17 Ocak 2017 Salı

Kıbrıs'ta gizemli bir ev: Mavi Köşk


Mavi Köşk İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından 1957 yılında yaptırılmış. Peki kimdir bu Paulo Paolides?

Paolides bence oldukça enteresan bir adam. Sayılara, düzene, ince detaylara olan aşırı takıntısından dolayı obsesif, ölüm korkusunun evin mimarisine olan etkilerinden dolayıda şizofren olabilecek derecede ruhi sıkıntılara sahip olduğunu düşündüm evi gezerken. Ayrıca koyu bir dini inanca sahip olduğunu da evdeki objelerden anlayabiliyorsunuz.


Paulo Paolides
Kıbrıs doğumlu olan Paolides italyan asıllı rumlardandır. Paolides Avukat olmasına karşın aslında Ortadoğunun en büyük silah tüccarıdır. Aynı zamanda dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Baş piskopos Makarios'un avukatıdır. Avukatlık mesleğini silah ticaretini gizlemek için kullanmıştır. Bu nedenle köşkü kimsenin dışarıdan göremeyeceği ancak her tarafa hakim bir mevkiye yaptırmıştır. Böylelikle köşkü silah dağıtım noktası olarak kullanabilecektir. (Evin yapıldığı yer enteresan. Yüksek bir mevkiye yapılan ev tam o dönemin limanını görecek bir noktada. Anlatılana göre Paolides silah taşıyan gemilerinin limana giriş çıkışlarını buradan izliyormuş. Ayrıca sanata, düşünülmüş detaylara sahip eşyalara da merakı olduğu anlaşılıyor. )
Paolides sanata düşkün bir kimse olarak evini birçok sanat eseri ile donatmıştır. Paha biçilmez tablolar, biblolar, içki dolapları, el işi iran halıları, ayrıca kendisine ait kara kalem çalışmalarıda bulunmakta ve evinde sergilemektedir. Bazı sanat eserlerini para karşılığı almış ancak bazı eserler kendisine hediye edilmiştir. Hediye edilen bu eserlerden bir taneside paha biçilemeyen Meryem ana tablosudur. Tablonun özelliği halesinin som altından elindeki tas ve gerdanlığın ise altın suyuna batırılarak resmedilmiş olmasındandır. Tablonun bir diğer özelliği ise odanın neresinden bakarsanız bakın elleri, dizleri ayak ucları ve gözlerinin size dönük olmasıdır. 


(Bizi gezdiren rehber askerin anlattığına göre bu tablo dünyada 4 taneymiş. Bunlardan ikisi Vatikanda, diğeri ise Magosa'da bulunan St. Barnabas Manastırındaymış. Bu arada gerçekten de tablonun gözleri odanan neresinde olursanız olun sizi izliyor gibi. Gerçekten çok ürkütücü).

Paolides çok severek yaptırdığı mavi köşkü 1974 barış harekatı sırasında arkasında bırakarak İtalya'ya kaçmak zorunda kalmıştır. Kaçarken yatak odasında bulunan ve ingiliz mahallesine doğru giden kendi yaptırdığı gizli tünelleri kullanmıştır. Tünelleri kaçarken patlattığı için tam olarak nereye açıldığı bilinmemektedir. Paolides köşke olan ilgisini ve bir gün geri alma ümidini hiç kaybetmemiş bu yüzden öldürüldüğü 1986 yılına kadar köşkün çeşitli ihtiyaçlarını italyadan Kıbrıs'a gönderdiği söylenmektedir.

Bukalemun dolap ve yanında kişi sayısına göre figürlü masa

(Bu ihtiyaçlardan biri de bukalemun derisinden yapılan bir içki dolabının solüsyonudur. Bu solüsyon sürüldüğünde dolabın belli kısımları mevsim sıcaklıklarına göre renk değiştiriyormuş. En son bakım yapıldığı mevsim sonbahar olduğu için dolabın rengi sarı kalmıştır. O tarihten sonra para ve bakım solüsyonu gelmeyince Paolides'in öldüğü anlaşılmıştır). Paolides İtalya'da bir mafya toplantısında öldürülmüştür.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Paolides'in bilinen tek fotoğrafıdır. Orijinali bilinenin aksine Mavi Köşk'ün duvarında değil, evdeki dolapların birinin içinde saklıdır. Bizi gezdiren rehber asker terhis olacak bir arkadaşı da yanımızda olduğu için VİP turlarda verilen bir çok bilgiyi de bizimle paylaştı şansımıza.

Mavi Köşk'ün mimarisi ve odaları
İki katlı olan evde odaların her biri ayrı renklerde mobilyalar ile döşendiği için o renklerin isimlerini almış. Kırmızı, mavi, sarı oda gibi. Ayrıca ısınma sistemi olarak bütün evde günümüzde hala çalışan bir klima sistemi kullanılmış. Evin genel aydınlatmaları ise tavana yansıtılan spotlarla sağlanmış.

Çalışma masası

Paolides'in çalışma odasında bulunan ve Makarios'un hediye ettiği çalışma masası ve sandalyesi enteresan bir özelliği sahip. Çalışma sandalyesinin sırt ve oturma kısmı özel bir süngerle yapılmış. İlk oturuşta yumuşak olan sünger yaklaşık iki saat sonra taş gibi sertleşiyor ve çalışan kişinin rehavete kapılmasını engelliyormuş. Odanın perdeleri ise özel olarak dokunmuş. Tamamen kapatıldıkları zaman dışarıdan kesinlikle ses geçirmiyormuş. Odada bulunan kütüphane ise gerçekten etkileyici. Bir çok yabancı dilde yazılmış hukuk ve politika kitapları var.

Yatak odası
Yatak odaları diğer odalar gibi ebeveyn banyolu olarak düşünülmüş. Burada tek fark ufak bir oturma bölümüne sahip olması. Oturma bölümünde kullanılan mobilyaların süngerleri de yine özel tasarlanmış. Bizi gezdiren askerin anlattığına göre bu koltuklarda 15-20 dk oturmak uyku getiriyor, böylece rahat bir gece uykusu sağlıyormuş. Paolides'in yatak odasının pencereleri ise güneşin doğuşunu ve batışını izleyebileceği bir şekilde yerleştirilmiş. Yatak odasının kapısı ise sadece kendisinin ve hizmetçilerinin bildiği, aşağıya indirerek değil yukarı kaldırarak açılıyormuş. Bunun sebebi de ölüm korkusu olan Paolides'in kapıyı açmayı bilmeyen birisi geldiğinde içeride tedbir almaya fırsatının olmasıymış. Paolidesten kaldığı düşünülen iki adet pembe renkli bornoz ve bir adet terlik bu odada sergileniyor.

Denge heykeli

Diğer odalar
Kırmızı oda mafya toplantılarının yapıldığı, mavi oda yetişkin misafirlerin kaldığı, sarı oda ise çocuk misafirlerin kaldığı oda olarak söyleniyor. Çocukların kaldığı odada dolaplar bile kız ve erkek çocuklara göre dizayn edilmiş. Kızlar eflatun kulplu, erkekler ise mavi kulplu dolaplara eşya yerleştiriyorlarmış. Bu odanın ilginç bir özelliği de köşkten ayrı olarak yapılması. Daha doğrusu köşkle bütünmüş gibi görünen ama esneme paylarıyla köşkten ayrı yapılan bir oda. Ölüm korkusu olan Paolides burayı bir deprem sığınma odası olarak tasarlamış. Koridorda bulunan ve deprem yada ufak bir sallantı durumunda düşerek sesini tüm köşk'e duyuran "denge" heykeli de bu takıntısının diğer bir göstergesi.


Süt Havuzu
Köşk'ün birinci katında bulunan bu havuzda su yerine süt akıyormuş ve kadın misafirler burada süt banyosu yapıyormuş. Hatta Paolides'in büyük aşkı Sophia Loren bu misafirlerden birisiymiş...


Taverna (Yemek) Kısmı
Bu kısımdaki masalar odaların rengine göre boyanmış. Buradan da düzen takıntısını anlayabileceğimiz Paolides hangi misafir hangi odada kalıyorsa onları ona göre yerleştirirmiş masalara. Mafya patronları olduğu zaman ise yan masasına çocuk misafirleri oturturmuş çocukların yanında bir çatışma çıkmayacağı için. Bu bölümde büyük ocağın içinde et pişirmeye yarayan düzenek ise hala çalışıyor...

Teras (kış bahçesi) kısmı
Burada da ilginç eşyalar var. Başta anlattığım bukalemun derisi dolap bunlardan bir tanesi. İçi aynalarla kaplanmış, termos görevi gören elektriksiz çalışan içki dolabı da ilginç. Ayrıca uzak doğu motifleriyle süslenmiş masa da düzen takıntısını bir kere daha gözler önüne seriyor. Masaların üstünde 1'den 9'a kadar insan figürü var. Kaç kişiye servis yapılacaksa o masa çıkartılıyor. (1 kişiye 1, 2 kişiye 2 motifli masa gibi).


Havuz bar kısmı
Burası italya'dan getirilen mozaiklerle kaplanmış. Duvarlarda burçları sembolize eden resimlerle de süslenmiş. Ağırlıklı olarak Paolides'in burcu olan Başak burcuna yer verilmiş.
Bu arada köşkte bir çok sembol var. 13 sayısı basamaklar, havuz ışıkları gibi bir çok yerde kullanılmıştır. Bahçede bulunan küçük havuzun göz şekline benzemesi ve piramiti anımsatan şekiller Paolides'in ezoterik bilgilere meraklı olduğunu akıllara getirmiştir.


Kıbrıs haritası şeklinde havuz

Bahçe bölümü
Bu bölümde devir daim motoruyla ağzından şarap akıtan bir çeşme, göz'e benzeyen bir süs havuzu, büyük ve çok derin bir havuz (Havuz 1-3 mt arasında. Paolides'in ise 1,55 gibi bir boya sahip olduğu söyleniyor.) En ilginci de sesinizin sadece kendi kulaklarınıza yankılandığı bir bölüm var. Bu bölümde Paolides'in mahkemelere hazırlık olarak ses provası yaptığı tahmin ediliyor.

Bunlar dışında evin heryerinde günah çıkartma yerleri var en büyük günah çıkartma yeri köşkün dışında mevcut. Bu günah çıkartma köşelerinden birinde ise 9 gözlü sinek gözüne benzeyen bir ayna mevcut. Bu aynanın önünde durduğunuzda odanın tamamını görebiliyorsunuz tehlike durumunda korunmak için.


Köşk ve Paolides hakkında rivayetler
- Paolides hiçbir noktadan görünmeyen ve içerisinde gizem yüklü odalar ve geçitler olan bu köşkü yakın bir mimar arkadaşına yaptırmış, köşkün inşası tamamlanınca da yeri kimse tarafından bilinmesin (kaçma tünelleri ve diğer gizli detaylar) diye arkadaşını ve tüm işçileri öldürtmüş.

- Köşk 1974 Kıbrıs Barış Haretı’ndan sonra ele geçirilmiş, köşkteki para kasasında 20 sterlin para ve bir altın anahtar bulunmuş. Ancak bu anahtar köşkün bütün kapılarında denenmiş ve hiçbirini açmamış.

- Paolides dönem dönem evinde partiler düzenlermiş. Odasının balkonundan, havuzda yüzen kişilerin veya havuz etrafındaki kişilerin, yakalaması için ısırdığı elmayı o bölgeye atarmış. Bu elmayı yakalayan kişi ile de, ister kadın ister erkek olsun (ister çocuk), geceyi birlikte geçirirmiş. Doğru mudur bilinmez ama Paolides hakkında pedofil olduğu söylenir. Çocuk misafir odasının kendi yatak odasına yakın, ebeveynlerinin odasına uzak olması da bu yüzdendir denir.

11 Ocak 2017 Çarşamba

Hierapolis Antik Kenti ve Hierapolis (Pamukkale) Arkeoloji Müzesi


Bu karlı ve soğuk günlerde sıcak bir yerlerden yazı gelsin bir tane dedim. Sıcak yer dediğim ülkemizin doğa harikalarından olan Pamukkale. Yazının konusu ise Pamukkale (Hierapolis) arkeoloji müzesi. İlk önce biraz Hierapolis'ten bahsetmek istiyorum sizlere.

Antik coğrafyacı Strabon ve Ptolemainos'a göre Hierapolis bir Frigya kentidir. Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Pergamon Krallığı zamanında II. Eumenes tarafından MÖ 2. yüzyıl başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir. Deprem kuşağında bulunan kent, Üst üste yaşadığı depremlerden sonra, tüm Hellenistik niteliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır. Hierapolis Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS 80 yıllarında, İsa’nın havarilerinden Filipus'un burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır.

Hierapolis antik kentinde; Nekropol, Domitiyan yolu ve kapısı, kare alan içine oturtulmuş Oktokonus tapınağı, tiyatro, Frontinus caddesi ve kapısı, Agora, Kuzey Bizans Kapısı, Güney Bizans Kapısı, Gymnasium, Tritonlu Çeşme Binası, Apollon Kutsal Alanı, Su Kanalları ve Nympheumları, Surlan, Filipus Martynonu ve köprüsü, Direkli Kilisesi, Nekropol Alanı, Katedral ve Roma Hamamı kalıntıları bulunmaktadır.
Tedavi amaçlı kullanılan yer altı suları ve travertenler sebebiyle tarih boyunca da bir çok insanın ilgisini çekmiştir. 
Hamam, yolcuların yıkanarak şehre girmeleri için şehrin dışına inşa edilmiştir.
Tiyatro kapasitesinin 9.500 kişi olmasından dolayı şehir nüfusunun 95.000-100.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Tiyatrosunun tasarımından burada gladyatör dövüşleri yapıldığı anlaşılır. Sahne altındaki çukurluk bölümle oturma sıraları arasında seyircileri vahşi hayvanlardan korunmak için yaklaşık bir metrelik yükseklik farkı vardır. Gladyatör dövüşlerinin olmadığı tiyatrolarda bu fark bulunmamakta, sıralar sahne düzeyinden başlamaktadır.
Şehrin giriş kapısında işlenmiş olan Medusa figürü, tanrıça Medusa'dan korunmak için yapılmıştır. Bu inancın Türk kültürüne nazar boncuğu olarak geçtiği sanılmaktadır. Şehir, 09.12.1988 tarihinde hem doğa hem de kültürel miras olarak UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınmıştır.
Hierapolis'in şu anda en çok bilinen kalıntıları Antik havuz ve Kleopatra havuzudur.
Antik Havuz: 
Antik Havuz, Pamukkale’nin en önemli simgelerinden biridir. Özellikle sağlığa faydalı olan suyu ile dünyanın sayılı havuzlarından biri olarak kabul edilir. Bugün antik havuzu meydana getiren İ.S. VII. Yüzyılda oluşan depremdir. Sütunlu caddenin yanında yer alan sivil agoraya ait ion düzeninde yapılmış olan (İ.S. I.yy) portik bu deprem sonucunda oluşan kırık içinde meydana gelen havuzun içine yıkılmıştır. Antik Havuz, suyun sıcaklığı nedeni ile rahatlatıcı bir etkiye sahip olmasının yanı sıra, birçok hastalığın geçmesi konusunda da etkilidir. Bu konuda yapılan araştırmalara göre Antik Havuz’un suyu, kalp hastalığı, damar sertliği, tansiyon, romatizma, deri, göz, raşitizm, felç, sinir ve damar hastalıklarına, içildiğinde de spazmlı midelere çok iyi gelmektedir. (Günümüzde bu havuzun girişi paralıdır).
Amatör Gezgin'in Notları:
Hierapolis ve Pamukkale'ye daha önce bir çok defa gittim ama yazma sırası ancak geldi. Öncelikle şunu söylemeliyim. Son yıllarda travertenler çok daha iyi korunmaya çalışılsa da git gide beyazlığını kaybediyor. Hatta ben çocukken Didim'de bulunan yazlığımıza giderken yoldan dahi o beyazlığın çok net göründüğünü hatırlıyorum. Yıllar içinde bölgede kurulan otellerin gelen kaynak suyunu çeşitli yollarla kendilerine aktarması sonucu oldukça travertenler oldukça kararmıştı. Bu sene ise travertenlerin başında güvenlik görevlileri beyaz kısıma girmeye çalışanları devamlı uyarıyordu. Kimilerine bu uyarılar işlemese bile...
Antik kısma gelince; maalesef antik şehir çok iyi korunamamış. Bahsedilen çoğu yapıyı sadece bir iki taş yada sütundan ibaret buluyorsunuz...
Hierapolis Müzesi
Hierapolis Ören Yerinde bulunan Roma Hamam Yapısı’nın 1970’li yıllarda yapılan restorasyonu sonucu, başta Hierapolis Kazılarında çıkan ve diğer ören yerlerinden getirilen eserlerin teşhir ve düzenleme çalışmaları tamamlanarak, 1 Şubat 1984 tarihinde Hierapolis Örenyeri Müzesi ziyarete açılmıştır. Zamanın etkisiyle yıpranan Hierapolis Örenyeri Müzesinin 1999 yılında başlayan restorasyonun, teşhir ve düzenleme çalışmaları ile birlikte açık teşhirinin de tamamlanması sonucu 24 Nisan 2000 tarihinde yeniden bugünkü durumu ile ziyarete açılmıştır.

Hierapolis (Pamukkale) Örenyeri Müzesi; Hierapolis Antik Kenti içinde, 14.000 m2’lik bir alan üzerindedir. Antik Roma Hamamı, Gymnasiumu ve kütüphaneden oluşan yapılar topluluğudur.

Hierapolis Arkeoloji Müzesi’ndeki eserler;Lahitler ve Heykeller Salonu,Küçük Eserler Salonu ve Hierapolis Tiyatrosu Buluntuları Salonu olmak üzere üç ayrı salonda sergilenmektedir.
Amatör Gezgin'in Notları:
Yazılarımı takip edenler müzeleri ve antik kentleri gezmekten ne kadar çok hoşlandığımı bilirler. Yıllarca Pamukkale ve çevresine bir çok defa gitmeme rağmen bu müzeyi gezmemiştim. Bu yaz gezdiğim muhteşem müzelerin yanında (Aydın müzesi, Efes müzesi) ne yazık ki Hierapolis müzesi sınıfta kaldı. Bunun sebebi o muhteşem eserler değildi tabi ki. Sergileniş biçimiydi eserlerin. Başarısız bir ışıklandırma, başarısız sergileme o eserlerin ihtişamını götürüyordu. Bu kadar çok turistin geldiği bir bölgenin müzesi çok daha iyi olabilirdi. Buna bir de özellikle kimi çocuklu ailelerin davranışlarıda eklenince benim için pek keyifli olmadı ne yazık ki. Sergilenen bir lahite babasının yardımıyla tırmanmaya ve içine girmeye çalışan bir çocuğu görmek (görevlinin de etkisiz kalması) üzdü beni.
Müzenin girişinde Müzekart geçerli...

29 Aralık 2016 Perşembe

Yılbaşı'nda Roma ve Gezilecek yerler

Evimiz :)

Uzun zamandan beri yeni yıla yurt dışında girme hayalim vardı. Geçen sene arkadaşlarım hadi yılbaşında hep beraber Roma’ya gidelim deyince direkt atladım tabi bu teklife. Aylar öncesinden yapılan bir plan olmadığı için biletlerimizi Alitalia’dan aldık. Her hangi bir zamanda İtalya’ya gitmek isterseniz Alitalia oldukça uygun fiyatlara sahip aklınızda olsun. Bir gece önce İstanbul’da bastıran kar gözümüzü korkutsa da ertesi sabah kazasız belasız, rötarsız bindik uçağımıza.

Daha önceki Roma seyahatimde otelde kalmıştık ama bu sefer değişiklik olsun dedik ve AirBnb sitesinden Campo de Fiori meydanında iki odalı bir ev kiraladık. (Yüksek tavanlı, eski İtalyan tarzında bu evden ve sahiplerinden o kadar memnun kaldık ki hala evimiz diye bahsediyoruz ).

Yılbaşına iki üç gün kala gittiğimiz için öncesinde tekrar bir şehir turu atalım dedik.
Bu yazı vesilesi ile de tekrar Roma’yı tanıtayım sizlere.

Roma Gezilecek yerler:




Kolezyum
Roma’nın sembollerinden biri olan Kolezyum bir arenadır. Vespasianus tarafından MS 72 yılında yapımına başlandı ve MS 80 yılında Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır.
İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. 7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan biri seçildi.

Kolezyum’a sıra beklemeden öncelikli girmek isterseniz Roma Pass almanızı öneririm. Roma Pass çoğu yerde öncelikli giriş hakkının yanı sıra, ulaşım hizmetlerinde de kullanılıyor. Bir çok mağaza ve restoranda da indirim sağlıyor. Roma Pass’ı Kolezyum’un karşısında bulunan büfeden, havaalanından yada turist bürolarından alabilirsiniz.

İspanyol Merdivenleri
Roma’nın en çok turist çeken yerlerinden biri de burası. Şu anda restorasyon altında olduğu için etrafı kapalı. Geçen gidişimde gördüğüm için benim için pek de fark etmedi ama abartıldığı gibi bir yer de değil. Açık olduğu zamanlar o kadar kalabalık ki göremiyorsunuz zaten mimarisini. Merdivenler 1725 yılında açılmış. En önemli özelliği kelebek biçimli tasarlanması. o dönemde İspanya büyükelçisi bu meydanda yaşadığı için meydan ve merdivenler bu ismi almış.
Merdivenlerin hemen karşısında bulunan Fontana della Barcaccia (Yani Gemi çeşmesi) çok daha ilgi çekici benim için. Gemi çeşmesi Barok tarzında yapılmış bir tatlı su çeşmesidir. Çeşmenin ismi yarı batmış gemi şeklinden ve bazı kısımlarından su fışkırtmasından almaktadır. Çeşme 1627 yılında Pietro Bernini ve oğlu Gian Lorenzo Bernini tarafından yapılmıştır.

Ünlü markaların mağazaları da ispanyol merdivenlerinin karşısında bulunan Via Condotti caddesindedir.
Giderseniz dikkatli olun Trevi çeşmesi ve merdivenler en çok yankesicilik olaylarının yaşandığı yerlerden.


Fontana di Trevi
Yada bizde bilinen adıyla “Aşk Çeşmesi”. Bir önceki gidişimde para atmıştım buraya dileklerim olmadı ama tekrar Roma’ya gitme fırsatım oldu. İkinci gidişimde tekrar attım (hatta blogda çekiliş yapıp 3 kişi için daha attım). Bir daha Roma’ya gitmem derken hiç ummadığım bir sebeple bu bahar tekrar Roma yolları gözüktü bana. Anladım ki para atmak sadece gidiş-gelişe yarıyor. Dilekler tutmadığına gore.

Roma'da Poli Sarayı'nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı su yolunun bu noktada toplanmasının isminin nedeni olduğu iddiası da vardır.

Trevi Çeşmesi'nın tarihi, İmparator Augustus döneminde başlar. Tarih, su arayan askerlere su kaynağının yerini gösteren bir kızın efsanesine dayanmaktadır. İmparator Augustus'nun damadı Agrippa, akan suyu Vergine su kemeri ile Pantheon'a kadar ulaştırmıştır. 8. yüzyılda, 12. yüzyılda V. Niccolo tarafından ve 15. yüzyılın ortasında 4. Paolo tarafından restore edilmiştir.

Ben 2015 yılında gittiğimde büyük bir restorasyon geçiriyordu çeşme. İkinci gidişimde ise restorasyon bitmişti ve gerçekten muhteşem görünüyordu.

Roma Forumu ve Palatine Tepesi
Roma Forumu hemen Kolezyum'un yanında yer alıyor. En önemli antik yapılar bu bölgede yapılmış. Binaların bir kısmı idare binası, hapishane vs. olarak kullanılsa da birçok mabet de bu bölgede yer alıyor. Antik romalılar tarafından "Forum Magnum" yada sadece "Forum" olarak adlandırılan bölge döneminde toplumsal olayların tartışıldığı, konuşulduğu önemli bir yapıymış.


Campo de Fiori
Bu meydan gece gündüz demeden en kalabalık ve hareketli meydanlardan biri. Gündüzleri kurulan pazarda yiyecek maddelerinden, giyim eşyasına kadar bir çok şey satılıyor. Geceleri ise meydanda bulunan kafe ve barların etkisiyle cıvıl cıvıl oluyor.
Eskiden halka açık idamların yapıldığı günümüzde ise Roma'nın en ünlü ve hareketli meydanlarından biri olan Campo de Fiori'nin adı "çiçek tarlası" anlamına gelir.
Meydanın ortasında heykeli bulunan astronom ve filozof Giordano Bruno bu meydanda düşünceleri sebebiyle engizisyon kararı ile yakılmıştır. Yakılmadan önce "Tanrı, iradesini hakim kılmak için Yeryüzündeki iyi insanları kullanır. Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar" demiştir.
Sokaktaki günlük yaşamı görmek isteyenler için pazar günü hariç her gün kurulan pazar iyi bir seçenektir. Ayrıca birçok sokak sanatçısı da bu meydanda gösteri yapar.


Navona Meydanı
Navona Meydanı (Piazza Navona) Roma'nın en hareketli, en güzel meydanlarından biridir. İmparator Domitian zamanında stadyum olarak kullanılan elips şekilli meydan 30.000 seyirci kapasiteliymiş. Papa X. İnnocent (1644 - 1655) döneminde Papa'nın emriyle yeniden yapılandırılarak meydan haline getirilmiş. Barok tarzında yapılan meydanda bulunan çeşmeler arasında en ünlüsü Bernini tarafından yapılan "4 Nehir Çeşmesi"dir (Fontana dei Quattro Fuimi). Bu çeşmenin adı 4 kıtada bulunan 4 ana nehrin adından gelir. Bunlar; Nil, Ganj, Tuna ve Plata'dır. Çeşmenin ortasında bulunan sütun ise Roma döneminden kalmadır. Üstünde ise İmparator Vespasianu, Titus ve Domitian'ın isimleri yazar. Çeşme Papa için yapılmıştır. Diğer iki çeşme ise Giacomo della Porta tarafından yapılan "Fontana del Moro" ve yine aynı sanatçı tarafından yapılan "Neptün Çeşmesi"dir. Meydanda bulunan çoğu bina 16. ve 17. yüzyıldan kalmadır. 
Günümüzde Roma'nın en hareketli meydanlarından biri olan Navona hem gece hem de gündüz çok kalabalık ve eğlencelidir. Sokak sanatçılarının gösteri yaptığı meydanda özel günlerde de panayırlar kurulur...



Castel San’Angelo
Burası Roma'nın en eski ve tarihi yapılarından biridir. İkinci Yüzyılda imparator Hadrian ve ailesi için mozole olarak yapılmıştır. Sonraki yıllarda ise Papa'nın konutu ve hapishane olarak kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan burada hapis yatan mahkumlar arasındadır. Kalenin içinde Vatikan'a giden gizli bir yol bulunmAktadır. Kalenin en üst katı en iyi Roma manzarasına sahip mekanlardan biridir. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.


Altare Della Patria / Vittorio Emanuele II Abidesi
İtalyanların beyaz pasta diye dalga geçtikleri bu abide 1911 - 1925 yılları arasında inşa edilerek Birleşik İtalya Krallığının ilk kralı Victor Emanuel adına yapılmış. Beyaz mermerden yapılan abide 135 metre eninde ve 70 metre yüksekliğinde. Yapının alt kısmında da İtalya Birleşme müzesi bulunuyor. Anıtın üst tarafında da girişi paralı olan bir seyir terası var. 




Vatikan
Vatikan’a gidecekler için bir bilgi vermek isterim. O kadar uzun kuyruklar oluyor ki (birde aralara kaynamaya çalışanlar) bu yüzden sabah erken saatlerde orada olmanızı öneririm. Son yıllarda yaşanan terror olaylarından dolayı da güvenlik had safhada. Ayakkabılarınızı bile çıkartmak zorunda kalabilirsiniz kontrolde bu yüzden kolay giyip çıkarılabilen şeyler giymenizi tavsiye ederim. Kış aylarında giyim yönünden bir sorun yaşamasanız da yaz aylarında gittiğinizde kollarınız yada bacaklarınız çok açıksa sorun yaşayabilirsiniz.

Aziz Petrus Meydanı
Vatikan devleti ve şehrinde yer alan, aynı zamanda devletin en ünlü meydanıdır. Aziz Petrus Meydanı her yıl binlerce Katolik'in ibadet için geldikleri Aziz Petrus Bazilikası'nın önünde geniş bir alan üzerinde yer alır. Alan dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmıştır. Meydanda iki adet  çeşme yer alır. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer çeşme ise Domenico Fontana’nın eseridir.
Orta kısımda ise Papa V. Sixtus tarafından diktirilen 25,5 metre yüksekliğinde bir Mısır dikili taşı bulunmaktadır. Bu dikili taş Mısır dönemi içerisinde bilinmeyen bir firavun tarafından yaptırılmış ve Roma'ya Mısır'dan getirilerek diktirilmiştir. Dikili taşın üzerinde bir Çapraz Hac yer almaktadır.
Papa her noelde meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten dinleyicilerine seslenerek mesajlarını okumaktadır.






Aziz Petrus Bazilikası
Aziz Petrus Bazilikası veya San Pietro Bazilikası Roma'daki en büyük 4 bazilikadan  ikincisidir. Vatikan'daki en göze çarpan binadır. Kubbesi ile Roma'nın siluetindeki en önemli parçalardan biridir. Hıristiyanlığın en büyük kilisesidir. 23.000 arazi üzerine kuruludur. 60.000 kişilik kapasitesi vardır.

Sistina Şapeli
Buraya girmeden once ise en büyük tavsiyem giriş biletlerinizi önceden internetten alın. Yoksa kuyruk beklenecek bir uzunlukta değil. Kuyrukta karaborsa bilet satanlardan da 5-6 euro fazla verip alabilirsiniz isterseniz tabi.

Vatikan'da, Papa'nın resmi ikametgâhı Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapeldir. Esasen Cappella Magna olarak bilinen şapel, adını onu 1477 – 1480 yılları arasında restore eden Papa IV. Sixtus'tan aldı. O zamandan bu yana şapel hem dini hem sivil papalık etkinliklerine ev sahipliği yapan bir yer oldu. Günümüzde papalık seçimlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Sistina Şapeli'nin şöhreti büyük oranda iç mekânını süsleyen fresklerden gelmektedir. Bunlar arasında en önemlileri Michelangelo tarafından yapılan Sistina Şapeli tavanı ve Son Hüküm'dür.


Pantheon
Pantheon yunanca tüm tanrıların tapınağı demekmiş. İmparator Hadrianus tarafından 118 - 125 tarihleri arasında inşa ettirilmiş. Pantheon Romada bulunan en eski beton kubbeli ve sağlam kalan binaymış. 43 metrelik çapı bulunan kubbenin o zamanın teknolojisi ile betondan yapılması hala araştırılıyormuş. Söylenenlere göre Pantheon'un o meşhur kubbesinde bulunan delikten sadece ışık giriyormuş ve nasıl bir hesaplama yapılmışsa yağmur, kar vs. girmiyormuş...
Açıkçası Pantheon'un hem ürkütücü hem de büyüleyici bir havası var. Bu kadar iyi korunmuş olması da bu etkileri arttırıyor...


Roma’da yılbaşı
Her yer ışıl ışıl, dev çam ağaçlarıyla süslü (özellikle kolezyum, vatikan ve Emanuel anıtının önündekiler harikaydı) ama yılbaşı gecesi bir aksiyon yok açıkçası. Ağırlıklı olarak katolik olan İtalyanlar sanırım Noel’e daha çok önem veriyor. Vatikan çevresi Hz.İsa’nın doğumunu anlatan çok güzel süslemelerle çevriliydi ama başka bir hareket yoktu. Bu arada özellikle vatikan çevresinde sokakta yatan o kadar çok insan var ki inanamadım. Sanırım çoğunluğu Suriyeli mültecilerdi. Daha Önceki gidişimde hiç böyle bir şey görmemiştim.Kolezyum yakınında onların ünlü pop şarkıcılarından birinin konseri vardı ama bir şey olur, bomba vs. patlar korkusundan o kalabalığa girmeye cesaret edemedik.
Kolezyum çevresi çok kalabıktı. Bizde yeni yıla orada girdik ama hem aşırı kalabalık hem de insanların attıkları maytap ve torpiller ister istemez huzursuz etti bizi. Yılbaşı gecesi özellikle 12’den sonar sokaklar daha canlandı. Campo de Fiori, Navona gibi meydanlarda bulunan kafe ve restoranlar keyifli hale geldi. Yine de başka bir ülkede yılbaşı deneyimi yaşamak kesinlikle keyifli oldu bizim için. Belki başka ülke yada şehirler daha hareketlidir denemek lazım :)





Roma’da yemek önerileri
Trastevere tarafında Fish Market güzel bir balık restoranıdır.
Navona meydanı tarafında L'Arcano restoran ve Fatto in Casa (yılbaşı yemeğimizi burada yedik) da da italyan mutfağının güzel örneklerini tadabilirsiniz. Campo de Fiori’de bulunan bütün cafelerde benim hoşuma gitti açıkçası
Da Bafetto süper bir pizacıdır.
İspanyol merdivenlerine giderseniz yanında bulunan 1893 yılında açılan Babington Tea House’da yada Via Condotti de bulunan 1760 yılında açılan Roma’nın en eski kafesi olan Caffe Greco’da bir şeyler içip, yemeniz. Açıkçası Greco’nun daha güzel bir havası var. Ama yer için uzun sure bekliyorsunuz. Biraz (!) da pahalı doğruyu söylemek gerekirse.
İspanyol merdivenlerinin orada Pompi de harika tiramisular yiyebilirsiniz.
Yine İspanyol Merdivenlerinin orada bulunan Ditta Guerra makarnacısı çok turistik ve kalabalık olmasına rağmen bence her hangi bir yerde yiyeceğiniz bir makarnadan farklı değil.

 Yılbaşı gecesi Roma ve diğer videolarımı izlemek isterseniz tıklayın




26 Aralık 2016 Pazartesi

Duatepe Anıtı - Polatlı




Duatepe: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın 10 Eylül 1921'de başlayan Türk genel karşı taarruzunda, düşmandan geri alınan ilk tepedir.
Dua Tepe'de Ekim 1999 tarihinde çalışmalara başlanıp; 20.000 ağaç ile ağaçlandırılması ve anıt tamamlanarak 12 Eylül 2000 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete açılmıştır.
Dua Tepe'deki Anıt, otopark, bağlantı yolu, yürüme yolu, tören alanı ve anıt olmak üzere beş ana bölümden meydana gelmiştir. Anıt duvarlarında, Dua Tepe' deki seksenbir şehidin pirinç harflerle yazılmış bilgileri bulunmaktadır. Anıtın ve heykellerin yaratıcısı Devlet Sanatçısı heykeltraş Metin Yurdanur' dur. Anıt simgesel olarak, Anadolu halkının Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yüzyılların geriye çekilişini tersine çevirerek Dua Tepe' de coşkun bir ırmak gibi zaferlere ve uygarlığa koşmasını anlatır. Mustafa Kemal' in şahlanan atının üzerindeki figürü Türk Milletinin önderi olmaktan duyduğu gurur ve mutluluğu ifade etmektedir. Geri plandaki Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın heykelleri emir komuta birliğini, Halide Edip Adıvar’ın heykeli ise Türk Kadınının Kurtuluş Savaşına olan katkısını anlatmaktadır. Atatürk ve yaverinin dürbünle ovayı izledikleri hali ise birazdan kazanılacak olan zaferi ve ardından gelecek bağımsızlığı umutla bekleyen Türk Ulusunu ifade eder eder.



Dua Tepe, Mustafa Kemal Paşa’nın Gazi Tepe’de attan düşmesi sonucu kaburga kemiklerinin kırılmasına rağmen görevini ısrarla sürdürdüğü ve bu nedenle Türk’ün azim ve kararlılığının simgesi olmuş bir arazi kesimidir. Anıtta bulunan iki bayraktan biri 38 nci alayın sancağını, diğeri ise Türk Bayrağını ifade etmektedir. 


Kaynak: http://www.bilinmeyenler.org/genel-tarih/duatepe-sehitlik-aniti-polatli.html

Amatör Gezgin'in Notları:
Anıtın çevre düzenlemesi gerçekten de çok başarılı. Tepe tam anlamıyla tüm çevreye hakim ve insan o manzarayı gördükten sonra ister istemez kafasında savaşın o zamanki durumunu, tepenin önemini ve verilen canları düşünüyor. Üzüldüğüm nokta ise 19 mayıs gibi önemli günlerden birinde burada hiçbir törenin yapılmaması ve anıt görevlisinin verdiği rakamlara göre çok az ziyaretçinin gelmesiydi anıta.
Stratejik önemini de göz önüne alarak 5377 askerimizin burayı almak için canını verdiğini görünce insan bu topraklarda yaşamanın, bu vatana sahip olmanın önemini daha da anlıyor....

19 Aralık 2016 Pazartesi

Tur mu? Tek başına seyahat mi?


Hollanda / Kasteel de Haar

Bazen sorular geliyor bloguma. “Turla gezmeyi mi, tek başına olmayı mı önerirsiniz?” yada “Hangi tur firmasını önerirsiniz?” diye.

Öncelikle şunu söylemem gerekir. Bir isim vermem doğru olmaz ama sektöründe en çok bilinen, güvenilen, hakkında şikayeti az olan hangi firma yada firmalarsa onları öneririm. Peki tur mu, bireysel gezi mi? Derseniz ne olur? Benim kişisel tercihim bireysel gezmektir ama bu herkes için farklılık gösterebilir.

Turla seyahat etmenin artıları:

- Tur şirketi aracılığı ile Vize almak çok daha kolay olabilir.
- İşini iyi bilen bir rehbere denk gelirseniz gittiğiniz yer hakkında enteresan bilgiler öğrenebilirsiniz.
- Özellikle ilk defa yurt dışına gidecekseniz (hatta ilk defa uçağa binecekseniz) çekiniyorsanız Rehberiniz size her konuda yardımcı olacaktır. Yabancı dil bilmenize de gerek kalmaz.
- Gittiğim ülkede yada şehirde nerede kalmalıyım, nereleri gezmeliyim diye plan program yapmak zorunda kalmazsınız. Turda gideceğiniz her yer, kalacağınız her otel bellidir ve rehber tarafından gezdiğiniz yerler hakkında bilgilendirilirsiniz.
- Çocuklu aileler ve belli bir yaşın üstündekiler için turla gitmek çoğunlukla daha rahat olur.
- Alışverişi nereden yapmalıyım, istediğim gibi bir yemeği nereden yerim diye düşünmek zorunda kalmazsınız. Rehberiniz burada da devreye girecektir.

Turla seyahat etmenin eksileri:

- İstediğin her yeri gezmekte özgür olamayabilirsin 15 – 20 kişi ile grup halinde dolaşmak zorunda olduğundan kaçırdığın noktalar olabilir. Serbest zaman kısıtlı olduğu için de yeterince göremeyebilirsin istediğin yerleri.
- Katılım zorunlu olmasada Ekstra turlar eklenince tahmin ettiğinden çok daha fazla para harcayabilirsin.
- Serbest zaman bitiminde kaybolan yada geç kalanları bekleyerek zaman kaybedebilirsin. Bu gibi durumlar gezi programını dahi sekteye uğratacak hale gelebilir.
- Tur rehberiniz suratsız, aksi, yada az bilgili çıkabilir.
- Aynı şekilde grubun diğer üyeleri arasından da aksi, kavgacı yada uyumsuz birileri çıkabilir ve tatiliniz zehir olabilir.
- Konaklayacağınız otelleri kendiniz seçemeyeceğiniz için beğenmeyebilirsiniz.
- Görmeyi çok istediğiniz bir yeri “Panoramik şehir turu” adı altında otobüsten göz ucuyla görmek durumunda kalabilirsiniz.

Başta da dediğim gibi benim kişisel tercihim kendi başıma gezmek, seyahat etmek. Bunun sebeplerinden biri de hayatımda ilk son olan tur maceramdır. Görmek istediğim neredeyse hiç bir yeri doğru dürüst göremediğimden, gruptaki insanların değişik huy ve hareketleri, otel seçimleri yüzünden bir daha bu işe kalkışmadım. Bu gittiğim yerlere de daha sonra tekrar gittim detaylı gezmek için.

Yani ben tur olayına sıcak bakmayan gruptanım. Plan, program severim ama vakit sorunu olmadan gönlünce gezmek, beğendiğin yerde bir gün daha fazla kalmak yada hiç bilmediğin bir yerden geçerken “Aaa burası da güzelmiş, hadi burada da kalalım” gibi konular benim tura olan ilgimi azaltıyor. Sizin de aklınıza gelen farklı artı ya da eksi yönler varsa paylaşırsanız sevinirim.

Neyse aslında önemli olan turla gitmek, tek başına gitmek yada arkadaş grubuyla gitmek değildir. Önemli olan bir yerden başlama, adım atmaktır keşfetmek için.