13 Ocak 2009 Salı

Ayasofya Müzesi / Hagia Sophia



Ayasofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un eski şehir merkezine katedral olarak inşa ettirilen ve günümüzde müze olarak hizmet veren tarihi yapıdır.

1501 yıllık tarihi olan Ayasofya, sanat tarihi ve mimarlık dünyasının baş yapıtları arasında yer alır. Başlangıçta bir kilise olarak inşa edilen ve Osmanlı döneminde camiye çevrilen Ayasofya, günümüzde bir müze olarak hizmet vermektedir ve bu sebeple Ayasofya Müzesi olarak anılmaktadır.
İsmi Yunanca "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir. 532-537 yılları arasında, 5 yılda tamamlanmıştır. Dünya’nın en eski ve en hızlı inşa edilen katedralidir. Günümüzde, dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilir.Bizans tarihçileri (Theophanes, Nikephoros, Gramerci Leon) ilk Ayasofya'nın İmparator I. Constantinus (324-337) zamanında yapıldığını ileri sürmüşlerdir. Birinci Ayasofya’nın inşasına Konstantinos zamanında başlanmışsa da inşaatin 360 yılında tamamlandığı sanılmaktadır. Bazilika planlı, ahşap çatılı bu yapı, bir ayaklanma sonunda yanmıştır. Bu yapıdan hiçbir kalıntı günümüze gelmemiştir.





İmparator II. Theodosius, Ayasofya'yı ikinci defa yaptırmış ve 415'te ibadete açmıştır. Yine bazilika planlı bu yapı 532'de Nika ihtilali sırasında yanmıştır. 1936 yılında yapılan kazılarda bununla ilgili bazı kalıntılar ortaya çıkmıştır. Bunlar mabede girişi gösteren basamaklar, sütunlar, başlıklar, çeşitli mimari parçalardır.

İmparator Justinianus (527-565) ilk iki Ayasofya'dan daha büyük bir kilise yaptırmak istemiş, çağın ünlü mimarlarından Miletos'lu İsidoros ve Tralles'li (Aydın) Anthemios'a günümüze ulaşan Ayasofya'yı yaptırmıştır. Yapımına 23 Aralık 532'de başlanmış, 27 Aralık 537'de tamamlanmıştır. Miletli Isidore ve Trallesli Anthemius tarafından tasarlanan binanın Aralık 557 depreminden sonra zayıflayan kubbesi Mayıs 558'de çökünce farklılaştırılarak yeniden inşa edilmiştir. Anadolu, Mısır ve Yunan antik şehir kalıntılarından sütunlar, başlıklar, mermerler ve renkli taşlar Ayasofya'da kullanılmak üzere İstanbul'a getirilmiştir. Bu üçüncü Ayasofya’nın inşası tamamlandığı gün, Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında “Ey Süleyman! Seni yendim” demiştir. Döneminin en geniş kubbesine sahip olan yapı, asırlar boyunca sık sık yenilendi. Ayasofya’nın Bizans döneminde birçok kez çöken kubbesi Mimar Sinan’ın istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökmemiştir. Bu kubbe, katedral kubbeleri içinde çapı bakımından dördüncü büyük kubbedir .




Osmanlı Dönemi

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişinin ardından ilk iş olarak Ayasofya'nın onarılmış olması dikkat çekicidir. Bazı rivayetlere göre cami tam kıble yönünde olmadığı için Fatih'in eli ile duvarı kıbleye doğru iterek düzelttiği anlatılır. Rivayetin kökeni aslında diğer en eski kiliselerde olduğu gibi absidi Kudüs’e yönelik olarak yapılmış olması gereken Ayasofya’nın absidinin hafifçe kıbleye yönelik olmasıdır. Ayasofya'daki papaz odalarını medrese olarak faaliyete başlatmış, İstanbul Üniversitesi'nin temeli sayılan bu medreseler 1934 yılında Müzeler Müdürlüğü tarafından her nedense yıktırılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet tarafından döneminde camiye çevirilmiş olan Ayasofya, Osmanlılar arasında 500 yıl içinde İstanbul'un en önemli camilerinden birisi oldu. Yapıya çeşitli padişahlarca dört minare eklendi. En eski minaresi tuğladan yapılmış olanıdır.
Ayasofya İstanbul'un fethi ile birlikte başlayan Türk döneminde çeşitli onarımlar görmüştür. Mihrap çevresi, Türk çini sanatı ve Türk yazı sanatının en güzel örneklerini içerir. Bunlardan kubbedeki ünlü Türk Hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin Kuran'dan alınma bir suresi ile 7.50 m. çapındaki yuvarlak levhalar en ilgi çekici olanıdır. Bu tahta levhalarda, Allah, Muhammed, Ömer, Osman, Ali, Ebu Bekir, Hasan ve Hüseyin'in isimleri yazılıdır. Mihrabın yan duvarlarında ise Osmanlı padişahlarının yazıp buraya hediye ettiği levhalar vardır.
Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmet, Sultan III. Murat ve şehzadelerin türbeleri, Sultan I. Mahmut'un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti, kütüphanesi, Sultan Abdülmecit'in hünkar mahfeli, muvakkithanesi, Ayasofya'daki Türk çağı örnekleri olup türbeler, iç donanımı, çinileri ve mimarisiyle klasik Osmanlı türbe geleneğinin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.
Ayasofya 1935 yılında Atatürk'ün emri ile müze haline getirildi.Bizans dönemi mimarisinin ve sanatının en görkemli örneklerine sahip olan yapı, Mimar Sinan'ın yaptığı Süleymaniye ve Selimiye Camii'nin esin kaynağı oldu. 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethi ile birlikte camiye dönüştürüldü ve cumhuriyetin ilanından sonra 1935 yılında Atatürk'ün emriyle müze olarak kullanılmaya başlandı.

Mimari özellikleri

Mozaikleriyle ünlü yapıyı 55.60 m. yüksekliğinde ve içten 30.80.-31.88 m. çapında 40 kaburgalı bir kubbe örtmektedir. Binanın ağırlığını 40'ı aşağıda, 67'si üst katta 107 sütun taşımaktadır. Mimari yönden incelendiğinde büyük bir orta mekân, iki yan mekân (nef), absis, iç ve dış nartekslerden meydana gelmiştir. İç mekân, 100 x 70 m. ölçüsünde olup, üzeri dört büyük ayağın taşıdığı 55 m. yüksekliğinde, 30.31 m. çapında kubbe ile örtülmüştür.

Mozaikleri

Ayasofya'nın mimarisinin yanı sıra mozaikleri de büyük önem taşımaktadır. En eski mozaikler iç narteks ve yan neflerde altın yaldızlı geometrik ve bitkisel motifli olan mozaiklerdir. Figürlü mozaikler 9.-12. yüzyıllarda yapılmıştır. Bunlar İmparator kapısı üzerinde, absiste, çıkış kapısı üzerinde ve üst kat galeride görülmektedir. Üst galerideki, Meryem Ana’nın ve Vaftizci Yahya’nın da temsil edildiği büyük mozaikte İsa Peygamber’in yüzünün sağ ve sol yarıları birbirinden farklı olarak temsil edilmiştir. Bu özellik Leonardo da Vinci’nin ünlü eserinde de görülmekle birlikte, Ayasofya’daki bu mozaik 12.yy.’da yapılmış olduğundan Vinci’nin eserinden daha eskidir. Ayasofya'da, mevlut okuma balkonunun yanında, zeminde bulunan, çeşitli renklerde dairesel taşlar içeren, Yerin göbeği anlamındaki Omphalion (omphalos) adını taşıyan, kare biçimli alan, Bizanslılar'ca Dünya'nın merkezi olarak kabul edilmiş olduğundan Bizans imparatorlarının taç giyme törenlerine sahne olmuştur.
Güney galeri dibindeki 12. yy. mozaik panoda, Meryem Ana ve çocuk İsa, İmparator II. Komnenus, İmparatoriçe İrene, yan duvarında hasta Prens Aleksios yer alır. Takdim edilen rulo kiliseye bağışları, deri kese ise altın yardımını belirtmektedir. Macar asıllı imparatoriçenin ırk özellikleri; açık ten ve açık saç rengi belirgindir. Buradaki ikinci pano, tahta oturmuş İsa, yanında İmparatoriçe Zoe ve üçüncü kocası Konstantin Monomakhos'dur, Konstantin’nin kafası ve üstündeki yazıt kazınıp, tekrar yapılmıştır. Orijinal mozaik Zoe’nin ilk kocasına aitti. Bu panoda İmparatorluk ailesinin kiliseye şükran ve bağışları sembolize edilmektedir.İç koridordan müzeyi terk ederken görülen büyük bir mozaik pano 10. yy’dan kalmadır. Bozuk perspektifli figürler: Ortada Meryem Ana ve çocuk İsa, yanlarda ise şehir maketini sunan Büyük Konstantin ile Ayasofya maketini sunan Justinyen'dir. Çıkışta kısmen zemine gömülü M.Ö. 2. yy’dan kalma muazzam bronz kapılar Tarsustan, belki de bir pagan mabetinden getirtilerek, burada tekrar kullanılmıştır.
Müze bahçesinde değişik devirlerde inşa edilmiş Türk Sanat eserleri bulunur. Bunlar bazı sultanların türbeleri, okul, saat ayar evi ve şadırvandır. Doğu cephesi minareleri 15, batıdakiler de 16. yy’da eklenmişlerdir.

Kaynak Wikipedia /www.istanbul gov.tr

Ziyaret saat ve günleri: Pazartesi dışında her gün 09.20-16.30 saatlerinde ziyarete açıktır. Müzekart geçerli

Üstünde blogumun ismi olan fotoğraflar benim çektiğim fotoğraflardır. Diğerleri Google'dan kullanılmıştır. 

5 Ocak 2009 Pazartesi

Milyon taşı




Milyon taşı Ayasofya Camii meydanın kuzeybatısında Yerebatan Sarnıcı'nın girişine yakındır. Bizans İmparatorluğu'nda Konstantinapolis şehrine ulaşan tüm Roma yollarının başlangıç noktası ve dünya üzerindeki diğer şehirlerin bu şehire olan uzaklığının hesaplanmasında kullanılan sıfır noktasıdır. 4. yüzyılda 1. Konstantin tarafından yerleştirildiği düşünülmektedir. İlk yapıldığında dört yöne bakan bir kapı ve bu noktada kesişen yolların üzerinde yükselen, dört sütun üzerine oturmuş bir kubbeden oluşmaktaydı. Milyon anıtının ve kubbesinin üzerinde Bizans dönemine ait birçok heykel ve kabartma bulunuyordu. 16. yüzyılda İstanbul'u su taşıyan kemerlerin genişletme çalışmaları esnasında yıkılıp, ortadan kaybolmaya başladığı tahmin edilmektedir.
Kaynak: Vikipedi

27 Aralık 2008 Cumartesi

Geçmişe yolculuk: İstanbul Hilton


Hilton oteller zincirinin İstanbul'da da bir otel açması için ilk anlaşma 15 aralık 1950 tarihinde imzalandı. Mimari projesi ABD'li Skidmore Dwings ve Merill ile Prof. Sedat Hakkı Eldem tarafından hazırlandı. Temel 1952 yılında atıldı. İnşaat 21 ay gibi kısa bir süre içinde tamamlandı. 10 haziran 1955 tarihinde açılışı yapılan otel hakkında, o günün gazetelerinde şu bilgiler yer alıyordu: Hepsi balkonlu 300 odası bulunan otelde 100'ü kadın 460 kişi çalışacaktır. Oda ücretleri 25-110 lira arasında değişmektedir. Açılış töreni için ABD'den bir uçak dolusu konuk İstanbul'a geldi. Bunlar arasında otelin sahibi Conrad Hilton da bulunmaktaydı.

Geçmişe yolculuk: Orient Express



1872 yılında Belçikalı Georges Nagelmackers'in kurduğu yataklı Vagonlar şirketi, dört yıl sonra uluslararası bir kişilik kazanır; "Uluslararası Yataklı Vagonlar ve Turizm Şirketi". Giderek tüm Avrupa'ya yayılan şirket, 5 Haziran 1883 yılında Paris-İstanbul arasında da ilk Orient Express seferini gerçekleştirir. Paris'ten İstanbul'a yolculuk 87 saat sürer. Seyahat etmek çile değil bir zevktir artık. Bu ilk seferin başarısını Eylül ayında düzenli seferlerin başlaması izler. Şirket, İstanbul'da Pera Palace (Palas) ve Summer Palace otellerini de açarak Avrupalı turistlerin de konforunu sağlar...


Ünlü dedektiflik kitapları yazarı Agatha Christie'de Orient Express'i konu olarak kullanmıştır.

24 Aralık 2008 Çarşamba

Yerebatan Sarnıcı



Yerebatan Sarnıcı bence İstanbul'da mutlaka görülmesi gereken tarihi yerlerden biri. Sarnıca ilk girdiğiniz andan itibaren muhteşemliği karşısında nutkunuz tutuluyor. Bunda yapılan ışıklandırmanın da etkisi çok büyük. Giriş Türk ziyaretçilere 3 YTL, yabancı ziyaretçilere ise 10 YTL. ve müze kart geçmiyor. Yerebatan Sarnıcı sularında yüzen irili ufaklı balıklarla gerçekten de çok ilginç bir mekan.

Tarihine ve özelliklerine gelince;

Bizans İmparatoru I. Justinianus (bkz: I. Justinianus) tarafından (527-565) bu büyük yeraltı sarnıcı suyun içinden yükselen mermer sütunlar nedeniyle halk arasında "Yerebatan Sarayı" olarak da adlandırılmıştır. Sarnıcın bulunduğu yerde daha önce bir bazilika bulunduğundan "Bazilika Sarnıcı" olarak da bilinir (bkz:Bazilika). Sarnıç uzunluğu 140 m. genişliği 70 m. olan dev bir yapıdır. 52 basamaklı taş merdivenlerle inilen sarnıçta her biri 9 m. yüksekliğinde 336 sütun bulunur. Bu sütunlar her biri 28 sütun içeren 12 sıra meydana getirirler. Sarnıcın tavan ağırlığı kemerler vasıtasıyla sütunlara aktarılmıştır. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adeti Korint tarzında (bkz: Korint tarzı) yansıtılırken bir bölümü de Dor tarzını (bkz: Dor tarzı) yansıtmaktadır. Sarnıcın tuğladan örülmüş 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından (bkz: Horasan harcı) kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9800 m2 alanı kaplayan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir. Sarnıçta bulunan sütunların çoğunluğu silindir biçimindedir. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı (bkz: Medusa başı) Roma dönemi heykel sanatının muhteşem örneklerindendir. Bu başların nereden getirilip kullanıldığı bilinmemektedir. Osmanlı döneminde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı 18.yy'da III. Ahmet zamanında Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. 19.yy'da ikinci büyük onarım Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun 1955-1960 yılları arasında yapılan bir inşaat sırasında zarar gördüklerinden kalın bir beton tabakayla kaplanmış ve tarihi dokularını kaybetmiştir. Sarnıç İstanbul'un fethinden sonra bir süre daha kullanılmıştır. Sarnıç 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul'a gelen Hollandalı gezgin P.Gyllius tarafından keşfedilmiştir. Sarnıç Cumhuriyet döneminde de pek çok kez onarılmıştır. En son 1985-1987 yılları arasında yapılan restorasyonda 50.000 ton çamur çıkarılarak, yürüme platformlarının yapılmasıyla hizmete açılmıştır.






I. Justinianus: 527-565 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğu'nun hükümdarı olmuştur. Roma hukukunda yaptığı reformlarla anılır. Ortodoks Hıristiyanlarca "Aziz" olarak kabul edilmiştir. Karısı Teodora ile beraber ülkesine düzen ve birlik getirmiştir. İmparatorluğun her yanını kiliseler, kaleler ve hastanelerle donatmıştır. Bunlar arasında en ihtişamlısı Ayasofya (Hagia Sophia) kilisesidir.

Korint tarzı: En dikkati çeken özellikleri sütun tabanının süslü olması ve sütun başlığının ters dönmüş bir çan şeklini almasıdır. Bu başlık Kenger bitkisinin (yaban enginarı yaprağı biçiminde bir bezeme motifi) yapraklarıyla bezeli olurdu.
Bazilika: Erken hıristiyan ve ortaçağ mimarilerinde yan geçitleri bulunan galerili veya galerisiz kilise.
Dor tarzı: En ayrıntısız Yunan mimari düzenidir.
Horasan harcı: Eski dönem yapı ustalarının dayanıklılığı arttırmak amacıyla kullandıkları malzemenin içine yumurta akı, kan, peynir, reçine, pişmiş toprak gibi katkı maddeleri ile hazırladıkları harç çeşidi. Bazı uygulamalarda saman, bitkisel lifler ve insan saçları da kullanılmıştır.
Medusa başı: Yunan mitolojisinde gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi mitolojik karakter.

Yerebatan Sarnıcı fotoğrafları