23 Şubat 2017 Perşembe

Pisidia Antiokheia Antik Kenti


Antiokheia’dan bahsetmeden önce Pisidia bölgesini tanıtmak isterim biraz.

Pisidia Antik Kentleri geniş bir bölgeye yayılmış Antik zamandan kalma kent buluntularıdır. Isparta ve Burdur illerini tümüyle ve Antalya ilinin kuzey kesimini kapsarlar.
Pisidia halkının kökleri, Luvi'lere dayanır.
İyi korunmuş kalelerin çevresinde boylar halinde yaşarlar, hafif silahlarla savaşırlar, geçimlerini yağma ve soygunla sağlarlardı.

I.yy. ilk yarısından itibaren kentleşmeye başlayıp, sikke bastırmışlardır.

Roma Devrinde başlayan genel barışla birlikte, ovalık yerlerde yerleşimler başlamış, sosyal, kültürel, ticari hayat canlanmıştır. Roma kolonilerinin kurulmasıyla birlikte yeni yollar yapılmıştır. Bu refahı MS. 2. ve 3. yy.larda Termessos, Antiokheia, Sagalassos, Selge gibi kentlerde yapılan çeşitli müsabakalar, halk için düzenlenen çok masraflı eğlenceler, gladyatör dövüşleri, boğa güreşleri kanıtlamaktadır.

Roma İmparatorları Traianus ve Hadrianus döneminde başlatılan imarlaşma Antonius Pius ve Marcus Aurelius dönemlerinde de devam etmiştir.
 Henüz okunamayan dilleri, Roma İmparatorluk Çağına kadar kullanılmıştır. Bu tarihten sonra resmi yazılar, Grekçe ve Latince çift dilli olarak yazılmaya başlandı.

MS. 4.yy. dan itibaren Pisidia kentleri gerilemeye başladı. Zamanla tarihteki yerlerini ve önemlerini kaybettiler.


Antiokheia Antik Kenti
Kent, Selevkoslar döneminde M.Ö. 275 yılında I. Selevkos Nikator veya oğlu I. Antiokus Soter tarafından Frigya'da bulunan Galyalılara karşı ileri bir karakol olarak kurulmuştur. Roma İmparatoru Augustus tarafından M.Ö. 6 yılında Pisidia'da kurulan sekiz koloninin merkezi konumunda yer almıştır.
Hıristiyanlık inancının yayılmasında önemli bir kişi olan Paul ve Barnabas M.S. 46'da kente gelmiş ve Paul ilk resmi vaazını vermiştir. Daha sonraki yıllarda adına St. Paul Kilisesi inşa edilmiştir.

Paul yani Pavlus Pavlik (vaaz vererek hıristiyanlığı yayan) Kiliselerin kurucusu olan bir misyonerdir. Luka incilinde önemli bir yere sahip olan Paul, Yeni Ahit’teki 14 mektuptan oluşan Pavlus’un mektupları olarak da bilinen bölümleri kaleme almıştır. Hıristiyanlık üzerinde önemli etkileri olmuştur.  

Barnabas Pavlus'a, Kıbrıs ve Anadolu'ya düzenlenen 1. Misyon Gezisi'nde eşlik etmiştir. Kıbrıs Kilisesi'nin kurucusudur. Kıbrıs'ta öldürüldüğüne inanılır. Her yıl 11 Haziran, "Aziz Barnabas Günü" olarak kutlanır. Yazdığına inanılan Barnabas incili İsa’yı Tanrının oğlu değil, örnek insan olarak anlattığı için günümüz hıristiyanlık anlayışında Kabul edilmez.


Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın sonunda Pisidia Eyaleti'nin metropolisi olmuş ve kent bu önemini Bizans Dönemi'nde de korumuştur. Kent M.S. 713 yılında gerçekleşen Arap saldırında yıkılıp yakılmıştır. Kent tarihi 13. yüzyıla kadar izlenebilmiş ancak bu tarihten itibaren terkedilmiştir.

Antiokheia antik kenti ören yerinde ilk kez 1833 yılında Francis Arundell tarafından çalışmalar yapılmıştır. Arundell ilk detaylı araştırmayı yapan ve kenti tanımlayan kişidir. 1912-1914 yılları ile 1924-1927 yılları arasında Amerikalı W.M.Ramsay’ın yaptığı kazılarda Antiocheia’nın büyük bölümü ortaya çıkarılmıştır. Ballaance 1962’de yaptığı yüzey araştırmaları ile şehrin bir planını çıkarmıştır. Antik kentte bulunan en önemli yapıt Anadolu'daki ilk kiliselerden olan St. Paul Kilisesi'dir. Ören yerinde Augustus tapınağı, Antik tiyatro, Roma hamamı, Bizans Kilisesi ve Su Kemerleri vardır ancak bunların temel kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir.

Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nde kazılar sonucunda bulunan tiyatroda açığa çıkan gladyatör kabartmalarından, kentte gladyatör okulu olabileceğini de göstermektedir.


Kentte Bulunan Yapılar

Batı Kapısı
Kentin iki kapısından biri güneyde diğeri batıda konumlanır. Batıda bulunan ve aynı zamanda ana giriş kapısı olan anıtsal yapı, 12 metre yüksekliğinde, 24 metre eninde ve üç kemerlidir. İki yandan sur duvarlarıyla birleşir.  Kemerlerin üzerinde konumlanan alınlıkta, cephenin odağını, karşılıklı diz çökmüş, flama ve standart taşıyan iki Persli kabartması oluşturur.

Ana Cadde
Doğu-Batı caddesi (Decumanus Maximus) iki yanında yerleşmiş çeşitli yapılarla doğuya doğru 200 metre ilerledikten sonra, kentin ikinci ana caddesi olan Kuzey-Güney uzanımlı caddeyle (Cardo Maximus) birleşir. İkinci caddede aynı şekilde iki yanında yerleşmiş yapılarla kuzeye doğru ilerler. Bu cadde, kuzeyde Anıtsal Çeşmeyle son bulur.

Tiyatro
Sahne binasının yalnızca temellerinin olması sahnenin ahşap malzemeli yapıldığını gösterir. Antiokheia tiyatrosu 15.000 kişilik Pamphylia Aspendos tiyatrosuyla karşılaştırılır. Tiyatro,Pisidia’nın
diğer önemli kentleri olan Sagalassos,Selge ve Termessos tiyatrolarından da büyüktür.


Tiberius Meydanı
Alanda bulunan dükkanların kazısında elde edilen buluntulardan anlaşıldığına göre meydanda ,yiyecek ve içki dükkanları bulunur.

Augustus Tapınağı
Kentin en yüksek noktasında kayaların oyulmasıyla elde edilen düzlükte inşa edilmiştir. Alan ilk olarak,erken dönemlerde ana tanrıca Kybele, daha sonra sırasıyla Men Tapınağı, Augustus Tapınağı ve geç dönemde de açık hava Kilisesi olarak kullanılmıştır.

Aziz Bassus Kilisesi
Tiberius Alanının tam karşısında,caddenin batı yanında bulunur. Latin Haçı şeklinde plana sahiptir. 4. Yüzyıla tarihlenen kilisede yapılan kazılar sırasında ele geçen demir bir madalyon üzerinde; bir yüzünde Diocletianus Dönemi azizlerinden Neon,Nikon ve Heliodorus’un, diğer yüzde Antiokheia’lı Bassus’un isimleri okunur. Bundan dolayı kilise Aziz Bassus diye nitelenmiştir.

Hamam
Kazılar sonucunda 7 mekanı açılan,70 x 55 metre boyutlarındaki büyük ve düzgün bloklardan oluşan taş örgülü yapının önemli bir kısmı toprak altındadır ve planı tam anlaşılamamıştır. Hemen doğusundaki alanda kurulmuş olan ve hamamla bağlantılı beden eğitimi alanı,yaklaşık olarak 38 x 29 metre boyutlarındadır ve sütunlu bir galeri ile çevrilmiştir.


St. Paul Kilisesi
Antiokheia’nın en önemli yapılarından biri olan kilise,kentin batı sınırındadır. Orta nefin zemini,kırmızı,sarı,beyaz ve siyah geometrik ve bitkisel motiflerle bezeli mozaikle kaplıdır. Mozaiğin apsis önündeki bölümünde bulunan bir yazıtta,381 yılındaki Konstantinopolis Konsil’inde Antiokheia’yı temsil eden ve Orthodoks mezhebinin kurucularından biri olan Başpiskopos Optimus’un ismi bulunur. St. Paulus İ.S. 46-58 yılları arasında kente üç kez gelerek,şimdi kilisenin temelleri altında olan sinagog’da vaaz vermiştir ve Hristiyanlığı buradan dünyaya yaymaya başlamıştır. Ayrıca, burası Erken Hristiyanlık kiliselerinin ilk iki örneğinden biridir.

Bunun dışında kentte bir çok Anıtsal çeşme ve su kemerleri de bulunmuştur.


19 Şubat 2017 Pazar

Hattuşa (Hattuşaş) Çorum


Hitit İmparatorluğunun başkenti olan Hattuşaşı açıkçası daha sağlam bekliyordum ne yalan söyleyeyim (Çok şey istiyorum biliyorum bu kadar eski bir kalıntıdan ama). Biraz hayal kırıklığına uğradım. Yine de Aslanlı kapı, hiyeroglifli oda ve siyah taş enteresandı.

Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını aldı. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkıldı. Yazılı kayıtlarda Anitta ilk Hitit kralıdır. Yaklaşık yüzyıl kadar sonra şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları ve surlar bulunmaktadır.

Kalıntılar Aşağı Kent, Yukarı Kent, Büyük Kale (Kral Kalesi), Yazılıkaya'dan oluşmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Hattuşa’da Hititlere başkent olduğu dönemde, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülüyor. MÖ 1200 yılında Hititler’in yıkılması ile boş kalan alana, MÖ 800’lerde Frigler yerleşmiş. Yapılan kazırlarda en az 5 kültür katı bulunmuş; Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans…


Aşağı Şehir
Bu bölgede Mö 3 binde Hattiler (yani yerli halk) MÖ 2 binin başlarında ise bir Asur Ticaret Kolonisi yaşamıştır.

1 No’lu Tapınak
Bu yapı Hattuşa şehrinin en büyük tapınağıdır. Bu tapınak Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçasına adanmıştır. Avlusunda ilahiler ve yakılan tütsüler eşliğinde çeşitli ayinler ve kurban törenleri yapılırdı.

Yamaç Evi
Şehirde Büyük Tapınak ile Kral Sarayı arasında bulunan yamaçta teras olarak inşa edilmiş büyük bi rev bulunurdu. Yamaç Evi denen bu iki katlı yapının büyüklüğünden ötürü resmi işleve sahip bir yapı olduğu düşünülmektedir. Alt katın çöküntüsü içinde çok sayıda çivi yazılı tablet bulunmuştur.


Aslanlı Kapı
Şehir surunun güneybatısında bulunan bu kapı iki kule arasında yer almaktaydı. Soldaki aslanın başının solunda öğle güneşinde fark edilebilen hiyeroglifler bulunmaktadır. Kapının dış yüzeyindeki kaba işçilik bu yapının tamamen bitirilmeden kullanıma açıldığını göstermektedir.

Yer Kapı
Şehir surunun güney sınırını oluşturan yer kapı tabanı 80 m. genişliğinde, 15 m yükseklikte ve 250 m. uzunlukta yapay yığma bir settir. Şehrin en yüksek noktasında bulunan yapının koruma amacından daha çok gösteriş amaçlı yapıldığı düşünülmektedir.

Kral Kapısı
Şehir surunun güneydoğusunda bulunan bu kapı iki kule arasında yer alan kapı odası ve yaklaşık 5 m. yükseklikte sivri kemer biçimli iki kapı geçidinden oluşuyordu. İç kapının solunda elinde balta ve kemerinde kılıç taşıyan miğferli tanrı kabartması bulunmaktadır. (Orijinali Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir)


Büyük Kale
Burada Kralın sarayı bulunuyordu. Eski şehrin en yüksek yerinde şehre ve ovaya tamamen hakim bir konumdaydı.

Hiyeroglifli Oda
Son Kral Supiluliuma’nın inşa ettirdiği bu odada sol duvarda mızrak ve kılıcıyla savaşçı görünümünde kral tasvir edilmiştir. Arka duvarda başının üstünde kanatlı güneş kursu, elinde mısır’ın hayat simgesi Ankh bulunan bir tanrı tasvir edilmiştir. Sağ duvarda hiyeroglif bir yazıt bulunmaktadır. Bu yazıda kralın çeşitli fetih ve başarıları, metnin sonunda da yeraltına yaptırdığı yoldan söz edilmektedir.

Bu siyah taşın vücutta bulunan negatif enerjiyi çektiği söyleniyor. (Turist rehberinin yalancısıyım). Neredeyse sarılacaktım taşa :)

Nişantaş / Nişantepe
Burası adını 8,5 m. uzunluğunda 11 satırdan oluşan bir hiyeroglif yazıtından alır. Çok tahrip olduğu için kısmen çözülebilen bu yazıtta son kral olan Supiluliuma’nın yaptıklarından bahsedilmektedir.

Hitit Uygarlığı hakkında daha detaylı bilgi almak ve bu yazıyı daha çok fotoğraf eşliğinde tekrar okumak isterseniz tıklayın

13 Şubat 2017 Pazartesi

Sevgililer günü de geldi...


Eveeet, Sevgililer günü de geldi çattı. Genelde erkeklerin amaan ne saçma gün dediği (bana gore hediye derdinden), kadınların ise heyecanla beklediği günlerden olan bu özel günde İstanbul için gidilebilecek romantik bir liste hazırladım. Bu yerlerde hem ortalamaya göre uygun fiyatlarla güzel bir akşam yemeği yiyebilir hem de sevgilinizle, eşinizle keyifli zaman geçirebilirsiniz. Bu arada genellikle restoran ismi vermemeye çalıştım ama yazdığım iki restoran benim için anlamlı olduğu için sizlerle paylaşmak istedim.

Herkese sadece bir gün değil, her gün sevgi dolu günler dilerim…

Galata Kulesi
Güzel bir yemek de yiyebileceğiniz bu önemli ve tarihi kulede tüm İstanbul’un muhteşem manzarasını panoramik olarak seyredebilirsiniz. Kule hakkında ise birçok efsane var. Örneğin en bilinen efsaneye (ve güne en uygun olanına) göre buraya ilk kez çıkardığınız sevdiğinizle evlenirmişsiniz…

Kız Kulesi
Birçok efsaneye sahip Kız Kulesi giden herkesi atmosferiyle büyülüyor. Sevgililer Günü’nde sevgilinizle romantik bir yemek ya da enfes Boğaz manzarası karşısında çay ya da kahve içmek için biçilmiş kaftan.
Kabataş’tan saat 20.00, 20.45, 21.30, Salacaktan 20.15 ile 00.30 arasında 15 dakika bir yapılacak ring seferi ile Kız Kulesi’ne gidebilirsiniz.

Boğaz Turu
Sevgilinizle unutamayacağı bir gün yaşatmak isteyenler için bir diğer seçenek de boğaz turu. İstanbul’un tadı en güzel denizde çıkar. Yemekli, müzikli tur tekneleriyle İstanbul’un keyfini çıkarabilirsiniz.

Büyükada
İstanbul’un bence en romantik yerlerinden biri olan Ada’da sevgilinizle bisiklet kiralayıp, keyifli bir ada turu yaptıktan sonar sahilde bulunan şirin restoranlarda keyifli bir yemek yiyebilirsiniz…

Ağva ve Polonezköy
Son yılların gözde yerlerinden biri olan Ağva ve Polonezköy İstanbul’a olan yakınlığı ile keyifli zaman geçirebileceğiniz yerlerden…

Pera Palas
Bence İstanbul'un en önemli mekanlarından biri olan ve tarihe tanıklık eden Pera Palas'ın restoranında ve otel'in o büyülü atmosferinde keyifli bir akşam geçirebilirsiniz...

Romantika
Fenerbahçe’de Cam kubbesi, papatya bahçeleri ve beyaz mobilyalarıyla oldukça romantik bir atmosfere sahip Romantika’yı akşam yemeği için tercih edebilirsiniz.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan

Sanat eserleri açısından gördüğüm en etkileyici yerlerden biri olan Vatikan’a gidecekler için öncelikli bir bilgi vermek isterim. O kadar uzun kuyruklar oluyor ki (bir de aralara kaynamaya çalışanlar) bu yüzden sabah erken saatlerde orada olmanızı öneririm. Son yıllarda yaşanan terör olaylarından dolayı da güvenlik had safhada. Ayakkabılarınızı bile çıkartmak zorunda kalabilirsiniz kontrolde bu yüzden kolay giyip çıkarılabilen şeyler giymenizi tavsiye ederim. Kış aylarında giyim yönünden bir sorun yaşamasanız da yaz aylarında gittiğinizde kısa şortlarla, eteklerle yada göğüs kısmı açık bluzlarla Vatikan’a giremiyorsunuz. Bu durum erkekler için de geçerli tabi. Vatikan müzelerinin kuyruğu ise inanılmaz uzunlukta bu yüzden de internetten öncelikli bilet alabilirsiniz. Ben internetle uğraşamam derseniz de kuyruk sırasında yaklaşık 10 euro fazlasına karaborsa bilet satanlardan alabilirsiniz. Benden söylemesi…

Vatikan'a giriş kuyruğu

Vatikan hakkında genel ve tarihi bilgiler:
Vatikan'ın kökeni İsa'nın havarilerinden Petrus'a dayandırılır. Hıristiyanlık inancına göre Petrus Roma İmparatoru Nero tarafında MS 64 yılındaki Büyük Roma Yangını'ndan sorumlu tutularak çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Petrus'un İsa adına kilise kurumunu başlattığı ve ilk olarak piskoposluk rolünü oynadığına ve böylece Papalık kurumunun temelini attığına inanılır.

Papalık Orta Çağ boyunca sadece Katolik kilisesini dinsel bakımdan yönetmekle kalmadı, ordu oluşturuyordu, savaş yapıyor ve barış antlaşmaları imzalıyordu. Papalık bir devlet olarak 1870 yılına kadar varlığını sürdürdü. O tarihte Savoya Hanedanının İtalya'yı tek bir bayrak altında toplaması sonucu işlevini kaybetti. 1929 yılında Papalık İtalya'yla Lateran Antlaşmasını imzalayarak Vatikan'ı kurdu. Bu tarihten sonra Vatikan şekil değiştirmekle birlikte Papalık'ın bir devamı olarak bağımsız bir devlet halinde varlığını devam ettirmektedir.


Vatikan, ya da Vatikan Şehir Devleti, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlettir. Yerleşik nüfus 930 (daha doğrusu vatandaşı kabul edilen) civarındadır ve bu yerleşik nüfusun neredeyse hepsi (rahibeler harici) erkektir. Kadın çalışanlar geceleri Vatikan sınırları içinde kalmaz. İtalya'nın tarihiyle hemen hemen aynı tarihe sahip olan dünya Katolik dininin merkezi kabul edilen 0.44 km karelik alana sahiptir.
Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Katolik kilisesinin genel başkanı, Vatikan Devleti'nin de başkanı olur. Papa yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Vatikan'ın, 110 kişilik İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu vardır.

Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır.
Bütçesi; katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bağışlar, şirket gelirleri, hisse senedi-tahvil-bono gelirleri, bankacılık ve faiz gelirleri, hediyelik eşya satışlarından elde edilen gelirlerle basın yayından elde edilen reklâm gelirlerinden oluşmaktadır.

Aziz Petrus Meydanı



Vatikan devleti ve şehrinde yer alan, aynı zamanda devletin en ünlü meydanıdır. Aziz Petrus Meydanı her yıl binlerce Katolik'in ibadet için geldikleri Aziz Petrus Bazilikası'nın önünde geniş bir alan üzerinde yer alır. Alan dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmıştır. Meydanda iki adet  çeşme yer alır. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer çeşme ise Domenico Fontana’nın eseridir.
Orta kısımda ise Papa V. Sixtus tarafından diktirilen 25,5 metre yüksekliğinde bir Mısır dikili taşı bulunmaktadır. Bu dikili taş Mısır dönemi içerisinde bilinmeyen bir firavun tarafından yaptırılmış ve Roma'ya Mısır'dan getirilerek diktirilmiştir. Dikili taşın üzerinde bir Çapraz Hac yer almaktadır.
Papa her noelde meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten dinleyicilerine seslenerek mesajlarını okumaktadır.

Aziz Petrus Bazilikası



Aziz Petrus Bazilikası veya San Pietro Bazilikası Roma'daki en büyük 4 bazilikadan  ikincisidir. Vatikan'daki en göze çarpan binadır. Kubbesi ile Roma'nın siluetindeki en önemli parçalardan biridir. Hıristiyanlığın en büyük kilisesidir. 23.000 m² arazi üzerine kuruludur. 60.000 kişilik kapasitesi vardır. 

Sistina Şapeli


Buraya girmeden once ise en büyük tavsiyem giriş biletlerinizi önceden internetten alın. Yoksa kuyruk beklenecek bir uzunlukta değil. Kuyrukta karaborsa bilet satanlardan da 5-6 euro fazla verip alabilirsiniz isterseniz tabi.
Vatikan'da, Papa'nın resmi ikametgâhı Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapeldir. Esasen Cappella Magnaolarak bilinen şapel, adını onu 1477 – 1480 yılları arasında restore eden Papa IV. Sixtus'tan aldı. O zamandan bu yana şapel hem dini hem sivil papalık etkinliklerine ev sahipliği yapan bir yer oldu. Günümüzde papalık seçimlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Sistina Şapeli'nin şöhreti büyük oranda iç mekânını süsleyen fresklerden gelmektedir. Bunlar arasında en önemlileri Michelangelo tarafından yapılan Sistina Şapeli tavanı ve Son Hüküm'dür.

Şapelin tavanında İncilden dokuz sahne resmedilmiştir. Bu dokuz sahne içinde en bilinen eser Adem’in Yaratılışıdır. Michelangelo tarafından 1511 dolaylarında yapılmıştır.
Fresk, İncilin Yaratılış bölümünde, Tanrı'nın ilk insan Âdem'e hayat vermesi konusunu betimler. Bu betim bugün dünyanın en ünlü betimlemelerinden birisidir ve modern kültüre farklı biçimlerde yansımıştır. Freskte yer alan Tanrı ve Âdem'in ellerini içeren detay da freskin en ünlü kısımlarındandır.
Tanrının yüzü olarak, Michelangelo 'nun kendi yüzünü çizdiği düşünülmektedir.
Bir diğer görüşe göre reform ve rönesanstan sonra insanın tanrıya yabancılaşması resmedilmiştir.

Pieta


Gördüğüm en etkileyici sanat eserlerinden biri olan Pietà, kucağında ölü İsa Mesih'i tutan Meryem Ana heykelidir. Michelangelo’nun en ünlü eserlerinden birisidir.
Fransız Piskopos Jean Bilheres, Pietà’yı 1498'de, San Pietro'daki mezarı için sipariş etmiştir.
Heykel, İsa'nın çarmıhtan indirildiği anı canlandırır. Hıristiyan inancına uygun olarak, Tanrı'nın oğlunun cansız bedeni artık annesinin kollarında yatmaktadır. Meryem, İsa'nın bedenini sağ eliyle güçlü bir biçimde kavrarken, sol eliyle de naaşı izleyiciye sunmakta ve herkesi İsa'ya saygıya davet etmektedir. Meryem bunu yaparken gözlerini yere indirmiştir, böylelikle müminlerin yüzlerine doğrudan bakmak istemediğini gösterir.

Michelangelo ilk denediği 3 mermer bloğun istenmedik bir yerden kırılması üzerine başladığı dördüncü mermer blokta bu heykeli yapmayı başarmıştır.
Pietà'nın Michelangelo'nun kendisi için taşıdığı büyük anlam, onun sanatçının imzaladığı yegane eser olmasından bellidir. Michelangelo imzasını, Meryem'in kıyafetini bir arada tutan kuşağın üstüne yontmuştu. Daha once çekiçli bir kişinin saldırısı sonucu hasar gören heykel cam bir muhafazayla korunduğu San Pietro Katedrali'nde özel bir yerde duruyor. Eseri görmek isteyen kalabalığın arasında yer bulabilirseniz olabildiğince en yakınına gidip, incelemenizi öneririm.

Aziz Petrus Heykeli


Bazilikaya ismini veren Aziz Petrus’un heykeli kilisenin en ilgi çekici noktalarından birisi. Heykelin ayağına dokunmanın iyi şans getireceğine ve dilekleri gerçekleştireceğine inanılıyor. Öyle ki dokunulmaktan neredeyse dümdüz olmuş ayak kısmı. Benim tuttuğum dilek henüz gerçekleşmedi ama uzunca bir kuyruğa katlanır, şansımı denerim derseniz de siz bilirsiniz :)

Aziz Petrus'un Mezarı (Baldaken)


Sarmal sütunların taşıdığı bronz sayvan, 20 metre yüksekliğindedir ve 17. yüzyılda Bernini tarafından tasarlanmıştır.

İsviçreli Muhafızlar



Vatikan'ı Papa'yı korumakla yükümlü 110 kişilik ordudur. 22 Temmuz 1506'dan beri aktif olarak Vatikan'da görev yapmaktadırlar. Görev yeri sadece Aziz Petrus Bazilikası'dır. Üniformalarının rengi sarı, mavi ve kırmızıdır. İsviçreli muhafız olmak için Katolik, bekar, İsviçre vatandaşı olunması, askeri görevini yapmış, üniversite veya liseyi bitirmiş, 19-30 yaşları arasında ve en az 174 cm uzunluğunda olunması gerekmektedir. Almanca, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce olmak üzere dört dili ana dili gibi konuşuyorlar.
Hizmet süreleri iki ile 25 yıl arasında değişen muhafızlar, iki yıldan sonra görevden ayrılabiliyor. Görev süreleri boyunca Vatikan vatandaşı olan ve Vatikan pasaportu taşıyan askerlerden görev bitiminde bu hakları geri alınıyor.
Medici papalarının rengindeki üniformalarının tasarımını ise 16. yüzyılda Michelangelo yapmıştı.

Peki neden İsviçreliler Papa’yı koruyor?

İsviçre Muhafızları'nın hikâyesi 1505 yılında Papa II. Julius'un, İsviçre'den kendisini koruyacak bir birlik göndermesini talep etmesiyle başlıyor. O tarihte İsviçre askerlerinin ünü tüm Avrupa'da biliniyor. Eylül 1505'te 150 İsviçreli asker, ilk defa Roma'ya giriyor. Ancak İsviçre Muhafızları'nın resmi kuruluşu 22 Ocak 1506 olarak kabul ediliyor.

Not: Yazıda kullanılan fotoğraflar iki ayrı seyahatte çekilmiştir, Aziz Petruz Bazilikası'nın içini kısa bir video ile görmek isterseniz tıklayın...