3 Ekim 2011 Pazartesi

Aya Yorgi Kilisesi ve dilek ayini








Aya Yorgi Kilisesi Büyükada'da bulunmaktadır. Patrikhane kayıtlarına göre manastır 1751 tarihinde inşa edilmiştir. İki katlı, kiremit örtülü küçük bir yapıdır. Tepede çan kulesinin arkasındaki kesme taştan yapılmış yapı ise Aya Yorgi kilisesidir. 1905 yılında inşa edilmiş, 1909 yılında kullanıma açılmıştır.

Kilise Saint George adına yapılmıştır. Bu kilise, Hıristiyanların 2 hac noktasından biri kabul edilir. Ve yılın iki tarihinde (23 Nisan ve 24 Eylül) ziyaretçi akınına uğrar.

Aya Yorgi Kilisesi Tarihi
Anlatılanlara göre; Bizans döneminde işgal altında kalan Aya Yorgi kilisesindeki ikona ve kutsal cisimleri kurtarmak isteyen papazlar, söz konusu cisimleri toprağa gömüp üzerini kapatmışlar. Aradan geçen uzun yıllardan sonra aziz Aya Yorgi, bir çobanın rüyasına girmiş ve kiliseye uzanan yolu tırmanmasını, çan sesi duyduğu yerde durup kazmasını söylemiş.

Olayı fazla dikkate almayan çoban, aynı rüyayı 3 gece üst üste görünce "bu işte bir iş var" diyerek çıplak ayakla ve hiç konuşmadan kiliseye uzanan uzun yokuşu tek başına tırmanmış. Rüyasında görmüş olduğu olay gerçekleşmiş;kiliseye yaklaştığı anda çan sesleri duymaya başlamış ve tam o noktayı kazıp, gömülü cisimleri bulmuş. Üstelik; cisimlerin her biri gömüldüğü günkü kadar yeniymiş.

Bu rüyaya atfen her yıl 23 nisan ve 24 eylül tarihlerinde ziyaretçiler kiliseye giden yolu (kimileri çoban gibi çıplak ayakla) hiç konuşmadan yürüyerek ve ip salarak (sanırım bu sonradan eklenmiş ve gelenek halini almış) dilek tutuarlar ve dileklerinin kabul olması için dua ederler. Bende geçen sene tuttuğum bir dileğin gerçekleşmesi üzerine bu sene tekrardan aynı yolu yürüyüp dilek tuttum ve dua ettim. Sonuçta müslüman, hıristiyan veya başka dinlerden olmamız önemli değil bence. Önemli olan hepimizin tek yaratıcıya inanmamız...

Amatör Gezgin'in notları:
Özellikle bu iki gün kiliseyi ziyaret etmek isterseniz ada'ya erken saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü fayton bulmak oldukça zorlaşıyor. Kiliseye çıkılan yol üzerinde mumları ve çeşitli dilek eşyalarını bulabilirsiniz. Mumları kiliseden de ufak bir ücret karşılığıı almak da mümkün. Dileğinizi tuttuktan sonra kilisenin yan tarafında bulunan lokantada adanın muhteşem manzarası karşısında birşeyler yemenizi de tavsiye ederim... (bu arada yanınızda yedek t-shirt bulundurmanız iyi olur çünkü kiliseye çıkan yolda çok terleyip, ertesi gün hasta olmanız da ihtimaller arasında)

Gül Bahçesi Restaurant / Konya





Gül Bahçesi Restaurant Karatay Belediyesine bağlı çalışan bir restaurant. Mevlana Türbesi'nin tam karşısında bulunan bu yer manzarası ile göz kamaştırdığı halde servisin kötülüğü, tuvaletlerin havasızlığı ve garsonların nezaketsizliği ve ilgisizliği ile bizden eksi puan aldı...

Eski Sanayi Mektebi / Konya






1898-1902 yılları arasında Konya’da Valilik yapan Avlonyalı Mehmet Ferit Paşa’nin gayretleri ile Konya’ya kazandırılan Meclis binası 100 yılı aşkın heybeti ile tarihi önemini koruyor. Konya Valisi Mehmet Ferit Paşa o dönemlerde kentin güvenliği başta olmak üzere, yol, içme suyu, imar ve birbirinden önemli girişimleri nedeniyle sadrazamlığa kadar yükselmiş, Konya’ya kazandırdığı mimari eserleri arasında Sanayi Mektebi (İl Genel Meclisi) ile dikkat çekmiştir.
Osmanli Padişahi Sultan Abdülmecid’in batılasma yolunda yaptığı girişimler sırasında ordu ve sarayın ihtiyaçlarının karşılanması için yeni fabrikalar kurdurmuş, buralarda çalışacak uzmanların yetişmesi için sanayi mektepleri açtırmasıyla, yeni bir dönem başlamıştır. Bu çalışmaların Anadolu’daki ilk örneklerinden biri de Konya’daki Sanayi mektebidir. 1901 yılında bitirilen Sanayi Mektebi 1979 yılına kadar hizmet vermiş, 1979 yılındakı talihsiz bir yangın sonucunda uzun yıllar kullanılamayarak, harabe olarak kaldı, daha sonra aslına uygun restorasyonu yaptırılarak, 1989 yılında İl Özel İdaresi hizmet binası olarak kullanılmaya başlandı. 2006 yılında İl Özel İdaresinin taşınması ile şu an İl Genel Meclisi Hizmet Binasi olarak kullanılmakta ve Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunca tescil edilmiş binalar arasında yer almaktadır.

St. Paul Kilisesi / Konya




Katolik Kilisesi olan bu kilise hakkında ne yazık ki ne internette ne de Konya'da herhangi birinden bir bilgi alamadım. Yine de Konya'ya yolunuz düşerse mimari açıdan görülmesi gereken mekanlardan biri...

Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi / Konya







Şems-i Tebrizi:
Mevlana'nın gönül dünyasında büyük değişiklikler yapmış kuvvetli bir alimdir.
Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.
Daha küçük yaşlarda, manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine Şemseddin Perende (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona Kâmil-i Tebrizi adını vermişlerdir.
Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Hz. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlana’yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizi Şam’a döndüğünde, Mevlana Celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana Celaleddin’e ileri geri laflar etmişlerdir. Mevlana’nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz."
Bir süre sonra Şems, Celaleddin’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Celaleddin, bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna eder; bu kız Celaleddin’in evinde evlâtlık olan Kimya Hatun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlana’nın küçük oğlu Alaaddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlana'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.
Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez.
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve oraya yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre ise, Mevlana’nın küçük oğlu Alaaddin de, Şems'i öldürenler arasındadır.
Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlana’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlana "En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.

Kişisel notlar:
Her ne kadar "en güzel türbe gök kubbedir" denilmişse de Mevlana'yı Mevlana yapan adamın türbesinin bu kadar gözden ırak, bu kadar kendi haline bırakılmış olması beni gerçekten de üzdü. Türbesi içinde bulunduğu camii'nin bir köşesinde bakımsız sayılabilecek bir halde dururken, Mevlana'nın türbesinin ihtişamı ve bakımı tam bir tezat oluşturuyordu. Karatay Belediyesi'nin rehberinde yer alan 3-5 satırlık tanıtım yazısından sonra yazılan "Şems camii bitişiğindeki tuvalet 1992 yılında belediyemiz tarafından tamir ettirilerek modern bir hale getirilmiştir" satırları da aklıma "tuvalet mi önemli Şems mi?" sorusunu getirdi...

Şeb-i Arus Çeşmesi / Mevlana Müzesi



Ön bahçenin güney-batı köşesinde, Matbah-ı Şerif ile, derviş hücrelerinin kesiştiği köşenin hemen önünde yer alır. Altı köşeli olup gök mermerden yapılmıştır. İç içe iki çerçeveden meydana gelmiştir. Havuza su, gökmermerden yapılmış stilize ejderha motifinin ağzından akmaktadır.
Mevlânâ'nın ölüm gününe, gelin gecesi manasına gelen Şeb'i Arûs günü denilmektedir. Zira Mevlânâ öldüğü zaman sevdiğine, aşkına yani Allah'a kavuşacaktır. Onun için bu gün Mevlânâ için ölüm günü değil, düğün günü, gelin gecesidir. Öyle ise tef çalmak ney üflemek, semâ etmek, eğlenmek gerekir.

Mevlânâ'nm kamerî seneyle vefat yıl dönümlerinde, bu havuzun yanına Mevleviler toplanır, sergiler, hasırlar serilir, minderler, yastıklar getirilir, yenilir, içilir eğlenilir, âyinler okunur ve semâ gösterisi yapılırmış. İşte bu nedenle bu havuza düğün ve ziyafet gecesi anlamına gelen "Şeb-i Urs Havuzu" denilmiştir. Ancak havuzun adı halk arasında zamanla değiştirilerek, gelin-gerdek gecesi anlamına gelen "Şeb'-İ Arûs Havuzu'na dönüştürülmüştür.

Kişisel notlar:Eskiden tamamen başka amaçlarla kullanılan bu havuz günümüzde para atılıp, dilekler tutulan bir nevi dilek havuzuna çevrilmiş. Ne yalan söyleyeyim herkesin para atıp, dilek tuttuğunu gördükten sonra bende kendimi para atıp dilek tutmaktan alıkoyamadım. Umarım dileklerim, dualarım gerçekleşir...