Nevşehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nevşehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Haziran 2011 Pazartesi

Atatürk Evi / Hacıbektaş






Hakkında bilgi:
Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesinde bulunan, XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapılmış olan Çelebiler ailesine ait evde Atatürk 22-23 Aralık 1919’da Ankara’ya giderken uğramış ve ağırlanmıştır. Kültür Bakanlığı bu evi 1991 yılında kamulaştırmış ve 2001 yılında da restore ederek Atatürk Evi Müzesi olarak ziyarete açmıştır.

Müzenin bulunduğu ev, zemin ve birinci kattan meydana gelmiştir. Orta sofalı planı olan ev ahşap hatıl arasına kerpiç yığma tekniği ile yapılmıştır. Üzeri de kırma çatı ve oluklu kiremitle örtülmüştür. Evin üst katında sofa etrafında odalar sıralanmıştır. Müzede Atatürk ile ilgili fotoğraf ve belgeler sergilenmekte olup, o günleri yansıtan eşyalarla düzenlenmiştir.

Giriş ücretsizdir...

Deliklitaş (Çilehane)




Çilehane, giriş ve çıkışı bulunan küçük bir mağaradır. İlçe merkezinin 3 km. doğusunda meyilli bir tepededir. Mağara girişi, bir insanın yürüyerek rahatça girebileceği genişliktedir. Mağara içerisinde yüksekçe bir yerde ve bir insanın zorlukla geçebileceği, dışarı açılan bir delik vardır. Hacı Bektaş Veli'nin bu mağarada zaman zaman halvete kaldığı söylenmektedir. Delikli Taş olarakta bilinen Çilehane, Hacıbektaş'ta en çok ziyaret edilen yerlerdendir. Yaygın bir inanışa göre, günahı olan insan, zayıf dahi olsa bu delikten geçemezmiş. Delik onu sıkarmış; bir adak adayınca serbest bırakırmış. Günahı olmayanlar, delikten rahatça geçermiş.

Kişisel notlar:
Delikli taş'ın yanına gittiğimizde geçmek için sıra bekleyen birkaç kişi ile karşılaştık. Dediklerine göre Hacı Bektaş'ı ziyaret etmek ve taştan geçebilmek için Erzurum'dan gelmişlerdi. Geçmek için sıra bekleyen üç bayan da biraz kiloluydu. Bir tanesi ilk denemesinde geçememiş ve zorla geri çıkarılmış sıkıştığı için. Herneyse, biz de geçebilecekler mi diye merakla beklemeye başladık. Teyzeler birbirini alttan ittirerek yukardan çekiştirerek besmele çeke çeke zorla geçtiler taştan. İlk olarak eşim onlar bu kiloyla geçebildiyse bende geçerim diye girdi mağaraya ve geçti kolayca. (en alttaki fotoğrafta kendisi geçmeye çalışıyor taştan) Sıra bana geldi ve mağara kısmına indim. Deliğe bakınca insan geçemeyeceğini düşünüyor. Çünkü alt kısmı çok dar. Dileğimi tuttum ve delikte sıkışır kalırsam, rezil olursam korkusuyla biraz da panik içinde delikten geçtim ama ne yalan söyleyeyim sıkışırım diye çok da korktum...
Geçebildiğimize göre bakalım dileklerimiz ne olacak? Günahsız olduğumuz da inanışa göre taş tarafından belgelendi...

Hacı Bektaş-i Veli Türbesi





Hacı Bektaş-ı Veli hakkında bilgi:
Gerçek ismi, Seyid Muhammed bin İbrahim Ata'dır. Lokman Parende'den ilk eğitimi almış ve Ahmet Yesevi (1103-1165)'nin öğretlerini takip etmişti. Ondan dolayı Yesevi'nin 'halife'si olarak kabul edilmektedir. Anadolu'ya geldikten sonra kısa zamanda tanınarak kıymetli talebeler yetiştirdi. Hacı Bektaş-ı Veli kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile, Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrinde Anadolu'da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulundu.
Velâyetnâme adlı eserede Hacı Bektaşi Velî'nin, sık sık Kırşehiri ve Ahi Evranı ziyareti onun'la sohbetlerini anlatır.

Osmanlı sultanlarıyla halk tarafından da sevildi ve hürmet gördü. Orduda Yeniçeriler Bektaşilik kurallarına göre yetiştirilirdi. Bu nedenle Yeniçerilere tarihte Hacı Bektaş Veli çocukları da denirdi. Ocağın banisi Hacı Bektaş Veli olarak kabul edilirdi. Seferlere giderken yanlarında daima Bektaşi dede ve babaları eşlik ederlerdi. Bugün Balkanların her köşesine Bektaşiliği yeniçeriler taşımıştır.

Hacı Bektaş-ı Veli'nin sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara "Bektaşi" denildi.
Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş-ı Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

Eserleri:
Makalat - (Farsça)
Kitâbu'l-Fevâid
Şerh-iBesmele
Şathiyye
Makâlât-ı Gaybiyye ve Kelimât-ı Ayniyye







Türbe hakkında bilgi:
Kırklar Meydanı'nın güneyindeki, motiflerle süslenmiş mermer taşlardan yapılmış kapıdan, Hacı Bektaş Veli Türbesi'ne girilir. Birbirine geçme mermerlerle yapılan kapının süslemeleri arasında, üç tane balık ve dört tane güvercin figürüde kullanılmıştır. Basık kemerin kilit taşı üstünde ise Çift Başlı Selçuklu Kartalı figürü yer almaktadır. Kapıdan içeri "Gök Eşik" adı ile bilinen, genişce beyaz mermer eşikten geçilerek girilmektedir.
Bir kenarı 4.50 metre olan kare plana sahip türbenin ortasında, Hacı Bektaş Veli'nin sandukası bulunmaktadır. Türbe içindeki süslemeler, Selçuklu dönemi mimari özellikleri yansıtmaktadır. Türbe, kesme taştan ve üzeri kubbeli olarak yapılmıştır. Kubbenin üzeri, sivri kurşun bir külahla örtülüdür. Türbe üzerindeki alemde; “Ya Fettah”, “Vakf-ı ‘aleyni kethüda-i Yeniçeriyan-ı Dergâh-ı Aliyye” “1028 (M.1618-1619)” yazısı yer almaktadır.

Kişisel notlar:
Hacı Bektaş-i Veli'nin türbesi oldukça görkemli. Yurt dışındaki kimi devlet adamlarının hediye ettiği hediyeler de bu görkemi daha da arttırıyor. Bu türbe de oldukça kalabalıktı. Dua edenler, dilek dileyenler ve dışarıdaki çeşmeden su alanlar büyük bir kalabalığı oluşturuyordu. Bu türbe de çok temiz, çok huzurlu ve çok güzel kokuyordu.

Balım Sultan Türbesi


Balım Sultan hakkında bilgi:
Bektaşiliği kurumlaştıran önder olarak bilinen Balım Sultan, 1457’de Dimetoka’da doğmuştur. 1517 tarihinde hakka yürümüştür.Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin manevi kızı Fatma Nuriye Hatun (Kadıncık Ana - Kutlu Melek)'un torunu Mürsel Babanın oğludur.Geniş bir kitleye göre Bektaşiliğin önemli bir ulusudur. “İkinci piri (piri sani)”, kurucusu ve kurumlaştırıcısı olarak görülür. Kurucusu değildir ancak “ikinci piri” olduğu, kurumlaştırdığı, yolu yasal bir kurum durumuna getirdiği, Bektaşiliğin varolan yapısına yeni bir biçim kazandırdığı, erkanını geliştirerek yeniden düzenlediği kesindir. Bektaşilik onunla birlikte devlet tarafından tanınır ve geniş yığınlara mal olur. 1501’de dönemin padişahı kendisi de Bektaşiliği benimsediği iddia edilen II. Bayezit tarafından Kırşehir’deki Hacı Bektaş Dergahı’nın başına atanır. Amaç; Türk/ Türkmen Kızılbaş- Alevi- Bektaşi’yi İran’ın etkisinden korumaktır. Bu durum Bektaşilik’le devletin ilişkilerini arttırır. Bundan sonra, devlet içerisindeki birçok yönetici bürokrat ve ulemadan insanlar doğrudan Bektaşilik Tarikatı’nın üyeleri olurlar.

Balım Sultan, Hacı Bektaş’tan sonraki “mihenk taşı”dır. Bektaşiliğin toplumsal ve insancıl yönlerini, barışseverliğini ve yardımseverliğini ön plana çıkaran bir gönül eridir. Yüzyıllardan beri gelen Alevi- Bektaşiliğe ait kuralları derlemiş ve dergahta bir düzen içerisinde yaşama geçirilmesini sağlamıştır. Sözel olan Bektaşi geleneğinde düzenlemeler yaparak, yazılı metin haline getirmiştir. Yapısal olarak Bektaşiliği “kurallara bağlamış”tır. Balım Sultan’la Bektaşilik erkannamesi son biçimini almıştır. Böylece geniş bir coğrafik alana yayılan Bektaşilik uygulamasında “birörneklilik” sağlanmış olur.
Balım Sultan XVI. y. yılda Bektaşiliği Haydariliğin bir kolu, türevi olmaktan kurtarır, Haydarilik etkilerinden arındırır. Osmanlı Devleti’nin de desteğini alarak Hacı Bektaş’ın adına yeniden yapılandırır.Artık bu yüzyıldan sonra Bektaşilik bağımsız bir tarikattır. Diğer Batıni- Alevi eğilimli tarikatları içerisinde eritip özümleyecek güçtedir.
Balım Sultan yola, tarikatın pratiğine sürekli bir biçim ve içerik kazandıracak yeni etkiler getirmiştir. Geliştirilen erkana göre yola girenlerle sıkı ilişki içerisinde örgütlenmiş bir Bektaşi toplumu ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Tarikata bir disiplin getirmiştir. Kent içi ve kenti çevreleyen tekkelerde daha yetkinleştirilmiş “bir ritüel ve örgütlenme” başlatmıştır. Giderek düzenlenmiş sistemin dışında kalan köy gruplarından farklılaşan, bir biçime ulaşmış Bektaşilik Tarikatı yaratmıştır. Bu örgütünü kendisi tarafından kurulan sistemin “ruhani ve örgütsel” başı olan Dedeler’le yaymayı ve yaşatmayı amaçlamıştır.Çelebiler Anadolu ve köylük yörelerde tutunurken, kentsel yörelerde Balım Sultan ekolü benimsenir. Balım Sultan, soydan Alevi olmayanlara kapı açarak Bektaşi olabilmelerinin yolunu açar ve Alevi- Bektaşilik alanında önemli bir reform yapar. Dedebabalık’la yönetilen Bektaşiliğin bu kolu yeniçeri ocaklarının kapatılmasıyla büyük bir güç kaybetmiştir. Ancak 1800lerin sonu ve 1900lerin başında tekrar hareketlenmiş İstanbul ve Rumelideki bir çok Ocak yeniden uyandırılmış ve Osmanlı Eliti içinde etkin olmuştur. Cumhuriyet döneminde Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte tekrar zayıflamıştır. Günümüzde başta Rumeli ve Balkanlar olmak üzere birkaç yüzbin kişilik müridi bulunan önemli bir topluluktur.
Balım Sultan'ın getirdiği yeni usullerin en önemlileri “Dedebabalık”, evlenmemiş(“mücerret”) babalık kurumu ve “mengüç”tür. Ayrıca ibahilik, üçleme (teslis) ve hulul anlayışları da Balım Sultan'la birlikte Alevi-Bektaşiliğe girer.
Balım Sultan’a kadar Bektaşilik, genellikle kırsal kesimlerde ve köylük yörelerde tutunmuş, Alevi- Türkmen içerisinde benimsenme olanağı bulmuştur. Özellikle Aleviliğin bir türevi ve Aleviliği yeniden biçimleyen, derneştiren, onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya korken, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya “Babagan Kolu (Babalar Kolu)” da denir.


Türbe Hakkında Bilgi:
Üçüncü Avlu'nun doğusunda, piramit külahlı klasik bir türbedir. II.Beyazıt 1501 yılında, İkinci Pir olarak bilinen Balım Sultan’ı (1462-1516), Hacı Bektaş Veli Dergahının başına getirmiştir. Bütün söylentiler Balım Sultan'ın, Edirne'nin 40 kilometre güneyinde bulunan Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli) tekkesinin bulunduğu Dimetoka'dan geldiğini göstermektedir. Balım Sultan'ın, Alevi - Bektaşi düşüncesini ve teşkilatını kontrol altında tutmak için, Osmanlı Devletince Hacı Bektaş Veli Dergahının başına getirildiği yönünde görüşlerde ileri sürülmektedir. Bektaşi Tarikatının biçimlenmesine ilişkin etkisi ve rolü yadsınamayacak olan Balım Sultan, 1462'de Dimetoka'da doğmuş ve 1516 yılında Hacıbektaş'ta ölmüştür. Balım Sultan'ın türbesini, Yavuz Sultan Selim'in kumandanlarından Şehsuvaroğlu Ali Bey'in 1519 yılında yaptırdığını, Türbe kapısının üst duvarındaki yazıdan anlıyoruz.

Türbeye, önünde üç kemer bulunan üstü örtülü alandaki kapıdan girilir. Türbeye girildiğinde dikdörtken biçimli ufak bir oda ile karşılaşırız. Tam karşıda bulunan kapıdan, Balım Sultan'ın mezarının bulunduğu türbeye ulaşılır. Balım Sultan Türbesinin içi kare planlıdır. Türbenin içinde ejderler ve buket taşıyan güvercin figürlerinden yapılmış büyük bir şamdan bulunmaktadır. Türbede, başka küçük şamdanlar ve kıymetli levhalarda sergilenmektedir. Türbenin üzerindeki kubbe, sekiz köşeli piramit şeklinde ve sivri külahlıdır.

Türbenin kuzey kenarında Kalender Çelebi'nin mezarı bulunmaktadır. 1516 yılında ölen Balım Sultan'dan sonra, Dergah'ın başına Kalender Çelebi'nin geçtiğini ileri sürenler de bulunmaktadır. Kalender Çelebi'nin, Balım Sultan'ın kardeşi, oğlu yada torunu olduğuna ilişkin farklı değerlendirmeler olsa da, Bektaşi Dergahı ile bağını kimse yadsımamaktadır.

Kişisel notlar:
Hakkında çeşitli efsaneler olan (suda yürümek, astral yolculuk gibi) Balım Sultan türbesi de Hacı Bektaş-i Veli külliyesinin içinde. Yemyeşil bakımlı bahçede kuş sesleri arasında çok huzur verici bir yer. Ayrıca çok bakımlı ve temiz. Dilek tutup, dua etmek isteyenler için önemli ziyaret mekanlarından biri. Giriş kapıda ödenen 3 TL'ye dahil.

Kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

25 Haziran 2011 Cumartesi

Üçüncü Avlu (Hazret Avlusu) / Hacı Bektaş-i Veli Müzesi


Renkli taşlardan yapılmış, yuvarlak kemerli ve çift kanatlı bir kapıdan (Altılar Kapısı), İkinci Avludan Üçüncü Avluya (Hazret Avlusuna) geçilir. Kapıdan girildiğinde, tek kemerli, üstü örtülü bir bölümle karşılaşırız. Hemen sağ tarafta, Mustafa Kemal Atatürk'ün 22-23 Aralık 1919'da Hacıbektaş'a gelişinde Dergah'da dinlendiği yer olarak bilinen mekanda, sanatçı Filinta ÖNAL tarafından yapılan 'Atatürk' rölyefi bulunmaktadır.

Üçüncü Avluya girişin tam karşısında Hacı Bektaş Veli'nin Türbesi (Pir Evi) vardır. Pir Evi'nin doğusunda ise Balım Sultan Türbesi ve Dergaha hizmet edenlerin mezarları bulunmaktadır.

Kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

İkinci Avlu / Hacı Bektaş-i Veli Müzesi




Meydan Avlusu da denilen İkinci Avlu’ya (Dergah Avlusu), düzgün taştan yapılmış üçgen alınlıklı Üçler Kapısından girilmektedir. İlk yapılışında taş döşeli olan bu avluya Üçler Kapısından girildiğinde, kare planlı bir havuzla karşılaşılır. Bu havuzun Üçler Kapısına bakan duvarında üçgen bir alınlık bulunmaktadır. Bu üçgen alınlığın tepesine mermerden yapılmış ve 12 dilimli bir Hüseyni Tacı yerleştirilmiştir. Üçgen alınlığın havuza dönük yüzünde ise 12 mısradan oluşan bir yazıt bulunmaktadır. Bu yazıttan havuzun, Tepedelenli Hacı Feyzullah Dede Baba zamanında, Beyrut Valiliği yapan Halil Paşa'nın eşi tarafından 1906-1908 yıllarında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu avlunun doğusunda ve batısında, kesme taştan yapılmış ayaklar üzerine oturtulmuş kemerler vardır. Avluda, doğu yönünde Aslanlı Çeşme ve Aş Evi önünde beş adet, tekke camisi önünde üç adet; batı yönünde ise yedi adet olmak üzere, on beş adet kemer bulunmaktadır. Üstü örtülü ve önü açık kemerlerin gerisine, Külliyenin yönetiminde önemli işlevleri olan yapılar iki grup halinde yerleştirilmiştir. Doğudaki grupta, güneyden kuzeye doğru Arslanlı Çeşme ve Aş Evi yer almaktadır. Batıdaki grupta ise, güneyden kuzeye doğru Çamaşır Evi, Mihman Evi, Meydan Evi ve Kiler Evi yer almaktadır. Kiler evinin içinden geçilerek girilen mekan Dede Baba'nın kışlık odasıdır. Bu oda ve kiler evinin üst katında, külliyenin bütününe egemen konumu ile Dede Baba Köşkü yer alır.

İkinci Avlunun güney-doğusunda, renkli kesme taşlardan yapılmış ve üç kurnası bulunan bir çeşme vardır. Çeşmenin yanındaki kemerin havuza bakan tarafındaki yazıtta "Malgoç Bali İbn-i Ali hazretleri gaziler serdarı ol din eri, Hacı Bektaş-ı Velî'nin aşkına, eyledi, cari bu ayn-ı kevseri, tarih dokuz yüz altmış ikide teşnelikten oldu abdalan beri" yazısı yer almaktadır. Bu yazıt, Arslanlı Çeşmeyi Yusuf Bali Çelebi'nin oğlu Bektaş Çelebi'ye konuk olan Silistre Valisi Malkoç Bali İbn-i Ali Bey'in 1554 yılında yaptırmış olduğunu göstermektedir. Mısır Prenseslerinden Kara Fatma Sultan'ın 1853 yılında Mısır'dan gönderdiği mermer arslan heykelinin çeşmeye yerleştirilmesinden sonra, çeşme Aslanağzı Çeşmesi yada Aslanlı Çeşme olarak anılmaya başlandı. Arslan heykelinin yerleştirilmesi ile, 1854 yılında çeşmenin alınlığına kitap sayfasını andıran yazıt eklenmiştir.

İkinci Avlu'daki bazı kemerlerin üzerinde, küçük beyaz mermer taşlar üzerine yazılmış, dergah ile ilgili onarım yazıtları bulunmaktadır. Aslanağzı Çeşmesi yanındaki birinci ve ikinci kemerin arasında yer alan yazıtta anonim bir beyit yer almaktadır. 1544 Tarihli yazıtta şunlar yazılıdır: "Ey günahkar evronuz yüzü kara, Ne yüz ile Hazret-e karsu vara. 951 (M.1544)" Bu yazıtta yer alan 1544 tarihi, kemerlerden oluşan revakların yapılış tarihine ilişkin fikir vermektedir. Aş Evi önündeki kemerin dış yüzünde yer alan yazıtta ise, "Tecdid kıldı bin iki yüz seksen altıda, Aşhaneyi bu tak-u revak-ı Hasan Dede. 1286 (M.1869)" yazılıdır. Bu yazıt ise Hasan Dede tarafından 1869 yılında yaptırılan onarımı belgelemektedir.

Kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

Kiler Evi / Hacı Bektaş-i Veli Müzesi



Kiler Evi'ne, Meydan Evi girişinin sağındaki kapıdan girilir. İki katlı olan Kiler Evi'nin alt katında, Dergahın kıymetli eşyaları ile yiyecek ve kullanılacak eşyaları muhafaza edilirmişti. Kiler evinin içinden geçilerek girilen mekan Dedebaba'nın kışlık odasıdır.
Kiler Evi ve Dedebaba kışlık odası da müze deposu olarak kullanılmakta iken, yapılan restorasyon çalışmaları neticesinde 2010 yılında ziyarete açılmıştır. Bu bölüm, müze deposunda saklanan hat sanatı ürünlerinin de sergilendiği ve küçük ziyaretçi gruplarına sunum yapılabilecek şekilde tanzim edilmiştir.
Kiler Evi ve Dedebaba kışlık odası üzerindeki ikinci katta yer alan Dedebaba Köşkü, Külliyenin müze olarak açılmasından sonra bir süre kütüphane olarak kullanılmış, günümüzde ise müze idare binası olarak kullanılmaktadır.

Kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

Meydan Evi / Hacı Bektaş-i Veli Müzesi




İkinci Avluya girişin solundaki kemerlerin tam ortasındaki kapıdan Meydan Evi'ne girilir. Kapı üzerine konmuş olan lentonun (yığma yapılardaki duvarda, pencere ve kapı türünden açılan boşlukların üzerine konulan yekpare taş) avluya bakan yüzünde Selçuklu üslubu motifler, yere bakan yüzünde ise Yunanca bir yazı bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerinde bulunan, Hacı Bektaş Veli Dergahındaki en eski tarihli Arapça yazıt şöyledir: "Bed ed ömr-ü hazreti’l-ibadeti, melikü’l-meşayih suiale-i evliya Ahi Murad dam-ı devleti, fi yevmi’l-’arefe men ramazani’l-mübarek sittin ve tis’a mieteyn. Sene:767 (M.1366)” Yazıttan, bu yapının 1366 yılında Sultan Gazi Murat (Orhan Bey) (1326-1389) tarafından yaptırıldığını ve Sultanın "Ahi" ünvanını kullandığını anlıyoruz.







Tarikata girme, ikrar verme, nasip alma merasimi ve cem ayinleri bu evde yapılmıştır. Giriş kapısından içeri girilince, sağ ve sol tarafında sekiler bulunan bir oda ile karşılaşılır. Sekilerin üzeri kilimler ve yastıklarla döşelidir.
Bu ilk odadan, daha geniş ve dört tarafı ahşap sedirli olan esas Meydan Evi odasına girilir. Meydan Evi odasının tavanı, kare oluşturan kalın ahşap krişlerin üst üste yerleştirilmesiyle yapılmıştır. "Kırlangıç Kanadı" denilen bu yapı tarzı tavana bir nevi kubbe görüntüsü vermiştir. Bu şekilde, tasavvuf inanışındaki yedi kat gök sembolize edilmiştir. Odanın ahşap sedirleri üzerinde desenli kilimler, kilimlerin üzerinde 12 adet makam postu vardır. "Horasan Postu" ile "Niyaz Taşı" giriş kapısının sol tarafındadır. Giriş kapısının tam karşısında bulunan ocağın sağında "Bektaşi Tahtı" vardır. Ocağın üzerinde, 15. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Hacı Bektaş Veli'nin resmi asılıdır. Kök boya ile yapılmış olan tabloda, Hacı Bektaş Veli'nin kucağında ceylan ve arslan yan yana bulunmaktadır. Bu odanın duvarlarında ayrıca Veysel Karani, Hacı Bektaş Veli ve halifeleri, Balım Sultan, Sarı İsmail ve Kaygusuz Abdal ile Kazak Abdal'ı resmeden tablolar asılıdır.
Meydan Evine girildiğinde sol tarafa düşen duvarın ortasındaki kapıdan, Meydan Evi Babasının makam odasına geçilir. Bu odanın ahşap sedirleri ve dolapları vardır. Tavanı ise Meydan Evi odasının tavanı gibidir. Bu odadan açılan bir diğer kapı ile, Meydan Evi girişindeki sekili küçük odaya kadar uzanan koridora çıkılır. Bu koridorda Bektaşilikle ilgili eserler sergilenmektedir.

kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

Aş Evi / Hacı Bektaş-i Veli Müzesi




Aş Evi'ne, İkinci Avlu'dan iki kanatlı genişçe bir kapıdan girilir. Birbirinin devamı olan iki koridordan geçilerek, asıl Aş Evi salonuna ulaşılır. Birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada Aş Evi Babasına ait olduğu tahmin edilen bir mezar bulunmaktadır. Bu mezarın kime ait olduğuna dair bir bilgi yoktur. Birinci koridordan ikinci koridora açılan kapının üzerinde 968 (M.1560) tarihli Arapça yazıtta ise, "Benna haza el-matbah el-mübareket-i el-Hacı Bektaş el-Horasani el-mamur sahibül-hayrat Bali Bey Bin Gazi Malkoç Rahmetullah-ı aleyh. Sene 968 (M.1560)" yazmaktadır. "Hacı Bektaş Veli Horasani'nin bu mübarek mutfağı, Gazi Malkoçoğlu Bali Bey tarafından imar edilmiştir. Allah ondan razı olsun." yazısından, Aş Evi'nin 1560 yılında onarım gördüğünü öğreniyoruz.

Birinci koridorun sonundaki kapıdan ikinci bir koridora geçilir. Bu koridorun solunda bulunan kapı ile kiler odalarına, koridorun sonundaki kapı ile de asıl aşhaneye geçilir. İkinci koridorun sonundaki kapıdan aşhaneye girildiğinde tam karşıda bulunan büyük ocak üzerindeki Kara Kazan, Hacı Bektaş Veli'ye gönül verenler ve Yeniçeri Ocağı'nca "bereketin ve bolluğun" simgesi sayılmıştır. Kazanın ağız kenarında, "Tamir-i Selanikli El-Hac Hasan Dede sene 1290 (M.1874)", "Vakf-ı Sultan Hacı Bektaş Velî Yadigar Sersem Ali" ve "Vakf-ı Hacı Bektaş Velî… Yadigar… İbrahim Baba 1227 (M.1812)" yazıları yer almaktadır. Aşevi salonunda Kara Kazan'ın bulunduğu ocaktan başka, irili ufaklı altı ocak daha vardır. Salonun tam ortasında etlerin doğrandığı mermer bir masa bulunmaktadır. Salonun kuzeybatısında bulaşık yıkama yeri; bunun da yanında az ışık alan, hava akımına müsait ve soğuk hava deposu gibi kullanılan oda bulunmaktadır.
Giriş kapısının sağ tarafında Aşevi Baba'sının oturduğu ve işlere gözcülük ettiği oda bulunmaktadır. Aş Evi salonundaki vitrinlerde, aş evi ile ilgili eşyalar sergilenmektedir. Bu eserlerin çoğu Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın orijinal eserleridir.

kaynak: http://www.hacibektas.com/index.php?id=hacibektas_veli_muze

Hacı Bektaş-i Veli Müzesi ve Bektaşilik


Bektaşilik hakkında bilgi:

Bektaşilik, Hacı Bektaş-ı Veli’nin adına kurulmuş olan bir Alevi tarikatıdır. Bu tarikata mensup kişilere (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişilere) Bektaşi denir.

Bektaşilik hümanist esaslı bir öğretidir. Öğretinin odağında "insan" vardır. Amacı, İnsan-ı kâmil olarak tanımlanan olgun, yetkin insana ulaşmaktır. Bu ise bir eğitim sürecini gerekli kılar. Hacı Bektaş’ın Türk dünyasının felsefesine çok büyük katkıları olmuştur. En önemli ve tasavvufu kısaca anlatan özlü sözü, "Eline, beline, diline hâkim ol" sözüdür. Hacı Bektaş-ı Veli’nin halen yaygın olarak kullanılan birçok özlü sözü bulunmaktadır. Öncelik yol kurallarındadır. "Hatır kalsın, yol kalmasın" diyerek bunu açıklarlar.
Bektaşilik Tarikatı’nın kuruluşunda geçirdiği süreç, kurucusunun kim veya kimler olduğu, bu süreçte Hacı Bektaş’ın konumunun ne olduğu, tarikatın Piri mi, yoksa kurucusu mu olduğu, Balım Sultan’ın tarikata nasıl bir yapı kazandırdığı yüzyıllar geçmesine karşın hala tartışmalıdır. Öteden beri bu konuda yazanların çoğunluğu, Hacı Bektaş’ın tarikatın kurulma işlemini gerçekleştirmediği ancak, kurulmasına yol açan süreci başlattığı dolayısıyle de onun ardıllarınca kurulan tarikatın da “Piri” olduğu kanısındadırlar. Bektaşiliğin kurumsallaşma sürecinin tamamlanmasının XVI. yüz yılda Balım Sultan tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürerler. Jacop, Tschudi, Şemseddin Sami Bey gibi eski yazarlardan tutun, Ahmet Yaşar Ocak, Belkıs Temren gibi günümüz yazarlarına kadar birçok araştırmacı bu görüştedir.
Bektaşiler, Ahilik Teşkilâtının kurucusu ve 1826’ya kadar Osmanlı Devletinin en gözde ordusu Yeniçeri Ocakları’nın manevî liderleriydi. Ahilik Teşkilatı münasebetiyle esnafla iç içe olması ve Padişahın aldığı bazı ekonomik kararlara esnaflarla birlikte tepki göstermesi Yeniçeriler’in sonunu hazırlardı. Sık sık padişah değişikliklerine ve iç isyanlara neden olan Yeniçeri Ocakları, daha sonra "Vaka-i Hayriye" olarak adlandırılacak olan olay neticesinde, 16 Haziran 1826 tarihinde Pâdişah II. Mahmud tarafından ortadan kaldırıldı.
Osmanlı Devleti döneminde Özellikle Balkan topraklarında Bektaşilikten başka tarikat tutunamamıştır. Fakat II. Mahmud dönemiyle birlikte Bektaşilerin dışında Nakşî-Bektaşileri ortaya çıkmıştır, bunlar Bektaşiliğin ritüellerini kaldırmamakla birlikte Sünni ritüeller eklemişlerdir, Örneğin cem ayinine geçilmeden önce secde namazı kılma, Muharrem orucuyla birlikte Ramazan orucuda tutma vs..., Nakşî-Bektaşiliği özellikle Bulgaristan’da Şii-İran misyonerlerinin kendilerine çok uygun bir ortam bulmalarına sebep olmuştur.



On iki imam inancı:
On iki imam inancı Alevî-Şiilik’te başından beri olmasına karşın, Bektaşilik Tarikatı’nın temel töreleri arasına Balım Sultan’la girer. Tarikatın “temel direği” olur. Her bağlının, müridin temel inanışları içerisinde yer alan bir ilke olur. Bu temel ilke Alevî-Bektaşi edebiyatının temel çeşnisi ve zenginliği olacaktır. Hemen hemen tüm Alevî-Bektaşi ozanları On iki imam çeşnisini şiirlerinde malzeme olarak kullanacaklardır. Alevî-Bektaşi edebiyatı bu zenginlik üzerine kurulmuştur dersek, doğruyu söylemiş oluruz.

On iki imam anlayışına paralel olarak yaşam “on iki” rakamı üzerine sistemleştirilmiştir. On iki sayısı eski Türk törelerinde de mevcuttur. Özellikle Şamanist dönemde Şamanların tacı da on iki ayrı hayvanın postundan yapılan parçalarla yapılmaktaydı. Bu da Zodyak çemberini simgelemekteydi. Yani, Kainatı başına Tac etmekteydi.. Bu inanış ile On iki imam inanışı harmanlanarak Bektaşi kültüründe on iki terkli tac kullanımı ve On iki imam inancının yansımaları görülmektedir. Cemlerde simgesel olarak on iki çerağ yakılır. Kemer üzerine On iki imamı simgeleyen on iki köşeli “palheng taşı” denilen taş takılır. Bu dervişlerin gönüllerini Tanrı’ya bağlayan bir simge olarak algılanır. “Eline, diline, beline sahip olmayı” gerektirir. Bektaşî tacı on iki dilimlidir. Tekkelerin meydan yerleri, tekke üstündeki baca ve kubbeler hep on iki dilimli olur. Bektaşi tekkelerinde pire hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgeleştirilir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan “on iki post” biçiminde biçimleyerek tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır. Postlardan herbiri, Bektaşiliğin en büyük adlarından birine bağlanarak anılmış ve böylece o kişiler ölümsüzleştirilmiştir. 




On iki imam “sırrı” olan “On iki Post” şunlardır:

1.Baba Postu: Horasan postu (Hacı Bektaş-ı Veli)
2.Aşçı Postu: Seyyid Ali Sultan postu
3.Ekmekçi Postu: Balım Sultan postu
4.Nakib Postu: Kaygusuz Sultan Abdal postu
5.Atacı Postu: Kanber Ali postu
6.Meydancı Postu: Sarı İsmail postu
7.Türbedar postu: Kara Donlu Can Baba postu
8.Kilerci Postu: Hacım Sultan postu
9.Kahveci Postu: Şah Şazeli postu
10.Kurbancı Postu: İbrahim postu
11.Ayakçı Postu: Abdal Musa postu
12.Mihmanevi Postu: Hızır peygamber postu

Müze Hakkında bilgi:
30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına dair yasa ile, Hacı Bektaş Veli Dergahı da kapatılmıştır. Hacı Bektaş Veli Dergahında bulunan eserler, Milli Eğitim Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü'nce gönderilen bir heyet tarafından saptanarak, önemli ve taşınabilir durumda olanlar önce Ankara Kalesindeki bir depoya, Ankara Etnografya Müzesinin kurulması ile sözkonusu müzeye taşınmıştır.
Külliyenin geniş kapsamlı onarımına 1958 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlanmış, 1959'dan itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından devam edilmiş; büyük ölçüde aslına uygun biçimde tamir edilen külliye, 16 Ağustos 1964 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır.
Hacı Bektaş Veli Külliyesi 1.Avlu (Nadar Avlusu), 2.Avlu (Dergah Avlusu) ve 3. Avlu (Hazret Avlusu) çevresindeki yapılardan oluşmaktadır. Külliyede bulunan tüm yapılar, fonksiyonlarına uygun biçimde bu avluların çevresine yerleştirilmiştir. Bektaşiliğe özgü terminolojiye uygun olarak bu yapılara, "mihman evi, aş evi, ekmek evi" gibi adlar verilmişti. Kendi içinde birer "ocak" şeklinde teşkilatlanmış olan bu birimlerde, "mihman evi babası, aş evi babası” olarak adlandırılan bir baba ve bu babaya bağlı "canlar" (dervişler) faaliyet göstermekte; bütün babalar Pir Evi'nde postnişin olan Dede Babaya tabi bulunmaktaydı.

Nevşehir Müzesi







Nevşehir’de ilk müze kurma çalışmalarına zamanın Merkez Kütüphane Müdürü Hamit Özalp’in çabaları sonucu başlanmıştır. Özalp’in 1963-1964 yıllarında çevreden topladığı tarihi eserler kütüphanesinin bir odasında depolamıştır. 1966 yılında Damat İbrahim Paşa Külliyesi’nin bir parçası olan Aş Evi ve Sübyan Mektebi müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı’nca restore edilerek ve 1967 yılında ziyarete açılmıştır. 1987 yılında ise şimdiki Kültür Sitesi bünyesinde bulunan yerine taşınmıştır.

Müzede, arkeolojik ve etnografik olmak üzere iki teşhir salonu mevcuttur. Nevşehir ili çevresi açık hava müzesi olarak ziyarete açık ören yerleri, yer altı şehirleri ve buralarda bulunan kiliseleriyle dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biridir. Detaylı Bilgi
Nevşehir Müze Müdürlüğü’ne bağlı olarak;
• Göreme Açık Hava Müzesi
• Paşabağları ve Zelve Ören Yeri
• Çavuşin Kilisesi
• Açıksaray Harabeleri ve Aziz Jean Harabeleri
• Özkonak Yeraltı Şehri
• Kaymaklı Yeraltı Şehri
• Derinkuyu Yeraltı Şehri
• Mazı Yeraltı Şehri
• Tatlarin Kilisesi ve Yeraltı Şehri bulunmaktadır

Kişisel notlar:
Müze oldukça iyi,ferah ve temiz. Tek eksiği ise müze hakkında bilgi veren hiçbir broşürün olmaması ve sergilenen eserler hakkında düzgün anlatımlı yazı bulunmaması. Girişte görevli bizden para almadı ama belki bir giriş ücreti vardır.