23 Ağustos 2017 Çarşamba

Hamilelikte Seyahat İpuçları


Evet yeni konumuzla ilgili ilk yazım maalesef yaz tatilinin sonlarına denk geliyor ama ancak kendimi toparlayabildim. Yine de kurban bayramında yolculuk edecek hamileler için bir fikir verebilir diye düşünüyorum.

Konumuz hamilelikte seyahat. Benim ikiz ve biraz da riskli bir gebelik olduğu için bu yaz çoğunlukla günübirlik yada bir gecelik geziler dışında pek seyahat etme fırsatım olmadı. Yaptığım kısa seyahatlerde ise birazdan yazacağım kuralların çoğuna uymaya çalıştım. Peki hamilelikte bebeğiniz ve sizin için güvenli yolculuk kuralları neler bir bakalım mı?

Gebelikte seyahat için ideal zaman 2. üç aydır. Çünkü ilk 3 ayda aşerme, bulantı, kusma gibi problemler ve son 3 ayda da büyüyen karın ve gebelikten dolayı çabuk yorulma yolculuğu zorlaştırabilir. Ancak özellikle uzun süren yolculuklarda da dikkat edilmesi gereken bazı konular vardır.

Otobüs yolculukları hamileler için en az önerilen yolculuk biçimidir. Gerek hareket kısıtlılığı, gerekse molaların seyrek olması nedeniyle eğer başka seçenek varsa uzun otobüs yolculuğu tercih edilmemelidir.

Tren yolculukları hareket imkanının daha fazla olması nedeniyle otobüse tercih edilmelidir.

Uzun süren yolculuklarda uzun süre hareketsiz kalmak hamileler için risklidir. Kan pıhtılaşması gibi bir sorununuz varsa her saat başı 10 dk’lık bir yürüyüş araba yolculuklarında tavsiye edilmektedir. Uzun süre bacakların aşağı sarkık durumda ve hareketsiz kalması kanın damar içinde pıhtılaşmasına neden olabilir. Özellikle bacak damarlarından kaynaklanan bir pıhtının akciğere geçerek ‘Akciğer Embolisi’ ne neden olabilmesi söz konusudur. Bende kan sulandırıcı iğne kullandığım için bunlara dikkat etmeye özen gösteriyorum. Zaten hamileliğin ilerleyen aylarında isteseniz de uzun sure hareketsiz kalamıyorsunuz. Yapılan kısa yürüyüşler şişkinlik gibi sorunları da en aza indirgiyor…

Uçak yolculuğu gebeler için güvenlidir. Kabin basıncında önemli değişiklik olmadığı sürece bebek için ekstra bir risk taşımaz. Buna karşın havayolu şirketleri kendilerini güvenceye almak için belli bir gebelik haftasından sonra  doktor raporu talep eder. Örneğin Pegasus Havayolları tekil komplikasyonsuz hamileliklerde, hamilelik dönemi 36 haftayı aşmış anne adaylarının seyahat etmesini kabul etmemektedir. Dolayısıyla bütün gidiş-dönüş uçuşları hamileliğin 36. haftası bitmeden tamamlanmalıdır.
çoğul komplikasyonsuz hamileliklerde, hamilelik dönemi 32 haftayı aşmış anne adaylarının seyahat etmesini kabul etmemektedir. Dolayısıyla bütün gidiş-dönüş uçuşları hamileliğin 32. haftası bitmeden tamamlanmalıdır.

THY Kurallarına gore ise 28. haftalarını (yedi ay) doldurmamış olan hamile yolculardan seyahat için herhangi bir rapor istenmez. Tek bebeğe hamile olan yolcular, 28. haftanın başından 35. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları “uçakla seyahatinde herhangi bir sakınca yoktur” ibaresi yer alan raporla seyahat edebilirler. 36 hafta ve sonrasında ise doktor raporu olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmez. İki veya daha fazla bebeğe hamile yolcular ise 28. haftanın başından 31. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları “uçakla seyahatinde herhangi bir sakınca yoktur” ibaresi yer alan raporla seyahat edebilirler. 32 hafta ve sonrasında ise doktor raporu olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmez. Doktor raporunun tarihi 7 günden eski olamaz. Raporu düzenleyen doktorun rapor üzerinde adı soyadı, diploma numarası ve imzası mutlaka olmalıdır. Raporun dili İngilizce veya Türkçe olmalıdır.

Gebelikte seyahat için öneriler:

• Rahat giyisiler ve ayakkabılar giyilmelidir.
• Uygun, rahat bir seyahat yastığı bulundurulmalıdır.
• Tuvalet ihtiyacı mutlaka giderilmelidir.
• Atıştırmalık yiyecek bulundurulmalıdır.
• Emniyet kemeri takılmalı ve tüm güvenlik önlemleri alınmalıdır. (Ben özellikle arabada emniyet kemerimi göbeğimi kesmeyecek yada rahatsız etmeyecek şekilde takmaya özen gösteriyorum)

Uçuş esnasında
- 2 saatten fazla süre hareketsiz kalınmamasına dikkat edilmeli,
- Yeterli miktarda  sıvı  tüketilmelidir .Çay-kahve ve gazlı içeçekler yerine su veya meyve suları tercih edilir.
İniş ve kalkışlar sırasında, hava basıncındaki değişikliklerin etkilerini azaltmak amacıyla sakız çiğnenebilir.
- Uzun uçuşlarda ( 3 saatin üzerinde) bacakta kan dolaşımını arttıran varis çoraplarının giyilmeli, kan dolaşımını arttıran egzersizler yapılmalıdır.
- İstenildiği zaman yürümeyi mümkün kıldığı için koridorda koltuk seçimi yapılmalıdır.
- Acil çıkış kapılarının olduğu koltuklarda geniş koltuk aralığına sahip olduğu için tercih edilebilir.

Kabin içerisinde nem oranının düşük olması burun, boğaz ve göz kuruluğuna neden olabilir. Kuruma etkilerini en aza indirmek için; dudaklar için nemlendirici kremler yanınızda bulundurulmalı kontak lens kullanılıyorsa seyahat esnasında gözlük kullanımı tercih edilmelidir.

Mümkün oldukça yolculuk esnasında ayağa kalkıp yürümelidir. Otururken ise yine boş durmamalı ve alt bacaktaki kas gruplarını çalıştıracak bilek çevirme, bacak ve kol esnetme gibi egzersizler yapılmalıdır.

Havayolları, acil yardım kapsamında kabin personeline uçakta meydana gelebilecek doğumlar için eğitim veriyor. Böylesi durumlarda uçaktaki diğer yolcular arasında doktor ya da hemşire gibi sağlık görevlileri bulunuyorsa kabin ekibiyle beraber doğum sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilebiliyor. Uçak da en yakın noktaya acil iniş yapıyor.

11 Ağustos 2017 Cuma

St. Barnabas Manastırı ve İkon Müzesi / Gazimağusa



St. Barnabas kimdir?
Salamis'te doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs'te eğitim gördükten sonra Kıbrıs'a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için 45 yılında St. Paul ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından taşlanarak öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabas'ın öğrencileri olayları izleyip, cesedi Salamis'in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de St.Mathews'un yaptığı incilin kopyasını koyarlar. Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 

432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul'a giderek İmparator Zeno'yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır. İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşa edilmesi için bağışta bulunur. Manastır 477'de inşa edilir. Manastır bir kilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan meydana gelmiştir. 

St. Barnabas kilisesinde çoğunluğu 18. yy'dan kalma zengin bir ikon koleksiyonu bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunan bazalt değirmen Enkomi yerleşim bölgesinden, diğer sütun ve taşlar ise Salamis'ten gelmiştir. Papazların yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edilerek bir Arkeoloji müzesi haline getirilmiştir. Bölgenin en geniş müzesinde, Kıbrıs'ın Neolitik Döneminden Roma Dönemine dek geniş bir çizgideki tarihsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek mümkündür.




Barnabas İncili
Barnabas'ın kaleme aldığı incil, zamanının çoğunu, mesajını yaydığı üç yıllık süre içinde bizzat İsa'nın yanında geçiren bir kişi tarafından yazılmış ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil'dir. Kabul edilmiş dört İncil'in yazarlarının aksine, o İsa ile doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa'dan almış biriydi.

Iraneus'un (MS.130-200) yazılarından, bu İncil'in İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Putperest Roma dininin ve Eflâtun'un felsefesinin İsa'nın aslî öğretileri içine girmesine karşı çıkan İraneus, Eflatuncu Valentinyanlara karşı kendi fikirlerini desteklemek için Barnabas İncili'nden alıntılar yapmıştır.

Barnabas İncili M.S 496 yılında Papa I.Glasius tarafından yayınlanan Decretum Gelasianum'da Aykırı Kitap ilan edilmiştir.


Barnabas incili Hz. Muhammed’in son peygamber olarak insanlığa yollanacağını doğumundan 75 sene once müjdelemiştir. Ayrıca Hz. Meryem’in Tanrı’nın oğlunun annesi olmadığını sadece sıradan bir insan olduğunu, Hz. İsa’nın yeniden dünyaya gelecek olan mesih olmadığını da yazmıştır. Tam da bu nedenle asırlar boyu (1700 senedir) tamamen imha edilmek istenmiştir.

23 Haziran 2017 Cuma

Salamis Antik Kenti / Gazimağusa

Salamis Gazimağusa'nın 6 km kadar kuzeyinde bulunan bir antik kent. Açıkçası Salamis'e gitmeden önce pek bir beklentim yoktu. Bu yüzden gördüklerim beni etkiledi gerçekten. Özellikle heykel ve mozaikler görülmeye değerdi. 



Kentin bulunuşu
Salamis Antik kenti 19,yy'ın sonlarında ağaç ve toprak tabakasıyla kaplı bir halde bulunmuş ilk olarak. 1952 - 1974 yılları arasında yapılan kazılarla da kentin büyük bir kısmı ortaya çıkarılmış. 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonucu ara verilen kazılara 1998 yılında Ankara Üniversitesi öncülüğünde tekrar başlanmış. Şu anda ise benim görebildiğim kadarıyla her hangi bir kazı çalışması faaliyeti yok.

Kentin tarihi ve önemi
Salamis'in adı İncil'de de geçmektedir. Hz. İsa'nın havarilerinden Barnabas ve Pavlus'un burada vaaz verdiği söylenmektedir. 
Bir rivayete göre Aka'lar, başka bir rivayete göre ise Truva savaşına katılan Salamis adası kralı Telamon'un oğlu Tefkros tarafından kurulmuştur. Kentte bulunan en eski kalıntıların tarihi M.Ö. 11 yy'a aittir.

Kentte bulunan sikkelere göre bir dönem Asur hakimiyeti hüküm sürmüştür. Asur egemenliğinin sona ermesiyle bir süre bağımsız bir krallık olan Salamis, daha sonra  Mısır ve Pers egemenliğinde varlık göstermiştir. Fakat Büyük İskender'in büyük doğu seferi sırasında Pers idaresinden de çıkmıştır.
Özellikle İskender'in ölümünden sonra çalkantılı bir dönem geçiren ve devamlı el değiştiren kent MÖ 294 yılında Ptoleme krallığının Kıbrıs'ı almasıyla birlikte bu krallığın idaresine girer ve başkent olur. Bu parlak dönem Roma döneminde de devam eder. Roma İmparatorluğunun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir. Kentte bulunan kalıntıların bir çoğu da bu döneme aittir. MS 76-77 yıllarında yaşanan depremler ve MS 116 yılında yaşanan isyanlarla tahrip olan kent Roma İmparatorluğunun Antakya (Antiocheia) vilayetine bağlanır ve bu dönemde tekrar refaha kavuşup, şaşaalı günlerine geri döner.

Salamis Kenti MS 332-342 yılları arasında olan depremlerle büyük tahribatlara uğrar ve eski önemini kaybeder. MS 647 yılında başlayan Arap akınları ve depremler sonucu tamamen kaderine terk edilir...



Kentte bulunan yapılar
Kenti çevreleyen surların yanı sıra şehir merkezin çevreleyen ikinci bir surun varlığı tespit edilmiştir. Kentin surlarının Arap (islam) akınlarına karşı yapıldığı düşünülmektedir.
Şu anda tamamen denizden uzaklaşsa da kentte iki adet de liman kalıntısına rastlanmıştır. 
Şehrin Gymnasium'un da bulunan bir yazıtta buranın helenistik bir yapı olduğu ifade edilmiştir.
Tiyatro ise ilk kez Augustus döneminde inşa edilmiş, depremlerle yıkıldıktan sonra taşları kentin tekrar imarında kullanılmıştır.
Yeni yapılan tiyatro ise üç bölümden oluşur. Sahne, orkestra ve oturma yerleridir. Sahne binasından günümüze sadece temelleri kalmıştır.
15.000 kişilik olduğu tahmin edilen tiyatronun oturma kısımlarından çok azı günümüze ulaşabilmiştir.


Roma villası olarak adlandırılan yapı tiyatronun güney tarafında bulunmuştur. Sütunlu bir giriş, büyük bir iç avlu ve büyük bir oturma odası tespit edilmiştir. Villanın zemininde bulunan mozaiklerde hayvan tasvirleri bulunmaktadır.
Bizans sarnıcı üç bölmeden oluşur. Burada duvar resimleri ve yazılar bulunmuştur.
Aziz Epiphanios Bazilikası
Bazilika, 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. Ayin sırasında Rahiplerin oturduğu bölümlerin yanı sıra iki yanda bulunan odalar rahiplerin cüppelerini giydiği ve eşyalarını koydukları bölümlerdir. Vaftizhanenin altında bulunan sistemden anlaşıldığı üzere kışın vaftiz için sıcak su kullanılmıştır.
Agora
Şehrin ortasında bulunan bu kısım dükkanların da yer aldığı hem toplantı hem de alışveriş merkezidir. Kazı alanında bulunan bir kitabeden öğrenildiğine göre İmparator Augustus döneminde yenilenmiştir.
Zeus Sunağı
Yapının çok az bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir. Bulunan bir kitabede İmparator Augustus'un karısı Livia şerefine yaptırıldığı anlaşılmaktadır.


Giriş 7 TL. Yanınızda mutlaka su ve şapka bulundurun. Alan çok büyük ve dağınık olduğu için oldukça yorucu olabiliyor gezmesi...


23 Mayıs 2017 Salı

Bellapais Manastırı - Girne



Bellapais Manastırı ve Beylerbeyi sokakları gerçekten de harika. Özellikle Beylerbeyi sokakları renkli rum evleri, küçük dükkanları ile insana huzur veriyor. Bellapais Manastırı ise muhteşem Girne manzarası ve korunmuş yapısı ile Girne'de mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Benim gittiğim dönemde yapılacak olan müzik festivali için prova yapan sanatçıların muhteşem eserleri eşliğinde gezmek ise ayrı bir güzellik kattı bu geziye...

Bellapais Manastırının tarihi:
Beşparmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerinde kurulmuş olan manastırın bugünkü adı Fransızca  “Abbaye de la Paix” den (Barış Manastırı) türemiştir. 



MS. 12.yy'da Roma döneminde inşa edilen manastırın temelleri üzerine ortaçağ'da yapılan eklentilerle günümüzdeki halinae kavuşmuştur. Gotik mimarinin güzel örneklerinden biri olan manastıra ilk yerleşenler Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhebi rahipleridir. Manastırın ilk binası 1198 ve 1205 tarihleri arasında yapılmıştır. Günümüzdeki yapının büyük bir kısmı ise Lusignan (Lüzinyan) kralı III.Hugh tarafından 1267-1284 tarihleri arasında inşa ettirilmiştir. Avlunun etrafında bulunan yemekhane ve diğer alanlar ise IV. Hugh tarafından eklenmiştir. Yemekhane kapısının üzerinde  sırayla Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallıklarının armaları asılıdır. 



Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra manastır Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne verilmiştir. Sadece kilise bölümü, ortodoks kilisesi özelliklerini barındıran özellikler eklenerek, Rum ortodokslar tarafından kullanılmıştır. 1974 Barış harekatı sonucu rumlar adanın güney kesimine geçince manastır Eski Eserler ve Müzeler dairesinin himayesine verilmiştir.

Manastır, dönem dönem klasik müzik konserleri ve çeşitli müzik festivallerine ev sahipliği yapmaktadır.


14 Mayıs 2017 Pazar

Anneler günü nereden çıkmıştır? Anlamı nedir?


Anne olan, olmak isteyen, içinde anne olma hissini taşıyan herkesin anneler günü kutlu olsun.

Açıkçası bu gibi günler benim gibi annesini veya ona annelik etmiş her kimseyi kaybetmişler için zor geçen günlerdir. Peki nereden çıkmış bu "Anneler Günü" kutlaması?

Tarihteki ilk anneler günü kutlamaları, antik Yunan’da, tanrıların anası Rhea onuruna düzenlenen bahar kutlamalarına dayandırılabilir. 1600’lerin İngiltere’sinde “Anneler Pazarı” kutlanırdı. Paskalya’nın 40 gün öncesinden başlayan sürecin dördüncü pazarında kutlanılan “Anneler Pazarı” ile, bütün İngiliz anneler onurlandırılırdı. “Anneler Pastası” denilen özel bir pasta, bu kutlamayı daha da özel kılardı.

Hıristiyanlığın Avrupa’da yaygınlaşmasıyla kutlama biçim değiştirerek “Kilise Ana” kutlamasına dönüştü. Kendilerine hayat veren ve kötülüklerden koruyan gücün “Kilise Ana” olduğuna inanılırdı. Zamanla kilise festivali ile “Anneler Pazarı” kutlamaları karıştı ve insanlar, kiliseyle birlikte annelerine de şükranlarını sunar oldular.

BARIŞA ADANAN BİR GÜN

ABD’de Anneler Günü ilk defa 1872’de Julia Ward Howe tarafından, barışa adanan bir gün olarak önerildi. Bayan Howe her yıl Boston’da Anneler Günü kutlamaları organize etti.

1907 yılında Philadelphia’da Ana Jarvis adında bir kadın, ulusal bir Anneler Günü için kampanya başlattı. Bayan Jarvis, West Virginia eyaletinde annesinin bağlı olduğu kiliseyi, annesinin vefatının ikinci yıldönümü olan mayısın ikinci pazarında, Anneler Günü’nü kutlamaya ikna etti. Ertesi yıl Anneler Günü, bütün Philadelphia’da kutlanmaya başladı.

1914'TE RESMİ AÇIKLAMA GELDİ

Bayan Jarvis ve onu destekleyenler bakanlara, iş adamlarına ve politikacılara, ulusal bir Anneler Günü ilan edilmesi için dilekçeler yazmaya başladılar. 1911’de arzuları gerçekleşti ve Anneler Günü tüm eyaletlerde kutlanır oldu. Başkan Woodrow Wilson, 1914’te resmi bir açıklama ile Anneler Günü’nü ulusal tatil ilan etti. Böylece Anneler Günü’nün, her yıl mayısın ikinci pazarında kutlanmasına karar verilmiş oldu.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde Anneler Günü’nün farklı tarihlerde kutlanmasına karşın, Danimarka, Finlandiya, İtalya, Türkiye, Avustralya ve Belçika’da Anneler Günü mayıs ayının ikinci pazarında kutlanmaktadır.

5 Mayıs 2017 Cuma

Hıdırellez nedir? Neler yapılır?

Çingeneler Zamanı / Time of the Gypsies

Bugün Hıdırellez. Öncelikle herkesin dileklerinin kabul olmasını, hastaların şifa bulmasını dilerim.

Peki nedir Hıdırellez?
Unutmazsam her sene dileklerimi bir kağıda yazıp, gül fidanına bağladığım bu gecenin hatırası benim çocukluğuma dayanır. 

Hıdırellez gecesinde rahmetli Anneannem bize dileklerimizi yazdırırdı yada çizdirirdi kağıda. Bazen de çakıltaşlarıyla istediğimiz şeyin şeklini yapmaya çalışırdık. Kendisi başka ritüelleri yapar mıydı hatırlamıyorum ama çocuk aklımla son derece eğlendiğimi hatırlıyorum bunları yaparken...
Yaza adım atıldığının ve baharın habercisi olan 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, mevsimlik bir bayram olan Hıdırellez'in kutlandığı gün olarak sayılıyor. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St.Georges Günü olarak kutlamaktadırlar..

Hıdırellez'in hikayesi nedir?
Hızır ve İlyas, Bir hükümdarın ordusundaki iki askerdir. Hükümdar bir gün ordusuyla birlikte ölümsüzlük suyunu (Ab-u Hayat) aramaya çıkar. Yolculukta, Hızır ve İlyas diğer askerlerden ayrılırlar. Bir subaşında durup, yemek için kurutulmuş balık çıkarırlar. Tam bu esnada deniz suyu balığa sıçrar, balık canlanır ve suya atlar. Böylece Hızır ve İlyas ölümsüzlük suyunu bulmuş olurlar. Bu sırada bir melek gelir. Hızır ve İlyas’ın kıyamete kadar yaşayacaklarını, fakat Hızır’ın karada, İlyas’ın denizde ihtiyacı olanlara yardım edeceklerini bildirir. Hıdrellez günü yani 6 Mayıs’ta Hızır ve İlyas’ın buluştuklarına, onların buluşmalarıyla ölü tabiatın canlandığına inanılır. Halk inanışına göre 6 Mayıs’ın yağmurlu geçmesi, Hızır ve İlyas’ın buluştuklarında sevinçlerinden ağlamalarının ve bulutların da onlara katılmalarının bir ispatıdır.
(Ölümsüz olan ve bahar aylarında gezip bereket dağıttığına inanılan Hızır açık olarak geçmese de Kuran’da kendisine referans gösterildiği de rivayet edilen bir muhterem şahıstır. )

Hıdırellez Gecesi neler yapılır?5 Mayıs akşam ezanı ile gül dallarına paralar asılır (Eskiden kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş) ya da açık cüzdan bırakılır. Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak, varlıklı bir kişi olmak hayal edilir. Asılan paralar ya da cüzdanlar 6 Mayıs sabah erkenden geri toplanır. Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir, gelebilecek kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.

Hıdırellez'de neden ateşten atlanır?Hıdırellez gecesi en çok yapılan etkinliklerden biri ateşten atlamadır. Bunun sebebi de ateşten atlanıldığında hastalıklardan korunulacağına inanılmasıdır. Hıdırellez'in en yaygın ritüelü budur ve ateşten atlamanın nazardan ve hastalıktan koruduğuna inanılır. 
Hıdırellez'in UNESCO'nun 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınması amacıyla 2010 yılında çalışmalar başlatılmıştır.

Goran Bregovic'in ünlü "Çingeneler Zamanı" filminden "Ederlezi"yi (Boşnakça Hıdırellez) dinlemediyseniz öneririm...