızları Fatma ve Hatice’ye ait sandukalar da 2. Murat türbesinin içinden geçilerek ulaşılan sade odada bulunmaktadır. Türbenin kubbesi, 2. Murat’ın vasiyeti gereği mezarın yağmur sularıyla ıslanması için gökyüzüne açık olarak yapılmıştır.




Diğer türbelerin çoğu Fatih ve 2. Bayezıd devirlerine aittir.  Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma Hatun, ebesi Ebe Hatun, ilk eşi Mükrime Hatun, Fatih’in oğulları Şehzade Mustafa ve Cem Sultan, Şehzade Mustafa’nın annesi ve Fatih’in eşi Gülşah Hatun;  2. Bayezıd’ın eşi Gülruh Sultan, oğlu Şehzade Mahmud; Kanuni’nin büyük oğlu Şehzade Ahmed,  Kanuni’nin küçük oğlu Şehzade Mustafa türbeleri ile iki saraylı hanıma ait olduğu sanılan Cariyeler Türbesi Muradiye Külliyesi’nde yer alan diğer türbelerdir. 
Muradiye Medresesi, Bursa’daki en güzel medrese olarak bilinir.  Güzelliğini,  duvarlarındaki hünerli tuğla işçiliğine borçludur. Bir avlu etrafında sıralanan 16 küçük odadan oluşmuştur. Türbeler arasında iki adet sekizgen mermer havuz bulunur.
Muradiye Külliyesi’nin restorasyonu için çalışmalar sürmektedir. 
Külliye'nin Yeri : Muradiye Külliyesi; Muradiye semtinde Kaplıca Caddesi, Beşikçiler Caddesi, 2. Murat Sokak, Sedat Sokak arasındaki bölgede yer alır. 
Kaynak: http://bursadayasam.blogcu.com/muradiye-kulliyesi/295058

Amatör Gezgin'in Notları:
Açıkçası Muradiye Külliyesini detaylı gezemedim. Türbelerin 1-2 tanesi dışında büyük bir kısmı kilitliydi. Görevlinin anlattığına göre devam eden bir restorasyon varmış (girdiğim iki türbede bırakın restorasyonu, türbenin duvarları bakımsızlıktan parça parça dökülüyordu). 


Ayrıca Şehzade Mustafa türbesi'nin de çinileri çalınmış ve "Muhteşem Yüzyıl" dizisinin de etkisiyle Şehzade Mustafa ve Mahidevran Sultan'ın beraber yattığı türbeye büyük bir ziyaretçi akımı olmuş ve kapılara kilit vurulmuş. Bunların haricinde türbelerin yer aldığı bahçe inanılmaz yeşil ve huzurlu bir alan. İnsan saatlerce mis gibi yeşillik kokularının ve kuş seslerinin arasında rahatlıkla oturabilir (Bahçede hissettiğim huzuru türbelerde hissettiğimi pek söyleyemeyeceğim ama. Tenhalığının da verdiği etkiyle itiraf ediyorum biraz korktum). 






Camdan ancak bu kadar çekebildim




Burada bulunan türbelerden 2.Murat'a ait olan türbenin ise enteresan bir hikayesi var. 2.Murat türbesinde çok sevdiği oğlu, gözde şehzadesi Alaaddin Ali ile beraber yatıyor. (Alaaddin Ali Amasya valisi iken bir suikaste uğruyor. Bunun üzerine 2. Murat neredeyse tam anlamıyla yıkılıyor). Vasiyetinde benden sonra soyumdan gelen hiç kimse bu türbeye gömülmesin diye vasiyet ediyor. Böylelikle Osmanlının 6. Padişahı olan 2. Murat Bursa'ya gömülen son padişah oluyor. (Bazı tarihçilere göre Padişahın böyle bir vasiyet yazmasının sebebi gözde şehzadelerinden görmediği 2. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) ile aynı türbede yatmak istememesidir). Enteresan olan diğer bir konu ise 2. Murat'ın sanduka yerine üstü açık bir mezarda yatmak istemesidir. Yağan yağmurun mezarına yağmasını istemiştir. Bu sebepten dolayı türbesinin de üzeri açıktır. Bahtsız şehzadelerden biri olan Şehzade Cem'in de türbesi buradadır.