Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2016 Pazar

Efes Müzesi



Türkiye'de gördüğüm en iyi müzelerden ikisi bu seneye denk geldi. Anlayacağınız müze delisi olan biri için çok keyifli zamanlar yaşadım ikisini de gezerken (diğeri de Aydın Müzesi).

Efes müzesi çoğunlukla Efes Antik kentinden çıkan buluntuları içeriyor. Özellikle Yamaç Evler kısmından çıkarılan eserler çok dikkat çekici ve muhteşem. Işıklandırması, eserlerin korunması ve sergilenmesi gerçektende çok başarılı. Sıkıntılı olan tek şey müzede tanıtıcı hiç bir broşürün olmaması ve personelin bilgi eksikliği ve davranış sıkıntısı. (Bende bunu hiç anlamam püfür püfür serin ve temiz bir yerde bütün gün oturduğun yerden para alırsın, yaptığın tek iş bilet kesmektir ve soru sorma gafletinde bulunana da beş karış suratla dövecek gibi davranırsın. 45 derecede açık havada çalışanlar ne yapsın o zaman?)



Efes Müzesi'nde en çok ilgi çeken eserler arasında Efes Artemis heykeli (MUHTEŞEM), yunuslu Eros, tavşanlı Eros, Eros başı, Priapos heykeli, mermer Artemis heykeli, Mısırlı rahip heykeli, İsis heykeli, çeşitli mitolojik tanrı heykelleri ve Sokrates başı bulunuyor.

Müzenin orta bahçesinde oluşturan arasta bölümünde ise eski Türk kasabalarındaki ticaret yaşamı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları sergileniyor. Müzenin ayrı bir bölümünde Antik Çağ'dan başlayarak Osmanlı dönemini de kapsayan elektron, altın, gümüş, bakır sikkeler ve takılar yer alıyor.
Eğer yolunuz Selçuk ve civarına düşerse mutlaka görün bu harika müzeyi. Bence hiç pişman olmazsınız...
Giriş Ücreti: 10 TL
Müzekart geçerli

Daha çok fotoğraf eşliğinde tekrar okumak isterseniz yeni siteme tıklayın

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Şirince Fotoğrafları











Şirince / Selçuk




Tarihte Şirince:
Şirince Köyü’nün eski kaynaklarda “Dağdaki Efes” adıyla anılması bu köyün köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Yerleşimin tarih sahnesine çıkışını belirleyecek kesin bir ipucu olmasa da Efes kentinin dağılıp limanın Kuşadası’na (Scala Nova) taşınmasıyla küçük bir grubun dağa çıkmış olması görüşü hakimdir. Bu insanlar Menderes nehrinin getirdiği alüvyon ve taşkınlar nedeniyle bölgede zorlaşan yaşam koşulları neticesinde ovayı terk ederek dağda yerleşmeyi tercih etmiş olmalıdırlar.
Köyün geçmişteki Çirkince ismine değin anlatılan o ki, dağdaki köyün varlığını gizlemek için Ayasuluk’ta ve başka yerlerde Çirkince denip durur. Bu adlandırmaya dair anlatılanların en belli başlısı, Aydınoğulları döneminde azat edilen bir grup Rum’un kendilerine gösterilen yere yerleştikten sonra civar köydekilerin “yerleştiğiniz yer güzel mi?” sorusuna verdiği yanıttır: “Çirkince”.
Şirince’de bilinen en eski yapı, Helenistik dönemden. Büyük bir olasılıkla Efes kentinin kurulduğu Lysimakhos çağına ait olan bu yapı aslında bir kule. Stratejik konumdaki Klaseas Vadisi içinde Efes kentinin erken uyarı sisteminin bir parçası olarak düşünülmesi gerekiyor. Yapı, Bizans döneminde değişikliğe uğramış. Bugün yörede manastır olarak biliniyor.
Köydeki bir şeftali bahçesinde bulunan ve üzerinde Georgios (Yorgo) adına rastlanan pişmiş topraktan ekmek damgası yörede Bizans Çağı’nda toplum yaşamının varlığına işaret etmektedir.
Birtakım kayıtlar, Türkler’in yöreye gelmeleri ve Ayasuluk’u (Selçuk Kalesi çevresi) merkez edinmeleri sırasında, bugünkü yerleşimin yerinde Kırkınca (Kyrkindje, Kirkindsche, Kirkidje, Kırkıca) isimli bir köyün 16. yüzyılda varlığını göstermektedir.
Cumhuriyet’in ilk yılarında köyü ziyaret eden, dönemin İzmir Valisi Kâzım Dirik Paşa Çirkince’nin adını Şirince yapar. Dirik Paşa’nın “Böyle güzel bir yer Çirkince olamaz; olsa olsa Şirince olur.” demiş ve köy bu olaydan sonra "Şirince" adıyla anılmaya başlamıştır.

Kaynak: www.sirince-evleri.com


Kişisel notlar: Selçuktan yaklaşık 8 km. uzaklıktaki Şirince hakikaten de adı gibi şipşirin bir köy. Son yıllarda adının iyice duyulması sonucu turist akınına uğrasa da köy de insanları da doğallıklarını korumaya devam ediyor. Yolunun virajlı ve biraz bozuk olması bile bu akının önünü kesmiyor. Şirince aslen meyveli şarapları ile ünlü olsa da el yapımı sabunları ve zeytinyağları da enfes. Eylül ayı içinde yapılan bağbozumu şenlikleri de kaçırılmaması gereken etkinliklerden.


Ne alınır, ne yenir, nerede kalınır?
Şirinceye gitmişken tabiki şarap, sabun, zeytinyağı ve nazara iyi geldiği söylenen altın çiçek buketlerinden mutlaka alınmalı. Şarapları köydeki çeşitli şarap evlerinden yada Artemis şarap fabrikasından alabilirsiniz. Artemis'in bahçesinde bulunan çardakta çeşit çeşit meyve şarabını deneyip, üzüm bağlarının seyrine dalabilirsiniz. (benim favorim karadut ve kavun şarabı)

Bunun yanısıra yine köydeki dükkanlarda envai çeşit el yapımı sabunlardan ve zeytinyağlarından bulabilirsiniz. Şirince'de her keseye hitap eden birçok pansiyon var. Parama biraz kıyıp, iyi bir keyif yaparım diyorsanız Nişanyan evleri, Güllü Konak, Kırkınca ve Markiz Konakları en bilinenlerinden. Yemek konusuna gelince akşamları çarşıdaki küçük lokantalarda, otellerin/pansiyonların restaurantlarında yemek yiyebilir yada Selçuk da çöp şiş yiyip Şirince'ye gidebilirsiniz (Selçukda Yaşar Usta en iyi çöp şiş yapan yerdir bence... bkz: Lezzet durakları)


http://www.gullukonak.com

http://www.kirkinca.com
http://www.markizkonaklari.com

St. Jean Kilisesi (Aziz Yahya Kilisesi) Fotoğrafları / Selçuk






25 Mayıs 2011 Çarşamba

St. Jean Kilisesi (Aziz Yahya Kilisesi) / Selçuk


Sanırım ilk önce St. Jean kimdir bunu bilmek gerekiyor. 
St.Jean Hz. İsa'nın arkadaşı ve havarisidir. Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce annesini St. Jean'a teslim etmiştir. St. Jean, İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra Meryem Ana'nın Kudüs'te kalmasını sakıncalı bulduğundan onu yanına alarak Kudüs'ten kaçırmış ve şimdiki Selçuk'a getirmiştir. St. Jean, çağın en büyük kenti durumundaki Efes'i kendine hedef seçmiş, Meryem'i putperestlerin diyarına sokmak istemediğinden onu Bülbül Dağı eteklerinde sık ağaçlarla kaplı bir köşede yaptığı kulübede gizlemiştir. St. Jean'ın her gün gizli gizli onu ziyarete gittiği ve yiyecek içecek götürerek yokladığı bilinmektedir.Meryem Ana tam 101 yaşına kadar Bülbül Dağındaki bu yerde yaşamış ve burada ölmüştür (yaş konusu rivayetlere dayanmaktadır). St. Jean Meryem Ana'yı yine bu dağda kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği bir yere gömmüştür. Hıristiyanlığın yayılmasından sonra Meryem Ana'nın bulunduğu yere Hıristiyanlarca "Haç" şeklinde bir kilise inşa edilmiştir. Bu ev papalık tarafından 1967 yılında Hıristiyanlığın kutsal bir yeri olarak ilan edilmiştir.



St. Jean Kilisesi hakkında bilgi;
Kilise, Selçuk Kalesi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nin güney eteğindedir. M.S. II. yüzyıla ait bir hristiyan efsanesine göre Hz.İsa’nın 12 havarisindan biri olan Saint-Jean, ölümünden sonra Ayasuluk Tepesi’ne gömülür. Mezarı üzerine 4. yüzyılda ahşap çatılı bir kilise inşa edilir. Bizans İmparatoru Justinien döneminde (527-565) ilk kilisenin yerine eşi görülmemiş bir yenisinin yapılması için harekete geçilir.
Haç planlı yapıya batıda geniş bir avludan girilmekteydi. Doğu-batı ekseninde uzanan yaklaşık 130 m. uzunluğundaki yapının ana mekânı 6 büyük kubbeyle kaplıydı. İki kat üzerine inşa edilen bu görkemli kilisenin sütun başlıklarında İmparator Justinien ve karısı İmparatoriçe Theodora’nın monogramları bugün halâ görülebilmektedir. Saint-Jean’ın mezarı ana kubbe altında yer alıyordu. Ortaçağ boyunca Azizin mezarından kalkan tozların şifa özelliğine inanan hristiyanlar burayı bir hac mekânına dönüştürmüşlerdi.


Kişisel görüş ve notlar;
St. Jean kilisesi gerçekten de şu anda bulunduğu durumda bile göz kamaştırıyor. Selçuk'un dingin havasının da etkisiyle insan kendini huzurlu hissediyor (en azından ben öyle hissettim). Bunların yanısıra burada da karşımıza çıkan sorun insanlarımızın tarihe (ve müslümanlarınki dışında kutsal sayılan mekanlara) gösterdikleri saygısızlık ve restorasyon adı altında katledilen tarihi eserler. Saygısızlık derken,  elde çekirdek yiye yiye kabuklarını yerlere atan, ayinler düzenlenen kutsal bir mekanda köpek gezdiren, ortalık yerlere tuvaletlerini yapan insanlardan bahsediyorum. Dünyaca ünlü tarihi mekanlarda bu tip görüntülere rastlamadığımız, önemli arkeolojik buluntulara çanak-çömlek (yenikapı buluntuları) demediğimiz, bizde bunlardan çok var nasıl olsa bir tanesi de olmasın ne olur? (allinoi) zihniyetine sahip olmayacağımız günlerin gelmesi çok uzak görünse de, daha iyi günlerin gelmesini içtenlikle diliyorum...


Not: Et sevenler için Selçuk'ta çöp şiş yemeleri ve Şirince de şarap içip, el yapımı sabunlardan almalarını tavsiye ederim...

15 Ekim 2010 Cuma

St. Jean Kilisesi / Selçuk
















Amatör Gezgin'in Notları:
Tarihte bu kadar önem arz eden bir merkezin bakımsızlığı, kötü restorasyonu ve görevlilerin umursamazlığı açıkçası beni çok üzdü ve hayal kırıklığına uğrattı. Umursamazlık diyorum çünkü Hz. İsa'nın 12 havarisinden olan ve hıristiyanlarca kutsal sayılan ve bizlerin de saygı duymamız gereken St. Jean'ın mezarının olduğu bir mekanda köpeklerini de alıp, "pazar gezmesine" çıkan insanların oraya sokulmaması gerekiyordu. (bu arada kimse yanlış anlamasın iki köpek sahibiyim ve köpeklere düşman yada "mekruh" görenlerden de değilim ama başka dinden olanların hac ziyareti için geldikleri bir mekana daha saygılı olmamız gerektiği inancındayım). Bu arada bu mekanın birçok yerinin tuvalet olarak kullanıldığını ve turist gruplarının bunlara şahit olup büyük bir tiksintiyle oradan uzaklaştıklarına da maalesef şahidim...

İzmir ili Selçuk ilçesinde, Selçuk Kalesi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nin güneyinde bulunan bu kiliseyi Bizans İmparatoru Iustinianus (527–565) MS. VI. yüzyılda Aziz St. Jean adına daha önceki yapı kalıntılarının üzerine yaptırmıştır.

Tarihçi Eusibos’tan öğrenildiğine göre St. Jean MS.37–42 yıllarında Kudüs’ten ayrılmak zorunda kalmış, Anadolu’ya gelerek Hıristiyan dinini yaymaya çalışmıştır. Aziz Paulos’un öldürülmesinden sonra Ephesos’ta bulunan bugünkü yapıdan önce var olan bir kilisenin başına geçmiştir. Ölümünden sonra vasiyeti uyarınca bu kiliseye gömülmüştür. MS. VI. yüzyılda Hıristiyanlık Ephesos’ta güçlenince de mezarının üzerine ahşap çatılı bir bazilika yapılmıştır. Günümüze gelen kilise ise Bizans İmparatoru Iustinianus (527–565) tarafından MS. VI. yüzyılda yaptırılmıştır.

MS. VII. ve VIII. Yüzyıllarda Arap akınları Selçuk’ta da etkili olunca, kesme taş ve tuğladan yapılmış olan kilisenin çevresi surlarla kapatılmış ve böylece şehir ile birlikte koruma altına alınmıştır. Kilisenin çevresi 20 kule ve surlarla çevrilmiş, Ephesos’a yönelik görkemli bir de kapı yapılmıştır. Bu kapıdan içerisine girilen kilisenin duvarlarında Troia kahramanlarından Achileus’un yaşamı ile ilgili bir friz bulunuyordu ki bu friz günümüzde Abbey Galeri’sinde bulunmaktadır. Kapıdan sonraki Atrium 34.70x47.00 m. ölçüsünde olup, arazi konumu buradaki duvarların yükseltilmesi ile giderilmiştir. Bu Atrium diğer bazilika Atriumlarından farklı bir plana sahiptir. Orta avlu, portikler ve gezinme yerleri olmak üzere üç bölümden meydana gelmiştir. Oldukça yüksek platform üzerindeki bu alanı genişletmek için de altına bazı yapı tesisleri yerleştirilmiştir. Portikin çevre duvarlarında batıda 13, güneyde 10, kuzeyde de 10 niş bulunmaktadır. Atriumun doğusunda beş kapı vardır. Bu kapılardan üçü narteks ile orta avlu arasındadır. Diğer iki kapı ise kuzey ve güney portiklerinin doğusundadır.

Atrium ile nefler arasında uzanan beş küçük kubbeli narteks ince uzun dikdörtgen planlıdır. Kilisenin ibadet bölümü haç planlı, üç nefli ve klasik bazilika plan düzenindedir. Bu bölümün üzeri altı büyük kubbe ile örtülmüştür. Bunlardan ikisi orta nefin, ikisi transeptlerin, ikisi de orta mekânın üzerini örtmektedir. Kubbeleri taşıyan mermer ve tuğla ayaklar nefleri de birbirlerinden ayırmıştır. Sütun başlıklarının orta nefe bakan bölümlerinde İmparator Iustinianus ile karısı Theodora’nın monogramları görülmektedir. Aziz Jean’ın mezar odası ise orta nefin sonunda ve apsidin de önündedir. Bu bölüm iki basamakla yükseltilmiş ve daha belirgin bir şekle sokulmuştur.

Kilisenin arkasında bulunan hazine binası X. yüzyılda şapele dönüştürülmüştür. Bu şapelin apsidine Hz. İsa’nın, Aziz Jean’ın ve diğer kilise büyüklerinin freskleri yapılmıştır. Bu şapelin yanı başındaki kuzey nef boyunca uzanan dar bir koridorun sonunda da vaftizhane bulunmaktadır. Vaftizhane çevresinde dar koridor ile iki salon vardır. Buradaki salonun ortasına ise iki yanı merdivenli yuvarlak bir vaftiz havuzu yerleştirilmiştir. Bu vaftizhanenin İmparator Iustinianus’tan önce V. Yüzyılda yapılan ilk kiliseye ait olduğu sanılmaktadır.

St. Jean Kilisesi’ndeki çalışmalar ilk defa 1921–1922 yıllarında Yunanlılar tarafından başlamış, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Avusturya Arkeoloji Enstitüsü 1927–1930 yıllarında buradaki çalışmaları sürdürmüştür. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü 1957–1958 yıllarında restorasyon çalışmalarına başlamış, kuzey nefteki ikinci kat sütunlarını ayağa kaldırmıştır. Bu arada Ord.Prof.Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında, Efes Müzesi’nin de katkıları ile çevre düzenlemesi yapılmıştır. Günümüzde çalışmalar devam ettirilmektedir. 

11 Eylül 2008 Perşembe

Meryem Ana Evi / Selçuk




Buralara kadar gelip Meryem ana'da dilek tutup, şifalı suyundan içmemek olmazdı. Tanıdığım çok kişiden dileklerinin gerçekleştiğini duymuştum (Buna ablam da dahil ama benim dileklerim olmadı maalesef). Meryem ana girişi paralı ve çok açık kıyafetlerle içeride dolaşılmaması üzerine uyarılar var (çok kısa şortlar, mayo, bikini vs.) nede olsa kutsal bir mekan. Bu ev Meryem ana'nın son yıllarını St. John ile geçirdiğine inanılan bir yer ve hıristiyanlar için hac yeri. Ayrıca müslümanlar içinde kutsal sayılıp, dua edilen dilek tutulan bir yer. Buradaki küçük kilisede rahipler görev yapıyor ve adak mumlarının satışıyla bağış topluyorlar. Girişte alınan paraların kiliseyle bir ilgisi yok direkt selçuk belediyesine gidiyor. İnsanlar tuttukları dilekleri küçük kağıtlara yazıp duvardaki panolara asıyorlar. Bende yazıp astım. Artık ne kadar çok şey yazıp eşimin gözünü korkuttuysam onun yazdığı kağıtta sadece "hayırlısı" yazıyordu. Çeşmeden akan suyun da şifa getirdiğine inanılıyor.