19 Şubat 2017 Pazar

Hattuşa (Hattuşaş) Çorum


Hitit İmparatorluğunun başkenti olan Hattuşaşı açıkçası daha sağlam bekliyordum ne yalan söyleyeyim (Çok şey istiyorum biliyorum bu kadar eski bir kalıntıdan ama). Biraz hayal kırıklığına uğradım. Yine de Aslanlı kapı, hiyeroglifli oda ve siyah taş enteresandı.

Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra “Hattuşa” adını aldı. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkıldı. Yazılı kayıtlarda Anitta ilk Hitit kralıdır. Yaklaşık yüzyıl kadar sonra şehir, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti haline getirildi. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları ve surlar bulunmaktadır.

Kalıntılar Aşağı Kent, Yukarı Kent, Büyük Kale (Kral Kalesi), Yazılıkaya'dan oluşmaktadır.

Yapılan araştırmalarda Hattuşa’da Hititlere başkent olduğu dönemde, yaklaşık 40 bin ile 50 bin arasında insan yaşadığı düşünülüyor. MÖ 1200 yılında Hititler’in yıkılması ile boş kalan alana, MÖ 800’lerde Frigler yerleşmiş. Yapılan kazırlarda en az 5 kültür katı bulunmuş; Hatti, Asur, Hitit, Frig, Galat, Roma ve Bizans…


Aşağı Şehir
Bu bölgede Mö 3 binde Hattiler (yani yerli halk) MÖ 2 binin başlarında ise bir Asur Ticaret Kolonisi yaşamıştır.

1 No’lu Tapınak
Bu yapı Hattuşa şehrinin en büyük tapınağıdır. Bu tapınak Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçasına adanmıştır. Avlusunda ilahiler ve yakılan tütsüler eşliğinde çeşitli ayinler ve kurban törenleri yapılırdı.

Yamaç Evi
Şehirde Büyük Tapınak ile Kral Sarayı arasında bulunan yamaçta teras olarak inşa edilmiş büyük bi rev bulunurdu. Yamaç Evi denen bu iki katlı yapının büyüklüğünden ötürü resmi işleve sahip bir yapı olduğu düşünülmektedir. Alt katın çöküntüsü içinde çok sayıda çivi yazılı tablet bulunmuştur.


Aslanlı Kapı
Şehir surunun güneybatısında bulunan bu kapı iki kule arasında yer almaktaydı. Soldaki aslanın başının solunda öğle güneşinde fark edilebilen hiyeroglifler bulunmaktadır. Kapının dış yüzeyindeki kaba işçilik bu yapının tamamen bitirilmeden kullanıma açıldığını göstermektedir.

Yer Kapı
Şehir surunun güney sınırını oluşturan yer kapı tabanı 80 m. genişliğinde, 15 m yükseklikte ve 250 m. uzunlukta yapay yığma bir settir. Şehrin en yüksek noktasında bulunan yapının koruma amacından daha çok gösteriş amaçlı yapıldığı düşünülmektedir.

Kral Kapısı
Şehir surunun güneydoğusunda bulunan bu kapı iki kule arasında yer alan kapı odası ve yaklaşık 5 m. yükseklikte sivri kemer biçimli iki kapı geçidinden oluşuyordu. İç kapının solunda elinde balta ve kemerinde kılıç taşıyan miğferli tanrı kabartması bulunmaktadır. (Orijinali Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesindedir)


Büyük Kale
Burada Kralın sarayı bulunuyordu. Eski şehrin en yüksek yerinde şehre ve ovaya tamamen hakim bir konumdaydı.

Hiyeroglifli Oda
Son Kral Supiluliuma’nın inşa ettirdiği bu odada sol duvarda mızrak ve kılıcıyla savaşçı görünümünde kral tasvir edilmiştir. Arka duvarda başının üstünde kanatlı güneş kursu, elinde mısır’ın hayat simgesi Ankh bulunan bir tanrı tasvir edilmiştir. Sağ duvarda hiyeroglif bir yazıt bulunmaktadır. Bu yazıda kralın çeşitli fetih ve başarıları, metnin sonunda da yeraltına yaptırdığı yoldan söz edilmektedir.

Bu siyah taşın vücutta bulunan negatif enerjiyi çektiği söyleniyor. (Turist rehberinin yalancısıyım). Neredeyse sarılacaktım taşa :)

Nişantaş / Nişantepe
Burası adını 8,5 m. uzunluğunda 11 satırdan oluşan bir hiyeroglif yazıtından alır. Çok tahrip olduğu için kısmen çözülebilen bu yazıtta son kral olan Supiluliuma’nın yaptıklarından bahsedilmektedir.

Hitit Uygarlığı hakkında daha detaylı bilgi almak ve bu yazıyı daha çok fotoğraf eşliğinde tekrar okumak isterseniz tıklayın

13 Şubat 2017 Pazartesi

Sevgililer günü de geldi...


Eveeet, Sevgililer günü de geldi çattı. Genelde erkeklerin amaan ne saçma gün dediği (bana gore hediye derdinden), kadınların ise heyecanla beklediği günlerden olan bu özel günde İstanbul için gidilebilecek romantik bir liste hazırladım. Bu yerlerde hem ortalamaya göre uygun fiyatlarla güzel bir akşam yemeği yiyebilir hem de sevgilinizle, eşinizle keyifli zaman geçirebilirsiniz. Bu arada genellikle restoran ismi vermemeye çalıştım ama yazdığım iki restoran benim için anlamlı olduğu için sizlerle paylaşmak istedim.

Herkese sadece bir gün değil, her gün sevgi dolu günler dilerim…

Galata Kulesi
Güzel bir yemek de yiyebileceğiniz bu önemli ve tarihi kulede tüm İstanbul’un muhteşem manzarasını panoramik olarak seyredebilirsiniz. Kule hakkında ise birçok efsane var. Örneğin en bilinen efsaneye (ve güne en uygun olanına) göre buraya ilk kez çıkardığınız sevdiğinizle evlenirmişsiniz…

Kız Kulesi
Birçok efsaneye sahip Kız Kulesi giden herkesi atmosferiyle büyülüyor. Sevgililer Günü’nde sevgilinizle romantik bir yemek ya da enfes Boğaz manzarası karşısında çay ya da kahve içmek için biçilmiş kaftan.
Kabataş’tan saat 20.00, 20.45, 21.30, Salacaktan 20.15 ile 00.30 arasında 15 dakika bir yapılacak ring seferi ile Kız Kulesi’ne gidebilirsiniz.

Boğaz Turu
Sevgilinizle unutamayacağı bir gün yaşatmak isteyenler için bir diğer seçenek de boğaz turu. İstanbul’un tadı en güzel denizde çıkar. Yemekli, müzikli tur tekneleriyle İstanbul’un keyfini çıkarabilirsiniz.

Büyükada
İstanbul’un bence en romantik yerlerinden biri olan Ada’da sevgilinizle bisiklet kiralayıp, keyifli bir ada turu yaptıktan sonar sahilde bulunan şirin restoranlarda keyifli bir yemek yiyebilirsiniz…

Ağva ve Polonezköy
Son yılların gözde yerlerinden biri olan Ağva ve Polonezköy İstanbul’a olan yakınlığı ile keyifli zaman geçirebileceğiniz yerlerden…

Pera Palas
Bence İstanbul'un en önemli mekanlarından biri olan ve tarihe tanıklık eden Pera Palas'ın restoranında ve otel'in o büyülü atmosferinde keyifli bir akşam geçirebilirsiniz...

Romantika
Fenerbahçe’de Cam kubbesi, papatya bahçeleri ve beyaz mobilyalarıyla oldukça romantik bir atmosfere sahip Romantika’yı akşam yemeği için tercih edebilirsiniz.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan

Sanat eserleri açısından gördüğüm en etkileyici yerlerden biri olan Vatikan’a gidecekler için öncelikli bir bilgi vermek isterim. O kadar uzun kuyruklar oluyor ki (bir de aralara kaynamaya çalışanlar) bu yüzden sabah erken saatlerde orada olmanızı öneririm. Son yıllarda yaşanan terör olaylarından dolayı da güvenlik had safhada. Ayakkabılarınızı bile çıkartmak zorunda kalabilirsiniz kontrolde bu yüzden kolay giyip çıkarılabilen şeyler giymenizi tavsiye ederim. Kış aylarında giyim yönünden bir sorun yaşamasanız da yaz aylarında gittiğinizde kısa şortlarla, eteklerle yada göğüs kısmı açık bluzlarla Vatikan’a giremiyorsunuz. Bu durum erkekler için de geçerli tabi. Vatikan müzelerinin kuyruğu ise inanılmaz uzunlukta bu yüzden de internetten öncelikli bilet alabilirsiniz. Ben internetle uğraşamam derseniz de kuyruk sırasında yaklaşık 10 euro fazlasına karaborsa bilet satanlardan alabilirsiniz. Benden söylemesi…

Vatikan'a giriş kuyruğu

Vatikan hakkında genel ve tarihi bilgiler:
Vatikan'ın kökeni İsa'nın havarilerinden Petrus'a dayandırılır. Hıristiyanlık inancına göre Petrus Roma İmparatoru Nero tarafında MS 64 yılındaki Büyük Roma Yangını'ndan sorumlu tutularak çarmıha gerilerek öldürülmüştür. Petrus'un İsa adına kilise kurumunu başlattığı ve ilk olarak piskoposluk rolünü oynadığına ve böylece Papalık kurumunun temelini attığına inanılır.

Papalık Orta Çağ boyunca sadece Katolik kilisesini dinsel bakımdan yönetmekle kalmadı, ordu oluşturuyordu, savaş yapıyor ve barış antlaşmaları imzalıyordu. Papalık bir devlet olarak 1870 yılına kadar varlığını sürdürdü. O tarihte Savoya Hanedanının İtalya'yı tek bir bayrak altında toplaması sonucu işlevini kaybetti. 1929 yılında Papalık İtalya'yla Lateran Antlaşmasını imzalayarak Vatikan'ı kurdu. Bu tarihten sonra Vatikan şekil değiştirmekle birlikte Papalık'ın bir devamı olarak bağımsız bir devlet halinde varlığını devam ettirmektedir.


Vatikan, ya da Vatikan Şehir Devleti, İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlettir. Yerleşik nüfus 930 (daha doğrusu vatandaşı kabul edilen) civarındadır ve bu yerleşik nüfusun neredeyse hepsi (rahibeler harici) erkektir. Kadın çalışanlar geceleri Vatikan sınırları içinde kalmaz. İtalya'nın tarihiyle hemen hemen aynı tarihe sahip olan dünya Katolik dininin merkezi kabul edilen 0.44 km karelik alana sahiptir.
Dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Katolik kilisesinin genel başkanı, Vatikan Devleti'nin de başkanı olur. Papa yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Vatikan'ın, 110 kişilik İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu vardır.

Vatikan’ın doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır.
Bütçesi; katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bağışlar, şirket gelirleri, hisse senedi-tahvil-bono gelirleri, bankacılık ve faiz gelirleri, hediyelik eşya satışlarından elde edilen gelirlerle basın yayından elde edilen reklâm gelirlerinden oluşmaktadır.

Aziz Petrus Meydanı



Vatikan devleti ve şehrinde yer alan, aynı zamanda devletin en ünlü meydanıdır. Aziz Petrus Meydanı her yıl binlerce Katolik'in ibadet için geldikleri Aziz Petrus Bazilikası'nın önünde geniş bir alan üzerinde yer alır. Alan dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmıştır. Meydanda iki adet  çeşme yer alır. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer çeşme ise Domenico Fontana’nın eseridir.
Orta kısımda ise Papa V. Sixtus tarafından diktirilen 25,5 metre yüksekliğinde bir Mısır dikili taşı bulunmaktadır. Bu dikili taş Mısır dönemi içerisinde bilinmeyen bir firavun tarafından yaptırılmış ve Roma'ya Mısır'dan getirilerek diktirilmiştir. Dikili taşın üzerinde bir Çapraz Hac yer almaktadır.
Papa her noelde meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten dinleyicilerine seslenerek mesajlarını okumaktadır.

Aziz Petrus Bazilikası



Aziz Petrus Bazilikası veya San Pietro Bazilikası Roma'daki en büyük 4 bazilikadan  ikincisidir. Vatikan'daki en göze çarpan binadır. Kubbesi ile Roma'nın siluetindeki en önemli parçalardan biridir. Hıristiyanlığın en büyük kilisesidir. 23.000 m² arazi üzerine kuruludur. 60.000 kişilik kapasitesi vardır. 

Sistina Şapeli


Buraya girmeden once ise en büyük tavsiyem giriş biletlerinizi önceden internetten alın. Yoksa kuyruk beklenecek bir uzunlukta değil. Kuyrukta karaborsa bilet satanlardan da 5-6 euro fazla verip alabilirsiniz isterseniz tabi.
Vatikan'da, Papa'nın resmi ikametgâhı Apostol Sarayı'nda bulunan bir şapeldir. Esasen Cappella Magnaolarak bilinen şapel, adını onu 1477 – 1480 yılları arasında restore eden Papa IV. Sixtus'tan aldı. O zamandan bu yana şapel hem dini hem sivil papalık etkinliklerine ev sahipliği yapan bir yer oldu. Günümüzde papalık seçimlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Sistina Şapeli'nin şöhreti büyük oranda iç mekânını süsleyen fresklerden gelmektedir. Bunlar arasında en önemlileri Michelangelo tarafından yapılan Sistina Şapeli tavanı ve Son Hüküm'dür.

Şapelin tavanında İncilden dokuz sahne resmedilmiştir. Bu dokuz sahne içinde en bilinen eser Adem’in Yaratılışıdır. Michelangelo tarafından 1511 dolaylarında yapılmıştır.
Fresk, İncilin Yaratılış bölümünde, Tanrı'nın ilk insan Âdem'e hayat vermesi konusunu betimler. Bu betim bugün dünyanın en ünlü betimlemelerinden birisidir ve modern kültüre farklı biçimlerde yansımıştır. Freskte yer alan Tanrı ve Âdem'in ellerini içeren detay da freskin en ünlü kısımlarındandır.
Tanrının yüzü olarak, Michelangelo 'nun kendi yüzünü çizdiği düşünülmektedir.
Bir diğer görüşe göre reform ve rönesanstan sonra insanın tanrıya yabancılaşması resmedilmiştir.

Pieta


Gördüğüm en etkileyici sanat eserlerinden biri olan Pietà, kucağında ölü İsa Mesih'i tutan Meryem Ana heykelidir. Michelangelo’nun en ünlü eserlerinden birisidir.
Fransız Piskopos Jean Bilheres, Pietà’yı 1498'de, San Pietro'daki mezarı için sipariş etmiştir.
Heykel, İsa'nın çarmıhtan indirildiği anı canlandırır. Hıristiyan inancına uygun olarak, Tanrı'nın oğlunun cansız bedeni artık annesinin kollarında yatmaktadır. Meryem, İsa'nın bedenini sağ eliyle güçlü bir biçimde kavrarken, sol eliyle de naaşı izleyiciye sunmakta ve herkesi İsa'ya saygıya davet etmektedir. Meryem bunu yaparken gözlerini yere indirmiştir, böylelikle müminlerin yüzlerine doğrudan bakmak istemediğini gösterir.

Michelangelo ilk denediği 3 mermer bloğun istenmedik bir yerden kırılması üzerine başladığı dördüncü mermer blokta bu heykeli yapmayı başarmıştır.
Pietà'nın Michelangelo'nun kendisi için taşıdığı büyük anlam, onun sanatçının imzaladığı yegane eser olmasından bellidir. Michelangelo imzasını, Meryem'in kıyafetini bir arada tutan kuşağın üstüne yontmuştu. Daha once çekiçli bir kişinin saldırısı sonucu hasar gören heykel cam bir muhafazayla korunduğu San Pietro Katedrali'nde özel bir yerde duruyor. Eseri görmek isteyen kalabalığın arasında yer bulabilirseniz olabildiğince en yakınına gidip, incelemenizi öneririm.

Aziz Petrus Heykeli


Bazilikaya ismini veren Aziz Petrus’un heykeli kilisenin en ilgi çekici noktalarından birisi. Heykelin ayağına dokunmanın iyi şans getireceğine ve dilekleri gerçekleştireceğine inanılıyor. Öyle ki dokunulmaktan neredeyse dümdüz olmuş ayak kısmı. Benim tuttuğum dilek henüz gerçekleşmedi ama uzunca bir kuyruğa katlanır, şansımı denerim derseniz de siz bilirsiniz :)

Aziz Petrus'un Mezarı (Baldaken)


Sarmal sütunların taşıdığı bronz sayvan, 20 metre yüksekliğindedir ve 17. yüzyılda Bernini tarafından tasarlanmıştır.

İsviçreli Muhafızlar



Vatikan'ı Papa'yı korumakla yükümlü 110 kişilik ordudur. 22 Temmuz 1506'dan beri aktif olarak Vatikan'da görev yapmaktadırlar. Görev yeri sadece Aziz Petrus Bazilikası'dır. Üniformalarının rengi sarı, mavi ve kırmızıdır. İsviçreli muhafız olmak için Katolik, bekar, İsviçre vatandaşı olunması, askeri görevini yapmış, üniversite veya liseyi bitirmiş, 19-30 yaşları arasında ve en az 174 cm uzunluğunda olunması gerekmektedir. Almanca, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce olmak üzere dört dili ana dili gibi konuşuyorlar.
Hizmet süreleri iki ile 25 yıl arasında değişen muhafızlar, iki yıldan sonra görevden ayrılabiliyor. Görev süreleri boyunca Vatikan vatandaşı olan ve Vatikan pasaportu taşıyan askerlerden görev bitiminde bu hakları geri alınıyor.
Medici papalarının rengindeki üniformalarının tasarımını ise 16. yüzyılda Michelangelo yapmıştı.

Peki neden İsviçreliler Papa’yı koruyor?

İsviçre Muhafızları'nın hikâyesi 1505 yılında Papa II. Julius'un, İsviçre'den kendisini koruyacak bir birlik göndermesini talep etmesiyle başlıyor. O tarihte İsviçre askerlerinin ünü tüm Avrupa'da biliniyor. Eylül 1505'te 150 İsviçreli asker, ilk defa Roma'ya giriyor. Ancak İsviçre Muhafızları'nın resmi kuruluşu 22 Ocak 1506 olarak kabul ediliyor.

Not: Yazıda kullanılan fotoğraflar iki ayrı seyahatte çekilmiştir, Aziz Petruz Bazilikası'nın içini kısa bir video ile görmek isterseniz tıklayın...

26 Ocak 2017 Perşembe

Karaoğlanoğlu Şehitliği / Girne

Karaoğlanoğlu Şehitliği, Kıbrıs Harekâtı sonucunda ölen Türk Silahlı Kuvvetleri askerlerinin (subay, astsubay, erbaş ve erler) anısına Türkiye tarafından yapılan Girne'deki mezarlık. Mezarlığa, Kıbrıs Harekâtı'nda Kıbrıs'a ilk çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri alayının komutanı olan Halil İbrahim Karaoğlanoğlu'nun ismi verilmiştir. 8 subay, 5 astsubay, 57 erbaş ve er olmak üzere toplam 70 TSK askerinin cenazesi yer almaktadır. 20 Temmuz 1976 tarihinde açıldıktan sonra 29 Ekim 1994 tarihinde de restorasyon çalışmaları tamamlandı.

Girişindeki iki ana sütun Kıbrıs Türkleri tarafından anavatan olarak kabul edilen Türkiye'ye açılan kapıyı temsil etmektedir. Batıdaki heykeller Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni temsil ederken, doğuda yer alan heykeller Türkiye'yi temsil eder. Bu iki heykel arasında bulunan boşluk ise Türkiye'ye açılan pencereyi temsil eder.Heykelin dört ayrı ayak üzerinde durması ise düzenlenen harekâtın dört gün içinde tamamlandığını belirtir.
Kaynak: Wikipedia




Ayrıca heykelde bulunan kartal, gemi burnu ve insan figürleri harekatın kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından ortak yapıldığını temsil eder.
Mehmetçik ve arasındaki Türk bayrağı barış harekatının Türkiye tarafından yapıldığını ve Türk milletini;
Heykel üzerindeki diğer motifler ise Türk askerinin harekat anındaki azmini, kararlılığını, duygusallığını ve yardımseverliğini ifade eder...

Amatör Gezgin'in Notları

Albay İbrahim Karaoğlanoğlu
1924 doğumlu olan Karaoğlanoğlu çıkarmanın ilk günü olan 20 temmuz 1974 tarihinde şu anda şehitliğin yan tarafında bulunan ve müze olarak kullanılan evde Binbaşı Fehmi Ercan ve Yarbay Cevdet Ayken'le muharebe planı yaparken atılan bir top mermisi sonucu Fehmi Ercan ve Sıhhiye Er Mustafa Girgin'le beraber şehit oldu. Barış harekatının ilk şehitleri anısına 24 aralık 1974 tarihinde bu anıt açılmıştır.

Fehmi Ercan
1935 Balıkesir doğumlu olan Ercan da harekatın ilk günü şehit olmuştur. Adı Kıbrıs havaalanına verilmiştir.  Fotoğrafı, Ercan havaalanı girişindeki holde bulunmaktadır.




Karaoğlanoğlu şehitliği gerçekten de çok etkileyici bir yer oldu benim için. Tabelalarda bulunan ve Kıbrıs Türklerinin çektiği eziyeti, soykırımı anlatan yazı ve fotoğraflar çok etkiledi beni. Şehitlerimizin mezarları ise bambaşka etkiledi. Hepsi gencecik 20'li yaşlardaki delikanlılar ve onlardan çok da büyük olmayan komutanları bir daha dönemediler vatanlarına. Başka canları kurtarmak için kendi canlarını feda ettiler. Çanakkalede, günümüzde Suriye'de olduğu gibi...

Bu arada etkileyici şeylerden biri de başka bir anıt'ın üzerinde yazan şehit olan Kıbrıs Mücahitlerinin isimleri. Kadın, erkek demeden yüzlerce isim...

Şehitliğin yanında bulunan parkta ise çıkarma sırasında kullanılan çeşitli savaş araçları sergileniyor.

23 Ocak 2017 Pazartesi

Saint Hilarion Kalesi


Girne'ye 10 km. uzaklıkta bulunan, Beşparmak dağları üzerinde kurulan üç kaleden en batıda yer alanıdır. Ada halkını olası Arap akınlarına karşı korumak ve muhtemel saldırılara karşı uyarmak amacıyla inşa edilmiştir. Denizden 700 metre yükseklikte oldukça sarp iki tepe üzerine kurulmuştur. Bizans döneminde onarımdan geçen kale, 1489 yılında Venedikliler'in adayı ele geçirmesiyle boşaltılmış ve kaderine terk edilmiştir.





St. Hilarion Kalesi'nin ismine tarihte 1191 yılında rastlanmıştır. Kale, burada ikamet eden Filistinli St. Hilarion'ı ziyarete gelenlerin artması ile manastıra dönüştürülmüş ve ismini bu azizden almıştır. Bugün kalede, eski manastır kilisesinden kalan bazı kalıntılara rastlamak mümkündür.
Manastır, 11. Yüzyılda Türklere karşı korunmak için sağlamlaştırılmıştır. Kıbrıs Adası'nı ve kalelerini bir süre Arslan Yürekli Richard kontrol etmiş 1191 yılında St. Hilarion Kalesini Guy de Lusignan'a teslim etmiştir. Bu dönemde savaşların önemli noktası haline gelen kale, Kıbrıs adasının bağımsızlığı yolunda etkili bir rolü olmuştur. 140 savaşsız geçen yıl içinde kalede yenilikler yapılmış ve Lüzinyanlı asillerin dinlenme yeri olarak kullanılmıştır.


St. Hilarion Kalesinde üç ayrı bölüm bulunmaktadır: Kalenin üst bölümü, üzerinde bulunduğu tepenin iki uçlu olması nedeniyle ikizler olarak bilinmektedir. Orta giriş bölümünde Lüzinyan kapısı yer almakta, burada açılıp kapanan bir köprü bulunmaktadır. Köprünün sağında bugün kubbesi olmayan bir kilise yer almaktadır. En alt bölümünde ise askerler, atlar ve diğer malzemelerin bulunduğu yerler vardır. Doğuda soyluların odaları, batıda ise gündelik odalar bulunmaktadır.



Amatör Gezgin'in Notları
Uzun yıllardır Kıbrıs'a gider gelirim ama bu kaleye gitmeye fırsat olmamıştı. Biraz da havanın serin olmasının verdiği azimle gittik kaleye. Neden havadan bahsediyorum? Çünkü Kalenin tırmana tırmana bitmeyen bir yapısı var. Sıcak havalarda o yolu tırmanmak cesaret ister açıkçası. Serinliğe rağmen bile zorlandık. Doğruyu söylemek gerekirse. Kalenin mimari yapısına gelirsek, ortada pek bir şey kalmamış olsa da o zamanları gözümde canlandırabildim. Ama şato, kale vs denince daha çok şey görmek istiyor insan. Bu arada şato kesinlikle harika bir manzaraya sahip. Bir de o dönemde nasıl bu kadar zorlu bir tepeye bu kaleyi inşa ettiklerini düşünmeden edemiyor insan.
St. Hilarion Kalesine bazı kaynaklarda Disneyland Şatosu deniyor. Bunun sebebi de Walt Disney'in Disneyland'in ünlü şatosunun ilhamını buradan almasıymış. Bence tamamen uydurma çünkü ortada ilham alınacak pek bir şey kalmamış doğrusu. Walt Disney'in ilham aldığı şatonun ismi ise Almanya'da bulunan Neuschwanstein Şatosu.


Bu arada 2014 yılında Gündem Kıbrıs gazetesinin haberine göre İngiliz bir çiftin kalede çektiği hatıra fotoğrafında bir hayalet görülmüş. Hayaletin görüldüğü yer ise şimdi manzara izleme bölümü olarak geçen, geçmişte ise "ölülerin atıldığı" kısımmış... (Bende çektiğim fotoğraflara iyice bakayım bari)

17 Ocak 2017 Salı

Kıbrıs'ın gizemli evi: Mavi Köşk


Mavi Köşk İtalyan asıllı rum olan Paulo Paolides tarafından 1957 yılında yaptırılmış. Peki kimdir bu Paulo Paolides?

Paolides bence oldukça enteresan bir adam. Sayılara, düzene, ince detaylara olan aşırı takıntısından dolayı obsesif, ölüm korkusunun evin mimarisine olan etkilerinden dolayıda şizofren olabilecek derecede ruhi sıkıntılara sahip olduğunu düşündüm evi gezerken. Ayrıca koyu bir dini inanca sahip olduğunu da evdeki objelerden anlayabiliyorsunuz.



Paulo Paolides
Kıbrıs doğumlu olan Paolides italyan asıllı rumlardandır. Paolides Avukat olmasına karşın aslında Ortadoğunun en büyük silah tüccarıdır. Aynı zamanda dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Baş piskopos Makarios'un avukatıdır. Avukatlık mesleğini silah ticaretini gizlemek için kullanmıştır. Bu nedenle köşkü kimsenin dışarıdan göremeyeceği ancak her tarafa hakim bir mevkiye yaptırmıştır. Böylelikle köşkü silah dağıtım noktası olarak kullanabilecektir. (Evin yapıldığı yer enteresan. Yüksek bir mevkiye yapılan ev tam o dönemin limanını görecek bir noktada. Anlatılana göre Paolides silah taşıyan gemilerinin limana giriş çıkışlarını buradan izliyormuş. Ayrıca sanata, düşünülmüş detaylara sahip eşyalara da merakı olduğu anlaşılıyor. )
Paolides sanata düşkün bir kimse olarak evini birçok sanat eseri ile donatmıştır. Paha biçilmez tablolar, biblolar, içki dolapları, el işi iran halıları, ayrıca kendisine ait kara kalem çalışmalarıda bulunmakta ve evinde sergilemektedir. Bazı sanat eserlerini para karşılığı almış ancak bazı eserler kendisine hediye edilmiştir. Hediye edilen bu eserlerden bir taneside paha biçilemeyen Meryem ana tablosudur. Tablonun özelliği halesinin som altından elindeki tas ve gerdanlığın ise altın suyuna batırılarak resmedilmiş olmasındandır. Tablonun bir diğer özelliği ise odanın neresinden bakarsanız bakın elleri, dizleri ayak ucları ve gözlerinin size dönük olmasıdır. 


(Bizi gezdiren rehber askerin anlattığına göre bu tablo dünyada 4 taneymiş. Bunlardan ikisi Vatikanda, diğeri ise Magosa'da bulunan St. Barnabas Manastırındaymış. Bu arada gerçekten de tablonun gözleri odanan neresinde olursanız olun sizi izliyor gibi. Gerçekten çok ürkütücü).

Paolides çok severek yaptırdığı mavi köşkü 1974 barış harekatı sırasında arkasında bırakarak İtalya'ya kaçmak zorunda kalmıştır. Kaçarken yatak odasında bulunan ve ingiliz mahallesine doğru giden kendi yaptırdığı gizli tünelleri kullanmıştır. Tünelleri kaçarken patlattığı için tam olarak nereye açıldığı bilinmemektedir. Paolides köşke olan ilgisini ve bir gün geri alma ümidini hiç kaybetmemiş bu yüzden öldürüldüğü 1986 yılına kadar köşkün çeşitli ihtiyaçlarını italyadan Kıbrıs'a gönderdiği söylenmektedir.


Bukalemun dolap ve yanında kişi sayısına göre figürlü masa

(Bu ihtiyaçlardan biri de bukalemun derisinden yapılan bir içki dolabının solüsyonudur. Bu solüsyon sürüldüğünde dolabın belli kısımları mevsim sıcaklıklarına göre renk değiştiriyormuş. En son bakım yapıldığı mevsim sonbahar olduğu için dolabın rengi sarı kalmıştır. O tarihten sonra para ve bakım solüsyonu gelmeyince Paolides'in öldüğü anlaşılmıştır). Paolides İtalya'da bir mafya toplantısında öldürülmüştür.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Paolides'in bilinen tek fotoğrafıdır. Orijinali bilinenin aksine Mavi Köşk'ün duvarında değil, evdeki dolapların birinin içinde saklıdır. Bizi gezdiren rehber asker terhis olacak bir arkadaşı da yanımızda olduğu için VİP turlarda verilen bir çok bilgiyi de bizimle paylaştı şansımıza.

Mavi Köşk'ün mimarisi ve odaları
İki katlı olan evde odaların her biri ayrı renklerde mobilyalar ile döşendiği için o renklerin isimlerini almış. Kırmızı, mavi, sarı oda gibi. Ayrıca ısınma sistemi olarak bütün evde günümüzde hala çalışan bir klima sistemi kullanılmış. Evin genel aydınlatmaları ise tavana yansıtılan spotlarla sağlanmış.


Çalışma masası

Paolides'in çalışma odasında bulunan ve Makarios'un hediye ettiği çalışma masası ve sandalyesi enteresan bir özelliği sahip. Çalışma sandalyesinin sırt ve oturma kısmı özel bir süngerle yapılmış. İlk oturuşta yumuşak olan sünger yaklaşık iki saat sonra taş gibi sertleşiyor ve çalışan kişinin rehavete kapılmasını engelliyormuş. Odanın perdeleri ise özel olarak dokunmuş. Tamamen kapatıldıkları zaman dışarıdan kesinlikle ses geçirmiyormuş. Odada bulunan kütüphane ise gerçekten etkileyici. Bir çok yabancı dilde yazılmış hukuk ve politika kitapları var.

Yatak odası
Yatak odaları diğer odalar gibi ebeveyn banyolu olarak düşünülmüş. Burada tek fark ufak bir oturma bölümüne sahip olması. Oturma bölümünde kullanılan mobilyaların süngerleri de yine özel tasarlanmış. Bizi gezdiren askerin anlattığına göre bu koltuklarda 15-20 dk oturmak uyku getiriyor, böylece rahat bir gece uykusu sağlıyormuş. Paolides'in yatak odasının pencereleri ise güneşin doğuşunu ve batışını izleyebileceği bir şekilde yerleştirilmiş. Yatak odasının kapısı ise sadece kendisinin ve hizmetçilerinin bildiği, aşağıya indirerek değil yukarı kaldırarak açılıyormuş. Bunun sebebi de ölüm korkusu olan Paolides'in kapıyı açmayı bilmeyen birisi geldiğinde içeride tedbir almaya fırsatının olmasıymış. Paolidesten kaldığı düşünülen iki adet pembe renkli bornoz ve bir adet terlik bu odada sergileniyor.


Denge heykeli

Diğer odalar
Kırmızı oda mafya toplantılarının yapıldığı, mavi oda yetişkin misafirlerin kaldığı, sarı oda ise çocuk misafirlerin kaldığı oda olarak söyleniyor. Çocukların kaldığı odada dolaplar bile kız ve erkek çocuklara göre dizayn edilmiş. Kızlar eflatun kulplu, erkekler ise mavi kulplu dolaplara eşya yerleştiriyorlarmış. Bu odanın ilginç bir özelliği de köşkten ayrı olarak yapılması. Daha doğrusu köşkle bütünmüş gibi görünen ama esneme paylarıyla köşkten ayrı yapılan bir oda. Ölüm korkusu olan Paolides burayı bir deprem sığınma odası olarak tasarlamış. Koridorda bulunan ve deprem yada ufak bir sallantı durumunda düşerek sesini tüm köşk'e duyuran "denge" heykeli de bu takıntısının diğer bir göstergesi.



Süt Havuzu
Köşk'ün birinci katında bulunan bu havuzda su yerine süt akıyormuş ve kadın misafirler burada süt banyosu yapıyormuş. Hatta Paolides'in büyük aşkı Sophia Loren bu misafirlerden birisiymiş...



Taverna (Yemek) Kısmı
Bu kısımdaki masalar odaların rengine göre boyanmış. Buradan da düzen takıntısını anlayabileceğimiz Paolides hangi misafir hangi odada kalıyorsa onları ona göre yerleştirirmiş masalara. Mafya patronları olduğu zaman ise yan masasına çocuk misafirleri oturturmuş çocukların yanında bir çatışma çıkmayacağı için. Bu bölümde büyük ocağın içinde et pişirmeye yarayan düzenek ise hala çalışıyor...

Teras (kış bahçesi) kısmı
Burada da ilginç eşyalar var. Başta anlattığım bukalemun derisi dolap bunlardan bir tanesi. İçi aynalarla kaplanmış, termos görevi gören elektriksiz çalışan içki dolabı da ilginç. Ayrıca uzak doğu motifleriyle süslenmiş masa da düzen takıntısını bir kere daha gözler önüne seriyor. Masaların üstünde 1'den 9'a kadar insan figürü var. Kaç kişiye servis yapılacaksa o masa çıkartılıyor. (1 kişiye 1, 2 kişiye 2 motifli masa gibi).



Havuz bar kısmı
Burası italya'dan getirilen mozaiklerle kaplanmış. Duvarlarda burçları sembolize eden resimlerle de süslenmiş. Ağırlıklı olarak Paolides'in burcu olan Başak burcuna yer verilmiş.
Bu arada köşkte bir çok sembol var. 13 sayısı basamaklar, havuz ışıkları gibi bir çok yerde kullanılmıştır. Bahçede bulunan küçük havuzun göz şekline benzemesi ve piramiti anımsatan şekiller Paolides'in ezoterik bilgilere meraklı olduğunu akıllara getirmiştir.


Şarap çeşmesi

Kıbrıs haritası şeklinde havuz

Bahçe bölümü
Bu bölümde devir daim motoruyla ağzından şarap akıtan bir çeşme, göz'e benzeyen bir süs havuzu, büyük ve çok derin bir havuz (Havuz 1-3 mt arasında. Paolides'in ise 1,55 gibi bir boya sahip olduğu söyleniyor.) En ilginci de sesinizin sadece kendi kulaklarınıza yankılandığı bir bölüm var. Bu bölümde Paolides'in mahkemelere hazırlık olarak ses provası yaptığı tahmin ediliyor.

Bunlar dışında evin heryerinde günah çıkartma yerleri var en büyük günah çıkartma yeri köşkün dışında mevcut. Bu günah çıkartma köşelerinden birinde ise 9 gözlü sinek gözüne benzeyen bir ayna mevcut. Bu aynanın önünde durduğunuzda odanın tamamını görebiliyorsunuz tehlike durumunda korunmak için.


Köşk ve Paolides hakkında rivayetler
- Paolides hiçbir noktadan görünmeyen ve içerisinde gizem yüklü odalar ve geçitler olan bu köşkü yakın bir mimar arkadaşına yaptırmış, köşkün inşası tamamlanınca da yeri kimse tarafından bilinmesin (kaçma tünelleri ve diğer gizli detaylar) diye arkadaşını ve tüm işçileri öldürtmüş.

- Köşk 1974 Kıbrıs Barış Haretı’ndan sonra ele geçirilmiş, köşkteki para kasasında 20 sterlin para ve bir altın anahtar bulunmuş. Ancak bu anahtar köşkün bütün kapılarında denenmiş ve hiçbirini açmamış.

- Paolides dönem dönem evinde partiler düzenlermiş. Odasının balkonundan, havuzda yüzen kişilerin veya havuz etrafındaki kişilerin, yakalaması için ısırdığı elmayı o bölgeye atarmış. Bu elmayı yakalayan kişi ile de, ister kadın ister erkek olsun , geceyi birlikte geçirirmiş. Doğru mudur bilinmez ama Paolides hakkında pedofil olduğu da söylenir. Çocuk misafir odasının kendi yatak odasına yakın, ebeveynlerinin odasına uzak olması da bu yüzdendir denir.


Mavi Köşk hakkındaki ikinci rivayet ise şöyledir; ki bu daha çok yurt dışı sitelerde iddia ediliyor

Paolides'in gerçek adı Byron Pavlidesdir ve Kıbrıslı zengin bir iş adamıdır. Pavlides avukatlık mesleğinin yanı sıra General Motors'un ve daha bir çok İngiliz markasının Kıbrısda bulunan temsilcisidir. Avukatlık mesleği sebebiyle dönemin ileri gelenleri ve rum siyasetçilerle de oldukça iyi ilişkilere sahiptir. Evini dünyadaki zamanın ileri teknolojilerini takip ederek kendi zevki adına yaptırmıştır. Hatta iddialara göre kendisinin olduğu o tek fotoğrafta tamamen uydurmadır. Gangster görünümü kazansın diye konulmuştur. Byron Pavlides'in neler yaşadığını, şu anda nerede olduğunu yada ölüp ölmediğini gösteren bir kayıtsa bulamadım maalesef...

Not: İçeride fotoğraf çekmek yasak olduğu için üstünde blogumun adı yazılı olan fotoğraflar hariç çeşitli internet sitelerinden kullanılmıştır.