Bozcaada Şehir Restaurant deniz kenarında (iskeleye yakın kısımda) yer alan restoranlardan biri. Yemekleri ve mezeleri lezzetliydi. Biz yemeğimizin yanında rakı'da içtiğimiz için hesap biraz yüksekti fakat yemekte alkol almazsanız ve bizim döndüğü gibi herşeyden alalım diye gözünüz dönmezse fiyatlar fena değil. Deniz kenarında ay ışığı eşliğinde yemek isterseniz Şehir Restorantı öneririm...
Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ekim 2012 Pazar
8 Eylül 2012 Cumartesi
Bozcaada Mitos Beach
Bozcaada'da birçok plaj var ama biz tercihimizi Mitos Beach'den yana kullandık. Mitos Beach paralı bir plaj bir miktar ücret karşılığında şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Yine ücret karşılığında içecek servisi de var. Deniz ise tam anlamıyla muhteşem. Herkesten Bozcaada'nın denizinin çok soğuk olduğunu duymuştum ama deniz çok güzeldi. Ege'nin denizinden bile sıcaktı ve ben hiç sudan çıkmak istemedim. Bu arada denizin en iyi zamanı da Eylül ve Ekim aylarıymış benden söylemesi...
5 Eylül 2012 Çarşamba
Bozcaada Destina Otel
Destina yeni bir tesis ve Bozcaada'nın merkezine yürüme mesafesinde şirin bir otel. İşletmecileri Sinem hanım ve eşi Cengizhan Bey otuzlu yaşlarının başında genç ve sevimli bir çift. Onların güleryüzü ve hoş sohbetleri Destina'da kaldığınız günleri daha da hoş bir hale getiriyor. Otelin özelliklerine gelirsek; otel yan yana iki binadan oluşuyor. Odalar ve banyolar temiz, rahat ve aydınlık (dışarıdan biraz ses gelse de ben çok sorun etmedim). Bahçesi ise fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi yemyeşil ve çok sevimli. Sabah kahvaltısı da bu şirin bahçede veriliyor. Kahvaltı ise çok leziz. Sinem hanımın elleriyle hazırladığı reçellerin tadı hala damağımda. Bozcaada'da birçok otel ve pansiyon olsa da merkeze yakınlığı ve yeni olması sebebi ile önereceğim bir otel Destina...
4 Eylül 2012 Salı
Bozcaada Kalesi
Bozcaada'ya
feribotla yaklaşırken en dikkat çeken şeylerden biri de Bozcaada Kalesi.
Bozcaada boğazın çıkışında olmasından dolayı geçmiş yıllardan beri istilaya açık
bir yer olmuş. Anakaraya yakınlığı nedeniyle de denizden gelebilecek olan tehlikeleri
ilk karşılayan yer olmuş Bozcaada kalesi.
Türkiye’nin
en iyi korunmuş kalelerinden biri olan Bozcaada Kalesi’nin ilk olarak ne zaman
ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Fenikeliler, Cenevizler ve
Venedikliler tarafından kullanılan kale, bugünkü görünümünü Fatih Sultan Mehmet
döneminde var olan kalıntılar üzerine tekrar inşa edilmesiyle almış(1455).
Venedik-
Osmanlı arasında süren mücadeleler sırasında uğradığı tahribatlar sonrası,
Köprülü Mehmed Paşa döneminde büyük bir onarımdan geçmiş (1657). 2. Mahmut
zamanında ise neredeyse yeniden inşa edilerek bugüne kadar bu görünümü korunmuş(1815).
Adanın
kuzeydoğu ucuna, kayalıklar üzerine inşa edilmiş kalenin etrafı zamanında suyla
dolu olan bir hendekle çevrili. Bir zamanlar asmalı bir kapıyla girilirken şimdi
sabit bir köprü üzerinden giriliyor kaleye. Yine bir zamanlar içerisinde Türk
ahalinin yaşadığı iki caminin olduğu kale içi, şimdi neredeyse bomboş. Sadece
festival zamanlarında verilen konserlerle hareketleniyor.
İç kale
bölümünde ada etrafından çıkarılan amforaların sergilendiği bir oda bulunuyor.
Ayrıca kalenin bahçesinde adadan çıkarılan çok sayıda eski mezar taşı ve tarihi
eser sergileniyor. Kalede en dikkat çeken şeylerden biri ise üzerinde kurukafa
oymaları bulunan korsan mezar taşları (5.fotoğraf)
Bozcaada'ya genel bir bakış...
Bozcaada feribottan ilk göründüğü anda ismi gibi boz, ama içi özellikle rum mahallesi rengarenk bir ada. Bozcaada Çanakkale'ye bağlı bir ada. Türkiye'nin üçüncü büyük adası ve Çanakkale boğazının hemen girişinde yer alıyor. Enteresan olan ise yerleşimin adanın merkezinde toplanmış olması ve herhangi bir köyünün bulunmaması. Ayrıca suç oranı o kadar düşük ki (hatta yok) bu sebepden dolayı adliye binası geçen sene kaldırılmış. Ulaşım Geyikli'den feribotla sağlanıyor. Çanakkale'den ise sadece yayalar için deniz otobüsü seferleri düzenleniyor. Antik çağlarda ismi Tenedos olan Bozcaada'nın tamamı doğal ve tarihi sit alanı. Adada yerleşim kalenin etrafında yapılanmış durumda ve türk ve rum mahalleleri olarak ismen bölünmüş durumda. Adada ağırlıklı olarak şarapçılık yapılıyor ve adanın neredeyse yarısı üzüm bağları ile kaplı.
Adada ulaşım motorlu araçlarla sağlanıyor ama sokaklar dar ve park sorunu olduğu için arabayı park edip bırakmak en iyisi. Plajlar ve bağlar dışında çoğu yer yürüme mesafesinde olduğu için arabaya da gerek olmuyor zaten...
Bozcaada'da görülecek yerler:
Bozcaada kalesi, rum mahallesi, Ayazma Manastırı, üzüm bağları ve şarap fabrikaları, rüzgar gülleri...
Bozcaada'da nerede kaldım?
Destina Otel'de kaldım daha sonraki detaylı yazılarda okuyabilirsiniz...
Bozcaada'dan neler alınır?
Bozcaada'ya gelmişken benim gibi şarap severseniz tabii ki şarap almalısınız. Ada'da dünyaca ün kazanmış Corvus şaraplarının yanı sıra Talay,Amadeus gibi birçok markanın da şaraplarını bulabilirsiniz...
Bunun dışında harika bir lezzete sahip olan domates reçeli, keçi peyniri, zeytinyağı alabilirsiniz...
Neler yenir, nerede yenir?
Bozcaada'da liman bölgesinde ve rum mahallesinde birçok restoran bulunuyor. Ağırlıklı olarak deniz ürünleri olsa da (ki ben bayılırım deniz ürününe) ev ve et yemekleri yiyebileceğiniz birçok yer de var. Bizim tercihimiz deniz ürünleri oldu (limandaki Şehir Restoran, merkezdeki Eski Kahve, rum mahallesindeki Şişman restoran yemek yediğimiz yerlerdi. Sonraki yazılarda detaylı bahsedeceğim). Gelincik şerbeti (pek bana göre değildi ama eşim bayıldı tadına), damla sakızlı kurabiye, damla sakızlı muhallebi'yi ise kesinlikle öneriririm...
Bu arada 15 Eylül eylül tarihinde bağ bozumu, 16 eylül tarihinde ise yöresel tatlar festivali var. Aklınızda bulunsun...
17 Ekim 2010 Pazar
Çanakkale Şehitler Abidesi
Bu anıt Çanakkale savaşlarında şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeleyen abidelerin en görkemlisidir. Anıtın projesi 1944 yılında MSB tarafından açılan yarışma ile belirlenmiştir.Bu anıtımız ilk olarak Gelibolu Yarımadasında Alıçıtepe’de yapılması planlanmış ancak arazinin bozuk olması ve denize uzak olmasından dolayı vazgeçilmiştir. Daha sonra Hisarlık burnunda Morto’ya hakim 50 metre rakımlı olan Hisar Burnuna yapılmıştır. 1952′de yapımına karar verilmiştir. 19 Nisan 1954′te temeli atılmıştır. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı birkaç defa yapımı durmuştur ve nihayet 15 Mart 1958′de sadece gövde kısmı yapılabilmiştir. Anıt, Milliyet gazetesinin açmış olduğu kampanya ile yeterli para toplanınca 1960′da tamamlanarak, 20.08.1960 tarihinde açılışı yapılmıştır
Anıtın kapladığı alan: 625 m2
Ayak sayısı (sutun sayısı): 4 adet
Ayaklar arasındaki mesafe:10 metre
Bir ayağın ebadı: 7.5×7.5 metre
Anıtın kaidesinden itibaren yüksekliği: 41.70 metre
Dört sütun üzerine oturtulan abide milletimizin sağlam temellere dayandığını ve yıkılmaz olduğu anlamını taşımaktadır. Uzaktan bakıldığında da Mehmetçiğin M harfi şeklinde gözükmektedir.Anıtın tavanına mozaikten Türk bayrağı işlenmiştir. Abidenin dört ayağında sekiz rölyef bulunmaktadır. Denize bakan dört tanesi deniz savaşlarını, karaya bakan dört tanesi de kara savaşlarını anlatmaktadır. 2005 yılında restorasyondan geçen anıt 2007 yılında bulunduğu alana yeni şehitlik inşa edilerek son şeklini almıştır.
(Şu anda anıt oldukça harap durumda ve çevresine bile yaklaştırılmıyor. Kısa bir süre öncesine kadar ücretsiz gezebileceğiniz bu muhteşem yapı sanırım şimdilerde Kültür Bakanlığının yeni uygulamasıyla maalesef ücretli ziyaret ediliyor...)
Anıtın kapladığı alan: 625 m2
Ayak sayısı (sutun sayısı): 4 adet
Ayaklar arasındaki mesafe:10 metre
Bir ayağın ebadı: 7.5×7.5 metre
Anıtın kaidesinden itibaren yüksekliği: 41.70 metre
Dört sütun üzerine oturtulan abide milletimizin sağlam temellere dayandığını ve yıkılmaz olduğu anlamını taşımaktadır. Uzaktan bakıldığında da Mehmetçiğin M harfi şeklinde gözükmektedir.Anıtın tavanına mozaikten Türk bayrağı işlenmiştir. Abidenin dört ayağında sekiz rölyef bulunmaktadır. Denize bakan dört tanesi deniz savaşlarını, karaya bakan dört tanesi de kara savaşlarını anlatmaktadır. 2005 yılında restorasyondan geçen anıt 2007 yılında bulunduğu alana yeni şehitlik inşa edilerek son şeklini almıştır.
(Şu anda anıt oldukça harap durumda ve çevresine bile yaklaştırılmıyor. Kısa bir süre öncesine kadar ücretsiz gezebileceğiniz bu muhteşem yapı sanırım şimdilerde Kültür Bakanlığının yeni uygulamasıyla maalesef ücretli ziyaret ediliyor...)
Nusrat Mayın Gemisi (Maketi) / Çanakkale
Nusrat Mayın Gemisi Maketi 1982 yılında yapılmıştır. Çanakkale Deniz Savaşlarına katılan Nusrat Mayın Gemisi'nin birebir kopyasıdır. Gemi, 42 m. boyunda, 7.5 m. genişliğinde olup, Çimelik Kalesi'nin sahil şeridindedir (Askeri müzenin içinde). Arka tarafından bulunan raylar üzerinde 18 Mart 1915'te kullanılan mayınlar bulunmaktadır. Geminin iç kısmında ise Çanakkale Zaferi ile ilgili eski gazete küpürleri, Nusret Mayın Gemisine ait seyir cihazları, Mayın Grup Komutanı Bnb. Nazmi Akpınar'a ayrılmış şeref köşesi ve Gemi Komutanı Yzb. Hakkı'nın üniforması yer almaktadır. Alt güvertede 1914-15 Çanakkale Deniz Savaşları kronolojik olarak anlatılmaktadır. Nusrat Mayın Gemisi'nin savaştaki rolü; beş dakika süreli dijital animasyon gösterisiyle sunulmaktadır. Gemi asgari 30 dakikada gezilebilmektedir. (Askeri müzeyi çok düşük bir ücret karşılığında pazartesi hariç hergün gezebilirsiniz).
Meçhul Asker / Çanakkale
Şehitliğin verdiği tarifsiz hislerden sonra aynı mekanda bulunan bu mezar insanı daha da garip yapıyor. Yüzlerce mezarı görüp, bu vatan için akıtılan kanları ve verilen canları düşündükçe vatanımıza daha da sahip çıkmamız gerektiğini görüp, sevgili Ata'mızın ne kadar büyük bir insan olduğuna bir kez daha şahit oldum...
Mezarın üzerindeki yazıdan:
"Çanakkale savaşı sırasında bir Anzak askeri tarafından Gelibolu yarımadası'ndan Avustralya'ya götürülen Türk askerine ait kafatası 10 mart 2003 tarihinde Avustralya hükümeti tarafından Türk makamlarına teslim edilmiş ve 18 mart 2003 günü defnedilmiştir."
Ebedi istirahatgahında rahat uyu Meçhul Asker...
Aynalı Çarşı / Çanakkale

1889 yılında İkinci Abdülhamid’in padişahlığı sırasında, Çanakkale’nin önde gelen Yahudi ailelerinden birinin üyesi İlya Halyo tarafından inşa ettirilmiştir. Doğrulanamayan bir iddia ise çok daha önceleri yapıldığıdır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Çarşı’dan söz edilmektedir. İlya Halyo ise sözkonusu çarşıyı onartmış ve kullanıma açmış olabilir. Çarşı Mart 1915’de Gelibolu çıkartması sırasında bombardıman ve yangınlarla tahrip olmuş. 1918-1921 yıllarında İngilizlerin Çanakkale’yi işgali sırasında, İngilizler atlarının barınacağı mekan olarak “Aynalı Çarşı’yı uygun görmüşler ve “ahır” olarak kullanmışlardır.
1921’den sonra bir dönem, giriş kapısı dışında büyük ölçüde yıkık kalmış ve çarşı olarak kullanılmamıştır. Resmi kayıtlarda bedesten arsası olarak yer almaktadır. Daha sonra arsaya 14 dükkan inşa edilmiştir. 1934’de Yahudilere yönelik saldırı ve yağma olayları sırasında kapının üzerinde yer alan kitabe sıvayla kapatılmış, 1967 yılında Sadi Fenercigil’in başkanlığında sırasında temizlenmiş ve bugünkü görünümü ortaya çıkmıştır. Aynı yıl kadastro uygulaması yapılarak çarşının krokisi çizilmiştir.
Aynalı Çarşı “Aynalı” mı ?:
Çarşı içinde eskiden atlar için koşum ve süs eşyası yapan dükkanlar yer alıyordu. “Ayna” denilen “at gözlüklerinin” çarşıda satılmasından dolayı bir tür benzetme olarak “Aynalı Çarşı” adının kullanılmakta olduğu sanılmaktadır. Bu durumda bugün mevcut çarşının girişine yerleştirilen büyük boy aynalarının Çarşı'nın özgün yapısıyla ilgisi bulunmamaktadır. (Bir Çanakkaleli olarak utanarak söylemem gerekir ki bende neden "Aynalı Çarşı" denildiğini bilmiyordum. Neden böyle dendiğini okuduğum zamanda girişe yerleştirilen aynalar anlamsız, hatta komik geldi bana...)
Aynalı Çarşı Türküsünün kökeni:
“Çanakkale içinde Aynalı Çarşı Ana ben gidiyom, düşmana karşı...”
Türküyü ilk kez Çanakkale Savaşlarına katılan Kastamonulu bir askerin söylediği bilinmektedir. Buradan daha Birinci Dünya Savaşı sırasında “Aynalı Çarşı” olarak anıldığı anlaşılabilir.
Kitabe :
Çarşı Caddesi üzerinden yürüyerek Aynalı Çarşı yönüne ilerlendiğinde Çarşının giriş kapısının üzerinde yer alan beyaz mermer kitabe gelenleri karşılar. Üst iki satırı “talik” yazı tarzındadır. Sol alt köşede İbranice yazı yer almaktadır.
Kitabe de:
Birinci satır : Sultan-ı mâ adelet-i unvan-ül Gazi Abdülhamid-i Sani Efendimiz Hazretlerinin saye-i ihsaniye-i
İkinci satır : Eser-i gayret-i perverde tebaa-i sadıka-i Müseviyye’sinden İlya Halyo bendelerinin yaptırdığı çarşı-yı dil-nişindir. Sene Hicri Muharrem 1307 (1889)
Türkçesi :Birinci satır : Adaletliliği ile tanınan Sultan Gazi İkinci Abdülhamid Efendimiz Hazretlerinin lütuf ve sahip çıkmalarıyla.
İkinci satır : Kendilerine bağlı, Musevi uyruğundan İlya Halyo kullarının çabalarıyla yaptırılmış ve gönülde yer tuta(cak)n çarşıdır. Yıl Hicri Muharrem 1307 (Kasım-Aralık 1889) denilmektedir.
Eski Çarşının Yapısal Özellikleri :
Çarşının özgün durumuna ilişkin kayıtlar incelendiğinde tipik bir arasta özelliği gösterdiği ve İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nın “minyatürü” olduğu anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşındaki bombardıman öncesinde, üzerinin küçük kubbelerden oluştuğu, kimi kubbelerde yer alan -hamamlardakine benzer biçimde- çokgen köşeli pencerelerle doğal aydınlatmanın sağlandığı belirtilmektedir. Elde edilen en eski tarihli (1960-1961) Aynalı Çarşı fotoğrafından anlaşıldığına göre Çarşının üzerinin daha sonra açık hale geldiği ve 1967’deki onarım sırasında bugünkü çatısının yapıldığı anlaşılmıştır. Çarşının ilk zamanlarda bugünkü durumunda olduğu kadar uzun olmadığı ve kapısından itibaren 14 dükkanı kapsayan “Bedesten arsası” olarak 5 Şubat 1946 tarihli tapu kayıtların da yer aldığı görülmektedir.
Şimdiki Çarşının Yapısal Özellikleri :
Restorasyon Projesi Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından çizilmiş ve Edirne Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 01.06.2000 tarih ve 6134 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Tek katlı, betonarme bir iskelet üzerine 50 adet dükkan, wc, güvenlik ve çay ocağı projelendirilmiştir. Çarşıya giriş mevcut durumuna uygun olarak dört yönden sağlanmaktadır. Ana giriş kapısı, vitraylar ve kitabe aslına uygun olarak korunmuştur. Diğer giriş kapıları ana kapıya benzer şekilde kemerli ve vitraylı olarak yapılmıştır. Giriş koridorları genişlikleri ve işlevleriyle kullanımlarını sürdürmektedir. Dükkanlar 15-30m2 arası değişen alan büyüklüklerinde, mevcut dükkan büyüklüklerine göre projelendirilmiştir. Kemerli giriş kapıları ile dükkanlara girilmektedir. Kapılarda ahşap doğrama çerçeve, kemer ve sütunlarda ise Assos taşı kullanılmıştır. Koridorlar ve dükkanların zemini doğal taşla kaplanmıştır. proje kapsamında Çanakkale Belediyesince başlatılan inşaat çalışmaları 2007 yılı Mayıs ayında tamamlanmıştır .Çarşının özgün mimarisinden günümüze ulaşan giriş kapısı ve kitabesidir.
(Türküsü bile olan Aynalı Çarşı'nın şu anda Kemer, Antalya vs. gibi yerlerde sıkça rastlayacağımız turistik çarşılardan hiçbir farkı yok ne yazık ki. Çarşıda bir iki dükkanda bulabileceğiniz asker şapkaları dışında satılan tüm ürünler Çin, Endonezya vs. gibi ülkelerden gelen ve hiçbir özelliği olmayan şeyler...)

Birinci satır : Sultan-ı mâ adelet-i unvan-ül Gazi Abdülhamid-i Sani Efendimiz Hazretlerinin saye-i ihsaniye-i
İkinci satır : Eser-i gayret-i perverde tebaa-i sadıka-i Müseviyye’sinden İlya Halyo bendelerinin yaptırdığı çarşı-yı dil-nişindir. Sene Hicri Muharrem 1307 (1889)
Türkçesi :Birinci satır : Adaletliliği ile tanınan Sultan Gazi İkinci Abdülhamid Efendimiz Hazretlerinin lütuf ve sahip çıkmalarıyla.
İkinci satır : Kendilerine bağlı, Musevi uyruğundan İlya Halyo kullarının çabalarıyla yaptırılmış ve gönülde yer tuta(cak)n çarşıdır. Yıl Hicri Muharrem 1307 (Kasım-Aralık 1889) denilmektedir.
Eski Çarşının Yapısal Özellikleri :
Çarşının özgün durumuna ilişkin kayıtlar incelendiğinde tipik bir arasta özelliği gösterdiği ve İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nın “minyatürü” olduğu anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşındaki bombardıman öncesinde, üzerinin küçük kubbelerden oluştuğu, kimi kubbelerde yer alan -hamamlardakine benzer biçimde- çokgen köşeli pencerelerle doğal aydınlatmanın sağlandığı belirtilmektedir. Elde edilen en eski tarihli (1960-1961) Aynalı Çarşı fotoğrafından anlaşıldığına göre Çarşının üzerinin daha sonra açık hale geldiği ve 1967’deki onarım sırasında bugünkü çatısının yapıldığı anlaşılmıştır. Çarşının ilk zamanlarda bugünkü durumunda olduğu kadar uzun olmadığı ve kapısından itibaren 14 dükkanı kapsayan “Bedesten arsası” olarak 5 Şubat 1946 tarihli tapu kayıtların da yer aldığı görülmektedir.
Şimdiki Çarşının Yapısal Özellikleri :
Restorasyon Projesi Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından çizilmiş ve Edirne Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 01.06.2000 tarih ve 6134 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Tek katlı, betonarme bir iskelet üzerine 50 adet dükkan, wc, güvenlik ve çay ocağı projelendirilmiştir. Çarşıya giriş mevcut durumuna uygun olarak dört yönden sağlanmaktadır. Ana giriş kapısı, vitraylar ve kitabe aslına uygun olarak korunmuştur. Diğer giriş kapıları ana kapıya benzer şekilde kemerli ve vitraylı olarak yapılmıştır. Giriş koridorları genişlikleri ve işlevleriyle kullanımlarını sürdürmektedir. Dükkanlar 15-30m2 arası değişen alan büyüklüklerinde, mevcut dükkan büyüklüklerine göre projelendirilmiştir. Kemerli giriş kapıları ile dükkanlara girilmektedir. Kapılarda ahşap doğrama çerçeve, kemer ve sütunlarda ise Assos taşı kullanılmıştır. Koridorlar ve dükkanların zemini doğal taşla kaplanmıştır. proje kapsamında Çanakkale Belediyesince başlatılan inşaat çalışmaları 2007 yılı Mayıs ayında tamamlanmıştır .Çarşının özgün mimarisinden günümüze ulaşan giriş kapısı ve kitabesidir.
(Türküsü bile olan Aynalı Çarşı'nın şu anda Kemer, Antalya vs. gibi yerlerde sıkça rastlayacağımız turistik çarşılardan hiçbir farkı yok ne yazık ki. Çarşıda bir iki dükkanda bulabileceğiniz asker şapkaları dışında satılan tüm ürünler Çin, Endonezya vs. gibi ülkelerden gelen ve hiçbir özelliği olmayan şeyler...)

Seyit Onbaşı Anıtı / Çanakkale
Kilitbahir yakınında Mecidiye Şehitliğinin karşısında bulunan alandaki bu anıt, Seyit Onbaşı’nın anısına yapılmıştır. Seyit Onbaşı Edremit’in Havran-Çamlık (Çamlık Köyü'nün esl adı Manastır'dır.) Köyü’nde 1889 yılında dünyaya gelmiş, 1909 Nisan Ayında askere alındı.1912 yılında Balkan Savaşlarına katıldı. Savaş bittiğinde terhis edilmedi.Topçu eri olarak Çanakkale Cephesinde görev aldı.. Askerliğinin 6.yılında Gelibolu Mecidiye Bataryasında topçu eri iken Queen Elizabeth ve Ocean zırhlılarının açtığı ateş sonucu açılan çukura baş aşağı beline kadar gömülmüştür. Yanındaki sıhhiye eri Onu bacaklarından çekerek kurtarmıştır. O sırada bataryada bir tane top ve birkaç topçu eri hayatta kalmıştır. Gemilerin ateşi devam etmekte iken topun mermiyi kaldıracak olan metaforası (vinci) isabet aldığı için parçalanmıştır. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, 276 kg.lık mermiyi arkadaşı Niğdeli Ali’nin yardımı ile sırtlamış ve bu şekilde topun altı basamağını çıkarak mermiyi topa sürmüş ve ateşlemiştir. Bu atışla Ocean’a isabet eden mermi gemiyi hareketsiz bırakmış ve bir süre sonra da Ocean batmıştır. Bundan sonra Türk Müstahkem Mevkileri Komutanı Miralay Cevad Bey (Alb.Cevat Çobanlı) eliyle Ona onbaşı rütbesini takmıştır.
Seyit Onbaşı Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve yaralanmıştır. 1918 sonbaharında Köyüne Dönmüştür.1943 yılında Soyadı Kanunu ile ÇUBUK soyadını aldı. 1939 yılında (50 yaşında iken) zatürreeden ölmüştür. Bugün doğduğu köye, Havran’daki ilkokula ve bir sokağa Onun ismi verilmiştir. Havran’da top mermisini taşırken temsil edilen bir heykeli bulunmaktadır.
Mecidiye Bataryasının bulunduğu yerde o günün anısına mermerden bir kaide üzerinde dikdörtgen şeklinde yukarı yükselen Mecidiye Anıtı bulunmaktadır.
Kişisel Not: Anıtın bulunduğu yerde özellikle güneşin batışını izlemek büyük bir keyif. Bölgede yaşanan büyük savaş ve kahramanlıklar (özellikle gün batımında) insanda değişik duygular bırakıyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










