Isparta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Isparta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2017 Perşembe

Pisidia Antiokheia Antik Kenti


Antiokheia’dan bahsetmeden önce Pisidia bölgesini tanıtmak isterim biraz.

Pisidia Antik Kentleri geniş bir bölgeye yayılmış Antik zamandan kalma kent buluntularıdır. Isparta ve Burdur illerini tümüyle ve Antalya ilinin kuzey kesimini kapsarlar.
Pisidia halkının kökleri, Luvi'lere dayanır.
İyi korunmuş kalelerin çevresinde boylar halinde yaşarlar, hafif silahlarla savaşırlar, geçimlerini yağma ve soygunla sağlarlardı.

I.yy. ilk yarısından itibaren kentleşmeye başlayıp, sikke bastırmışlardır.

Roma Devrinde başlayan genel barışla birlikte, ovalık yerlerde yerleşimler başlamış, sosyal, kültürel, ticari hayat canlanmıştır. Roma kolonilerinin kurulmasıyla birlikte yeni yollar yapılmıştır. Bu refahı MS. 2. ve 3. yy.larda Termessos, Antiokheia, Sagalassos, Selge gibi kentlerde yapılan çeşitli müsabakalar, halk için düzenlenen çok masraflı eğlenceler, gladyatör dövüşleri, boğa güreşleri kanıtlamaktadır.

Roma İmparatorları Traianus ve Hadrianus döneminde başlatılan imarlaşma Antonius Pius ve Marcus Aurelius dönemlerinde de devam etmiştir.
 Henüz okunamayan dilleri, Roma İmparatorluk Çağına kadar kullanılmıştır. Bu tarihten sonra resmi yazılar, Grekçe ve Latince çift dilli olarak yazılmaya başlandı.

MS. 4.yy. dan itibaren Pisidia kentleri gerilemeye başladı. Zamanla tarihteki yerlerini ve önemlerini kaybettiler.


Antiokheia Antik Kenti
Kent, Selevkoslar döneminde M.Ö. 275 yılında I. Selevkos Nikator veya oğlu I. Antiokus Soter tarafından Frigya'da bulunan Galyalılara karşı ileri bir karakol olarak kurulmuştur. Roma İmparatoru Augustus tarafından M.Ö. 6 yılında Pisidia'da kurulan sekiz koloninin merkezi konumunda yer almıştır.
Hıristiyanlık inancının yayılmasında önemli bir kişi olan Paul ve Barnabas M.S. 46'da kente gelmiş ve Paul ilk resmi vaazını vermiştir. Daha sonraki yıllarda adına St. Paul Kilisesi inşa edilmiştir.

Paul yani Pavlus Pavlik (vaaz vererek hıristiyanlığı yayan) Kiliselerin kurucusu olan bir misyonerdir. Luka incilinde önemli bir yere sahip olan Paul, Yeni Ahit’teki 14 mektuptan oluşan Pavlus’un mektupları olarak da bilinen bölümleri kaleme almıştır. Hıristiyanlık üzerinde önemli etkileri olmuştur.  

Barnabas Pavlus'a, Kıbrıs ve Anadolu'ya düzenlenen 1. Misyon Gezisi'nde eşlik etmiştir. Kıbrıs Kilisesi'nin kurucusudur. Kıbrıs'ta öldürüldüğüne inanılır. Her yıl 11 Haziran, "Aziz Barnabas Günü" olarak kutlanır. Yazdığına inanılan Barnabas incili İsa’yı Tanrının oğlu değil, örnek insan olarak anlattığı için günümüz hıristiyanlık anlayışında Kabul edilmez.


Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın sonunda Pisidia Eyaleti'nin metropolisi olmuş ve kent bu önemini Bizans Dönemi'nde de korumuştur. Kent M.S. 713 yılında gerçekleşen Arap saldırında yıkılıp yakılmıştır. Kent tarihi 13. yüzyıla kadar izlenebilmiş ancak bu tarihten itibaren terkedilmiştir.

Antiokheia antik kenti ören yerinde ilk kez 1833 yılında Francis Arundell tarafından çalışmalar yapılmıştır. Arundell ilk detaylı araştırmayı yapan ve kenti tanımlayan kişidir. 1912-1914 yılları ile 1924-1927 yılları arasında Amerikalı W.M.Ramsay’ın yaptığı kazılarda Antiocheia’nın büyük bölümü ortaya çıkarılmıştır. Ballaance 1962’de yaptığı yüzey araştırmaları ile şehrin bir planını çıkarmıştır. Antik kentte bulunan en önemli yapıt Anadolu'daki ilk kiliselerden olan St. Paul Kilisesi'dir. Ören yerinde Augustus tapınağı, Antik tiyatro, Roma hamamı, Bizans Kilisesi ve Su Kemerleri vardır ancak bunların temel kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir.

Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde kazılar sonucunda bulunan tiyatroda açığa çıkan gladyatör kabartmalarından, kentte gladyatör okulu olabileceğini de göstermektedir.


Kentte Bulunan Yapılar

Batı Kapısı
Kentin iki kapısından biri güneyde diğeri batıda konumlanır. Batıda bulunan ve aynı zamanda ana giriş kapısı olan anıtsal yapı, 12 metre yüksekliğinde, 24 metre eninde ve üç kemerlidir. İki yandan sur duvarlarıyla birleşir.  Kemerlerin üzerinde konumlanan alınlıkta, cephenin odağını, karşılıklı diz çökmüş, flama ve standart taşıyan iki Persli kabartması oluşturur.

Ana Cadde
Doğu-Batı caddesi (Decumanus Maximus) iki yanında yerleşmiş çeşitli yapılarla doğuya doğru 200 metre ilerledikten sonra, kentin ikinci ana caddesi olan Kuzey-Güney uzanımlı caddeyle (Cardo Maximus) birleşir. İkinci caddede aynı şekilde iki yanında yerleşmiş yapılarla kuzeye doğru ilerler. Bu cadde, kuzeyde Anıtsal Çeşmeyle son bulur.

Tiyatro
Sahne binasının yalnızca temellerinin olması sahnenin ahşap malzemeli yapıldığını gösterir. Antiokheia tiyatrosu 15.000 kişilik Pamphylia Aspendos tiyatrosuyla karşılaştırılır. Tiyatro,Pisidia’nın
diğer önemli kentleri olan Sagalassos,Selge ve Termessos tiyatrolarından da büyüktür.


Tiberius Meydanı
Alanda bulunan dükkanların kazısında elde edilen buluntulardan anlaşıldığına göre meydanda ,yiyecek ve içki dükkanları bulunur.

Augustus Tapınağı
Kentin en yüksek noktasında kayaların oyulmasıyla elde edilen düzlükte inşa edilmiştir. Alan ilk olarak,erken dönemlerde ana tanrıca Kybele, daha sonra sırasıyla Men Tapınağı, Augustus Tapınağı ve geç dönemde de açık hava Kilisesi olarak kullanılmıştır.

Aziz Bassus Kilisesi
Tiberius Alanının tam karşısında,caddenin batı yanında bulunur. Latin Haçı şeklinde plana sahiptir. 4. Yüzyıla tarihlenen kilisede yapılan kazılar sırasında ele geçen demir bir madalyon üzerinde; bir yüzünde Diocletianus Dönemi azizlerinden Neon,Nikon ve Heliodorus’un, diğer yüzde Antiokheia’lı Bassus’un isimleri okunur. Bundan dolayı kilise Aziz Bassus diye nitelenmiştir.

Hamam
Kazılar sonucunda 7 mekanı açılan,70 x 55 metre boyutlarındaki büyük ve düzgün bloklardan oluşan taş örgülü yapının önemli bir kısmı toprak altındadır ve planı tam anlaşılamamıştır. Hemen doğusundaki alanda kurulmuş olan ve hamamla bağlantılı beden eğitimi alanı,yaklaşık olarak 38 x 29 metre boyutlarındadır ve sütunlu bir galeri ile çevrilmiştir.


St. Paul Kilisesi
Antiokheia’nın en önemli yapılarından biri olan kilise,kentin batı sınırındadır. Orta nefin zemini,kırmızı,sarı,beyaz ve siyah geometrik ve bitkisel motiflerle bezeli mozaikle kaplıdır. Mozaiğin apsis önündeki bölümünde bulunan bir yazıtta,381 yılındaki Konstantinopolis Konsil’inde Antiokheia’yı temsil eden ve Orthodoks mezhebinin kurucularından biri olan Başpiskopos Optimus’un ismi bulunur. St. Paulus İ.S. 46-58 yılları arasında kente üç kez gelerek,şimdi kilisenin temelleri altında olan sinagog’da vaaz vermiştir ve Hristiyanlığı buradan dünyaya yaymaya başlamıştır. Ayrıca, burası Erken Hristiyanlık kiliselerinin ilk iki örneğinden biridir.

Bunun dışında kentte bir çok Anıtsal çeşme ve su kemerleri de bulunmuştur.


22 Haziran 2016 Çarşamba

Keçiborlu Lavanta Tarlaları

Hafta sonları bir programımız yoksa kafamıza neresi eserse gidiyoruz. Daha önce Keçiborlu'da lavanta tarlaları olduğunu duymuştum. Bu hafta sonu da hadi lavanta tarlalarını görmeye gidelim dedik, köpeğimiz Tarçın'ı da aldık düştük yollara. 
​
Her yeri görelim diye otobandan değil arka yollardan dolaşa dolaşa gitmeyi tercih ettik. Akşehir, Eğirdir derken Isparta'ya ulaştık. Bir gece otelde kaldıktan sonra Keçiborlu'ya doğru düştük yollara.
​
Lavanta üretimi, tarlaları denince akla hemen Fransa'nın Provence bölgesi gelir değil mi? Bu muhteşem güzelliği görmek için oralara gitmeye hiç gerek yok. Keçiborlu ilçesindeki birkaç köy lavantacılıkla uğraşıyor. Biz Kuyucak köyündeki tarlaları gördük. Yaklaşık 3 bin hektarda lavanta yetiştiriciliği yapılıyor. Biz biraz erken gittiğimiz için lavantalar yeni açmaya başlamıştı. Lavantaların asıl açma dönemi ise Temmuz ayında başlıyor ve Ağustos ayında hasat ediliyor. Bölgede sulama olanağı olmadığından, buğday ve arpaya göre daha fazla verim veriyor, daha çok gelir getiriyor. Kuru, eğimli tarlalara uyum sağlayan bu çiçek ne budanmak istiyor ne de gübre. 15, hatta kimi zaman 25 yıl boyunca aynı kökten ürün alınabiliyor. Hem kuru çiçeği hem de yağı para ediyor. 




Lavanta'nın bölgedeki hikayesi
Bölgeyi 1971’de lavanta tarımıyla tanıştıran kişi, dönemin Robertet Gül Yağı Fabrikası ortağı Zeki Konur. Fransa’dan melez lavanta olarak adlandırılan Lavandula intermedia türüne ait Super çeşidini ithal eder Konur. Fidanları fabrikasındaki ustabaşı Veli Ergin’e verir. Ergin, Aydoğmuş köyünde toplam büyüklüğü 15 dekar olan iki tarlasını lavanta bahçesi yapar. Çiçekler Robertatet’te damıtılır. Ergin’in başarısı lavanta tarımının bölgeye hızla yayılmasını sağlar. Özellikle Kuyucak’ta büyük gelişme gösterir. Bu iki köyü Kuşçular, Çukurören ve Özbahçe köyleri takip eder. Böylece yörede lavanta dikim alanları 40 yılda 15 dekardan 2500 dekara ulaşır. Bugün Kuyucak köyünde tarım arazilerinin yüzde 75’i lavantayla kaplı.
Lavantalar haziranda tomurcuklanıp temmuz başında çiçeklenmeye başlıyor. Temmuz ortasından ağustos ortasına kadar biçiliyor. İlk hasat kuru çiçekte kullanılırken, yağ üretimi için geç biçim yapılıyor. 
Eğer yağı çıkarılacaksa, lavanta biçimden sonra hemen damıtıma gönderiliyor. Kuru çiçek yapılacaksa, demetlenip asarak ya da temiz zemine serilerek kurutuluyor. Bir haftada işlem tamamlanıyor. Güneşte kalanlar koku ve rengini kaybedince pazar değeri düşüyor. 
​
Kuyucak'a nasıl gidilir
Kuyucak, E-24 Antalya-Afyon karayolundaki Keçiborlu kavşağından 12 kilometre uzaklıkta. Isparta Köy Garajı’ndan günde dört kez Senir kasabasına otobüs kalkıyor. Kuyucak, Süleyman Demirel Havalimanı’na da çok yakın. Köy ve çevresinde konaklama tesisi bulunmuyor. Isparta merkezi, Keçiborlu, Eğirdir en yakın seçenekler.






Biz yolda durmuş tarlaların fotoğrafını çekerken yanımızda bir araba durdu. İçinden yaşlı bir teyze, amca ve oğulları indi. Köyün üst taraflarında daha büyük tarlaların olduğunu söyleyerek görmeye götürelim sizi dediler. Tarlaya gittiğimizde Burdur gölünün manzarasıyla beraber gerçekten de harika fotoğraflar çektik sayelerinde. Yaptığımız sohbette bal da ürettiklerini öğrendik ve muhteşem ballarından aldık. Ailenin babası Zühtü Özcan emekli olduktan sonra Lavanta yetiştiriciliğine başlamış. Daha sonra da balcılığı eklemiş işlerinin arasına. Oğlu Fatih Özcan ise babasına yardımcı oluyor işlerinde.
Lavanta bitkilerine hastalık ve zararlılar musallat olmadığından ilaçlama yapılmıyor. Bu sayede üretilen balda ilaç kalıntısı bulunmuyor. Bir bakıma organik bal üretiliyor. 
Daha sonra bizi evlerine davet ettiler ve Türk insanının ne kadar içten ve misafirperver olduğunu bir kez daha göstermiş oldular. Bu hafta sonu mutlulukla hatırlayacağımız bir gezi yaptık anlayacağınız. 
Bal ve diğer ürünlerden almak isteyenlere www.fatihlavantabali.com adresine göz atmalarını öneririm. Gerçekten de uzun zamandır bu kadar leziz bir bal yememiştim.
​
Ülkemiz açısından güzel bir tanıtım olması gereken bu tarlaları duyuramamak ise büyük bir kayıp bence. İnsanlar akın akın Fransa'ya giderken bu manzaraları görmek için bizim elimizde olanı değerlendirmeyi beceremememiz çok yazık. Ayrıca devletin üretime verdiği komik sayılacak destek de içler acısı. Umarım gelecek zamanlarda daha çok kıymetini biliriz bu tip yerlerin.
​
Klasik gezilerden sıkıldıysanız, Lavantaların muhteşem rengi ve kokusu içinde huzur bulmak istiyorsanız 1 Temmuzda Lavanta festivali, Ağustos başında da lavanta hasatını kaçırmayın bence.

Ayrıntılı gezi fotoğraflarıma ana sayfada bulunan instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.
Bu yazıyı daha çok fotoğrafla yeni sitemde okumak isterseniz tıklayın